Giriş:

Tasarrufun iptâli davası 2004 sayılı İcra İflas Kanunu’nun 277 ila 284’üncü Maddeleri’nde düzenlenmiştir. İcra veya iflas takibi kesinleşmeden önce borçlu, alacaklılarından mal kaçırmak, borcunu ödememek veya muhtemel icra takiplerinin karşılıksız bırakmak amacıyla mallarını elden çıkarabilir, bağışlayabilir ya da muvazaalı satışlar yoluyla güvendiği kişilere devredebilir. Bu durum, alacaklıların zarar görmesine sebep olacağından Kanun; zarar gören alacaklıların bu tasarruflara karşı, açılacak bir dava yoluyla alacaklarını menfaatlerini korumalarını sağlamayı amaçlar.

Kanun, söz konusu dava yoluyla tasarrufların butlanına hükmedileceğini belirtse de, tasarrufun iptâli davası ile dava konusu tasarruf hükümsüz hale gelmeyecek veya tasarruf iptâl edildiğinde, mal borçluya geri dönmeyecektir. Maddede belirtilen hükümsüzlük; maddi hukuk anlamında bir olgu değildir. Buradaki iptâl terimi tasarrufun ancak alacaklı bakımından hükümsüz duruma gelmesini tanımlar ve bu sebeple iptâle konu tasarruf yok sayılamaz.[1] Ancak tasarruf, alacaklı bakımından hüküm ifade etmeyeceğinden, yapılmamış gibi kabul edilip, malın cebri icra yoluyla satışı mümkün hale gelecektir. Bunun yanında icra yoluyla satışa konu olan malın satışından elde edilen miktar; alacak miktarından fazla olup, masraf, faiz, harç vb giderler düşüldükten sonra bir miktar artarsa; bu para borçluya verilmeyip, üçüncü kişiye verilecektir.

İptal davası; borçlunun alacaklılarına zarar veren bazı tasarruflarını –davacı alacaklı bakımından sadece alacağı ölçüsünde– hükümsüz hale getirmeye yarayan bir davadır (BERKİN, ÖNEN, OLGAÇ). Ayrıca, borçlunun alacaklısını zarara sokmak kasdıyla malvarlığından çıkarmış olduğu mal ve hakların veya bunların yerine geçen değerlerin, tasarruftan zarar gören alacaklının alacağını elde etmesi amacıyla dava açarak tekrar borçlunun malvarlığına geçmesini sağlayan davadır (17. HD. 08.07.2010 T. 2481/6636).

İptal davası, yalnızca icra takibi bakımından, halâ borçlunun malvarlığında bulunuyormuş gibi kabul edilerek, icra takibi yapılmasını, malın satılmasını ve elde edilen miktarın alacaklıya ödenmesini sağlayacağı için buradaki iptâl hakkı, yenilik doğuran bir hak olmayıp, ancak yapılmış hukuki işlemi, cebri icra alanına özgü kalmak şartıyla, tasfiye etmeye yönelik bir nisbi talep hakkıdır (SEROZAN).

Davacının iptâl davası açmaktaki amacı, borçlunun yaptığı satış, bağış, kira gibi işlemlerin kendisi yönünden geçersizliğini sağlayarak alacağına kavuşmaktır (17. HD. 26.9.2008 T. 1503/4307, 14.7.2008 T. 2591/3946, 4. HD. 4.2.2008 T. 4639/1065). Ayrıca dava konusu malın aynına ilişkin bir dava olmayıp, kişisel bir davadır (UMAR, KURU, BERKİN,ÜSTÜNDAĞ, ÖNEN, PEKCANITEZ, ESENER).

 “Bu itibarla iptâl davası, alacaklıya alacağını tahsil olanağını sağlayan, nispi nitelikte yasadan doğan bir davadır. Davacının bu tür davalardaki amacı, elde edemediği alacağını tahsil edebilmek için hukuksal işlemin kendi yönünden geçersizliğini sağlamaktır.” (HGK, 14.4.2004, 15/182-220)

İptâl davası ayni bir dava olmadığından, yargılama sonunda iptâli istenen dava konusu tasarrufun, tamamen iptâline değil, alacaklının takip konusu yaptığı ve alamadığı miktar ile sınırlı olmak üzeretasarrufun iptâline karar verilecektir.

İptâl davası aynî bir dava olmadığından iptâl konusunun taşınmaz mal olması halinde, iptâl isteminin kabul edilmesi halinde, “…davalı üçüncü kişi üzerindeki tapu kaydının iptâline ve borçlu adına tesciline” şeklinde değil, “taşınmaza ilişkin -satış, bağış, ipotek vb.- işleminin iptâline ve davacı alacaklıya dava konusu taşınmaz üzerinde haciz ve satış isteme yetkisinin tanınmasına…” şeklinde karar verilmesi gerekir.[2]

Kesinleşmiş İcra Takibinin Bulunması:

Tasarrufun iptâli davasının kabulü için dava tarihinden önce veya sonra davacı alacaklı tarafından başlatılmış ve kesinleşmiş bir icra takibi bulunmalıdır. İptal davası zorunlu olarak bir icra takibine dayalı açılabilir. Davacıyı haklı bulacak olan mahkeme; davacı-alacaklının …. sayılı icra takibine konu alacağını eklentileri ile birlikte karşılayacak miktarla sınırlı olarak dava konusu taşınmaz/taşınır üzerinde davacı-alacaklıya cebri icra yetkisi (haciz ve satş isteme yetkisi) tanınmasına … şeklinde bir karar vereceği için, yargılama sona ermeden davacı alacaklı tarafından, davalı borçlu aleyhine yapılmış ve kesinleşmiş bir icra takibi bulunmalıdır (17. HD. 01.04.2013 T. 8176/4516; 10.09.2012 T. 6784/8885).

– Yapılmış olan bu takibe karşı borçlu tarafından süresi (7 gün) içinde icra dairesine başvurularak itiraz edilmişse, alacaklının bu itirazı hükümsüz hale getirmek amacıyla itirazın iptâli için mahkemeye ya da itirazın kaldırılması için icra mahkemesine başvurmuş olması halinde, bu başvuruların sonucu, tasarrufun iptâli davasına bakan mahkemece bekletici mesele yapılarak verilecek kararların kesinleşmesinden sonra davanın sonuçlandırılması gerekir (17. HD. 23.02.2010 T. 10319/1442; 11.05.2009 T. 203/3002).

– Borçlu tarafından takip ve takip konusu borç için menfi tespit davası açılmış ve mahkeme ancak, bu davanın reddine dair karar vermişse takip konusu alacak kesinleşir. Bu sebeple tasarrufun iptâli davasına bakan mahkeme, borçlu tarafından bu şekilde açılmış bir  menfi tespit davası bulunuyorsa, bu davayı ve sonucunu bekletici mesele yapacaktır (17. HD. 31.03.2011 T. 6372/2899; 06.04.2010 T. 2043/3166).

Yargıtay çeşitli kararlarında, tasarrufun iptâli davalarında davacının kesinleşmiş bir alacağının olmasının dava şartı olduğunu belirtir (17. HD. 01.04.2013 T. 8176/4516). Bu sebeple, davalı-borçlu hakkında yapılmış bir icra takibi bulunmaması halinde, açılmış olan davanın reddine karar verilmesi gerekeceği açıktır (17. HD. 21.1.2010 T. 9229/181). Örneğin, borçluya karşı yapılmış olan icra takibi hakkında, İİK. m.71 uyarınca icra mahkemesince icranın geri bırakılması kararı verilmişse, mahkemece tasarrufun iptâli davasının reddine dair karar verilmesi gerekecektir (17. HD. 19.1.2010 T. 7767/96). Ayrıca Yargıtay kararlarında, muhtemel bir alacak için tasarrufun iptâli davası açılamayacağını da belirtmektedir(17. HD. 11.5.2009 T: 318/3005).

Açılmış bir tasarrufun iptâli davasında takibin kesinleşmesi, bazı davaların sonuçlarına bağlı ise, bu durum mahkeme tarafından bekletici mesele yapılmalıdır (17. HD. 23.2.2010 T: 10319/1442; 4. HD. 22.6.2009 T. 5788/8420;  17. HD. 16.3.2009 T: 1612/1477).

İptâl Davası Kimler Tarafından Açılabilir?:

İptal davasını açabilecek kişiler, İİK 277’inci Maddesi’nde sayılmıştır. Bu kişiler tahdidi olarak sayıldığı için (numerus clausus), sayılanlar dışındakilerin bu davayı açma hakları bulunmaz. Tasarrufun iptâli davaları bakımından; geçici veya kesin aciz belgelerinin dava şartı olduğu söylenebilir (17. HD. 14.03.2013 T. 5569/3301). Bu sebeple davacı; icra dairesinin verdiği aciz belgesini, dava dilekçesine eklemelidir. Mahkeme de, bu durumu res’en inceleyecektir. İptal davası açma hakkı, kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hak olmadığından, miras, devir (temlik) ya da yasal halefiyet ile sonradan aciz belgesine sahip olan kimselerce de açılabilen bir davadır.

2004 > İptal davası ve davacılar:

Madde 277 – İptal davasından maksat 278, 279 ve 280 inci maddelerde yazılı tasarrufların butlanına hükmettirmektir. Bu davayı aşağıdaki şahıslar açabilirler:

1 – Elinde muvakkat yahut kati aciz vesikası bulunan her alacaklı,

2 – İflas idaresi yahut 245 inci maddede ve 255 inci maddenin 3 üncü fıkrasında yazılı hallerde alacaklıların kendileri.

Haciz Yolu ile Takiplerde İptâl Davası Açabilecek Kimseler:

I- Kesin aciz belgesi bulunan alacaklılar;

İcra takibi ve paraların paylaştırılmasından sonra, alacakların tamamı ödenememişse, icra dairesi yalnız bu ödenemeyen miktar için, borç ödemeden kesin aciz belgesi düzenleyip, birer suretini alacaklı ve borçluya vererek, bir suretini de aciz belgesi siciline gönderir (İİK m.143). [3]

Ayrıca haciz sırasında borçlunun haczedilebilir malı bulunamazsa, durum haciz tutanağı ile tespit edilir. Bu şekilde borçlunun haczedilebilir malının bulunmadığını gösteren haciz tutanağı, kesin borç ödemeden aciz belgesi niteliğindedir (İİK m.105,1). Bu tutanak dahi, kesin aciz belgesi olarak kabul edilecektir. Dolayısıyla kesin aciz belgesi hükmünde olan haciz tutanağı bulunan alacaklı da; bu belgeye dayanarak iptâl davası açabilecektir. (17.HD.4.4.2011 T.7124/3028, 27.1.2011 T. 5310/430)

II- Geçici aciz belgesi bulunan alacaklılar;

Haciz sırasında borçlunun bir miktar malı haczedilir ve fakat haczedilen malların takdir edilen kıymetine göre, takip konusu alacağa yetmeyeceği anlaşılırsa bu husustaki haciz tutanağı, borç ödemeden geçici aciz belgesidir. (İİK m.105,2)[4] Bu halde alacaklıya ayrıca bir geçici borç ödemeden aciz belgesi verilmez, haciz tutanağı doğrudan doğruya borç ödemeden geçici aciz belgesi hükmündedir (17.HD.10.12.2009 T.6893/8204, 23.11.2009 T. 8206/7773).

Ancak örneğin; borçlunun sadece evinde veya işyerinde yapılan haciz sonucu haczedilebilecek malının bulunamaması halinde düzenlenen tutanak, aciz belgesi niteliği taşımayacaktır. Benzer şekilde örneğin haciz amacıyla tapudan istenen bilgi cevabında, tapu müdürlüğünün borçlunun haczedilebilir taşınmazı bulunmadığına dair yazısı da geçici aciz belgesi özelliğini taşımaz. Çünkü borçlunun evinde haczedilebilir eşya veya üzerine kayıtlı bir taşınmaz bulunmadığı durumlarda bile, örneğin bankalarda parası bulunabilir.

Bu sebeple haciz tutanağının geçici aciz belgesi hükmünde olması için; araştırmalar sonucunda borçlunun başka haczi kabil (mümkün) malının bulunmadığı bilgisi, tutanakta özellikle belirtilmiş olmalıdır (17. HD. 8.7.2010 T. 4306/6635; 31.5.2010 T. 4308/4925). Aksi takdirde tutanak, haciz araştırmasının yalnızca bir bölümünün tamamlandığına dair bir belge olacaktır.

Görülüyor ki, alacaklıya iptâl davası açma hakkı veren tutanak, kesin hacze ilişkin olan tutanaktır, bu sebeple aşağıda sayılan belgeler vasıtasıyla iptâl davası açılamayacaktır.

– Geçici haciz tutanağı (İİK m.69/1),

– İhtiyati haciz tutanağı,

– Rehin açığı belgesi (İİK m.152)

İptâl Davası Açılabilmesi İçin Aciz Belgesi Bulunmasının Zorunlu Olmadığı Haller:

I- Özel bir kanun hükmü tarafından kaldırılması sebebiyle aciz belgesi gerekmeyen haller;

5411 sayılı Bankacılık Kanunu uyarınca aşağıdaki kurumlar tarafından açılan iptâl davalarında, aciz belgesi aranmaz.

– TMSF

– Fon (kamu) Bankaları

– Fon’a devredilen Bankalar

– RTC Varlık Yönetim A.Ş.

– Türkiye Vakıflar Bankası A.O.

– Sermayesinin yarısından fazlası kamu kurum ve kuruluşlarına ait olan veya hisselerinin çoğunluğu üzerinde bu kurum ve kuruluşların idare ve temsil yetkisi bulunan bankalar.

II- İstihkak davasına karşı (karşılık dava olarak) açılan iptâl davalarında (İİK m.97/17)

Kendisine karşı İİK m.97/17’ye göre açılmış istihkak davasında alacaklı; aciz belgesi sunmadan karşılık dava olarak iptâl davası açabilir (15.HD.26.10.1988 T.2869/3403, 27.10.1987 Ğ”T.2251/3709).

III- İflâs idaresi tarafından açılan iptâl davalarında da aciz belgesi aranmaz (İİK. mad. 187, 226, 277/2)

IV- 6183 sayılı Kanuna göre açılan iptâl davalarında aciz belgesi aranmaz

V- Muvazaa nedenine dayalı olarak açılan tasarrufun iptâli davaları;

6098 s. Borçlar Kanunu’nun 19’uncu Maddesi’ne[5] dayanarak açılan, muvazaalı işlem sebebiyle tapu iptâli ve tescil davalarında, aciz belgesinin varlığı aranmamaktadır (17. HD. 02.04.2013 T. 7306/4613; 28.03.2013 T. 6151/4361).

İflas Yolu ile Takiplerde İptâl Davası Açabilecek Kimseler:

İcra İflas Kanunu’nun 187 ile 226’ncı Maddeleri ve 277’nci Maddesi’nin 2’nci Fıkrası gereği olarak iptâl davası, aciz belgesi sunulmadan, iflas dairesi tarafından açılabilecektir. Ancak iflas dairesi bu davayı açmazsa, İİK m.245 gereğince kendisine dava hakkı devir olunan alacaklı tarafından iptâl davası açılabilecektir (17. HD. 08.04.2013 T. 6700/4976; 15. HD. 17.5.2000 T. 2092/2426).

İflas kapandıktan sonra iptâl davasını açma hakkı; İİK m.255 gereğince yine iflas dairesine aittir ve haciz yolundanki durumdan farklı olarak, elinde iflas açığı belgesi (aciz belgesi) bulunan alacaklı dahi bu belgeye dayanarak iptâl davası açamaz. Elinde iflas açığı belgesi bulunan iflas alacaklısının davayı açabilmesinin tek yolu yine kendisine İİK m.255/3 veya 245 uyarınca iptâl davası açma hakkının devredilmesidir.

Ancak iflâs alacaklısı, başkasının sıra cetveline kabul edilen alacağına, bu alacağı doğuran tasarrufun İİK. mad. 278-280’e göre “iptâle tâbi olduğu” gerekçesiyle itiraz etmek istiyorsa (İİK. mad. 235/II), kendisine yetki verilmemiş olsa bile (İİK. mad. 245’e göre yetki verilmemiş olsa da), sıra cetveline itiraz davası adı altında, ayrıca iptâl davası açabilir

Terekenin iflas hükümlerine göre tasfiyesi durumunda, doktrindeki ortak görüş; tasarrufun iptâli davası açma hakkının, tasfiye memuruna ait olduğu şeklindedir (DEYNEKLİ).

6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun Gereğince İptâl Davası Açabilecek Kurumlar:

Doktrin ve Yargıtay içtihatlarına göre “vergi, resim, harç, ceza kovuşturmalarına ait yargılama giderleri, vergi cezası, para cezası ile bunların gecikme zammı ve faiz gibi eklentileri ve kamu hizmetlerinin yerine getirilmesinden doğan alacaklar ile bunların takip masrafları” (6183 s.K. m.1) olarak nitelenen kamu alacaklarını, borçlularından tahsil edememiş olan aşağıdaki kurumlar açabilirler.

–  Devlet, İl özel idareleri ve Belediyeler,

–  Çeşitli özel Kanunlarda nitelikleri belirtilen alacakların tahsili için kendisine takip yetkisi tanınan kurum ve kuruluşlar.

– 5411 s. Bankacılık K.’nun 132. Maddesi.

– 5302 s. Sosyal Güvenlik K.’nun 37/III. Maddesi.

– 5510 s. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası K.’nun 88/16. Maddesi.

Sayılan kamu idarelerinin iptâl davası açabilmeleri için aşağıdaki şartlar gerçekleşmelidir.

I- Borçlu hakkında doğmuş olan kamu alacağı kesinleşmiş ve ödeme tarihi geçmiş olmalıdır (mevcut muaccel bir borç bulunmalıdır). Eğer alacaklı kamu idaresi, borçlunun ödeme emrine karşı açtığı dava bitmeden, verilen karar kesinleşmeden tasarrufun iptâli davası açmışsa, mahkemece borçlunun açtığı davayı bekletici mesele yapacaktır (: 17. HD. 5.3.2009 T. 217/1116; 15. HD. 22.11.1999 T. 4287/4195). Ayrıca, ihtiyaten tahakkuk ettirilen ve hakkında ihtiyati haciz kararı verilip uygulanan kamu alacakları için iptâl davası açılamaz (KOSTAKOĞLU, ŞİMŞEK).

II- Kesinleşen kamu alacağı için icra takibi yapılmış ve kesinleşmiş olmalıdır.

III- Borçlu, süresi içinde veya hapsen tazyikine rağmen mal beyanında bulunmamış olmalı, malı olmadığını bildirmiş olmalı ya da beyan ettiği malların borcunu ödemeye yetmediği anlaşılmış olmalıdır. Belirtilen bu durumlar borçlunun ödeme güçlüğü içinde bulunduğuna dair karine  sayılır.

IV- Borçlu malvarlığını azaltan bir tasarrufta bulunmuş olmalıdır.

Haciz Yolu ile Takipte Açılan İptal Davasında Davalılar:

A- Asıl borçlu ve iptâle konu olan tasarruftan yararlanan üçüncü kişi;

Kısaca borçlu ve işlemi yapan, kendisine borçlu tarafından ödeme yapılan kişi (İİK m.282,c:1)

B- Asıl borçlu ile iptâli istenen tasarruftan yararlanan kimsenin mirasçıları;

İptal davalarında mirasçıların iptâl davasında davalı olabilmeleri için, kendilerinin kötüniyetli bulunmaları gerekmez. Bu konudaki bir kararında Yargıtay; Tasarrufun iptâli davalarının, borçlu ve borçlu ile hukuki muamelede bulunan veya borçlu tarafından kendilerine ödeme yapılan kimseler ile bunların mirasçıları aleyhine açılacağını, dava şartı olan taraf teşkili sağlanmadan davaya devam olunamayacağını… bildirir (17. HD. 16.04.2013 T. 6104/5537).

Ayrıca borçlunun mirasçısı olan davalılar, dava açılmadan önce mirası reddetmiş iseler, bu kişiler aleyhine açılan iptâl davası, husumet yokluğu sebebiyle reddedilmelidir (17. HD. 28.06.2012 T. 7326/8329; HGK. 3.7.2002 T. 15-572/577).

C- Asıl borçlu ve kötüniyetli dördüncü kişiler;

Dördüncü kişilerden maksat, iptâl davasına konu olan tasarrufu, borçlunun devrettiği üçüncü kişilerden elde etmiş olan kişilerdir. Bu kişilere karşı iptâl davası açılabilmesi için, bu kişilerin kötüniyetli olduğunun ispat edilmesi gerekir. Bu kişilerin kötüniyetli olduğu, her türlü kanıtla (tanık dahil) ispat edilebilir. Açılan iptâl davasında, dördüncü kişiler davalı olarak gösterilmemişse, dava sadece borçlu veya üçüncü kişiye karşı açılmışsa, bu kişilerin de davaya katılmalarının sağlanması- için süre verilmelidir.Yukarıdaki durumlarda borçlu ile üçüncü kişi, eğer varsa kötüniyetli dördüncü kişi; zorunlu dava arkadaşı durumundadırlar (KURU, PEKCANITEZ, ATALAY, ÖZEKES, DEYNEKLİ) Bu nedenle mahkeme bu kişilerin davalı olarak gösterilmiş olup olmadığını res’en araştırır (17. HD. 25.12.2008 T. 3217/5748; 5.6.2008 T. 565/3078).

İflas Yolu ile Takipte Açılan İptal Davasında Davalılar:

A- İptâle konu tasarruftan faydalanan üçüncü kişiler,

B- Varsa kötüniyetli dördüncü kişiler,

C- İlk iki maddedeki kimselerin mirasçıları, aleyhine açılabilir.

İflas etmiş bulunan borçlu iptâl davasında davalı olarak gösterilemez

İptal Davası ile İlgili Tasarruf Çeşitleri:

A) Maddi hukuk (TBK. m. 27) bakımından hükümsüz olan işlemler hakkında, iptâl davası açılmasına gerek yoktur.

B) Takip hukuku bakımından hükümsüz olan (İİK. m. 191/1, 290) işlemler hakkında iptâl davası açılmasına gerek yoktur.

C) Muvazaalı işlemler (TBK. m. 19) hakkında iptâl davası açılmasına gerek olup olmadığı doktrinde tartışmalıdır (bu konu ayrı bir başlıkta incelenecektir).

D) Nam-ı müstear ile gizlenmiş işlemler hakkında iptâl davası açılabilir.

E) Borçlandırıcı (iltizami) işlemler hakkında iptâl davası açılmasına gerek yoktur.

F) Borçlunun haczedilmeyen (İİK. m. 82) bir malını malvarlığından çıkarması, iptâl davasına konu olamaz.

G) Borçlunun kişilik haklarından olan ve aile hukukuna giren; boşanma, evlat edinme, nesebin tanınması gibi eylem ve işlemleri iptâl davasına konu olamaz.

H) Alacaklılarına zarar vermek amacı ile borçlunun kasden yaptığı ihmali işlemler, iptâl davasına konu olabilir.

İ) Borçlu tarafından gerçek bir alacak-borç ilişkisine dayanmayan alacağın temliki işlemleri hakkında, iptâl davası açılabilir.

J) İptal davası, borçlunun alacaklılarına zarar vermek kasdı ile yaptığı hukuki işlemlere yönelik olduğundan, borçlunun aleyhine açılan bir davada, karşı tarafla anlaşarak davayı kaybetmiş olması halinde, alacaklıları, alınan mahkeme kararının hile nedeniyle iptâlini sağlamak için İcra ve İflâs Kanununa göre bir iptâl davası açamazlar. Alacaklılar ancak, karara karşı yargılamanın iadesi yoluna (HMK. m. 376) başvurabilirler.

K) Cebri icra yolu ile yapılan satışlar hakkında da kural olarak, iptâl davası açılamaz.

L) Borçlunun taraf olmadığı (yani borçlu tarafından yapılmamış olan) işlemler, iptâl davasına konu olamaz. Borçlunun vekaleten yapmış olduğu tasarruflar da, iptâl davasına konu olamaz. Ekonomik değeri bulunmayan işlemler hakkında iptâl davası açılamaz. Belli bir tasarruf bildirilmeden, muhtemel alacak ve borç ilişkisinin iptâli için iptâl davası açılamaz.

Kadastro tesbit tutanakları, borçlunun iradesi dışında, 3402 s. Kadastro Kanununda belirtilen usul ve şekillere göre düzenlendiğinden, kadastro tutanağı ve içeriği hakkında borçlunun, kadastro çalışmaları sırasında, kendisine ait tapusuz taşınmazları bildirdiği kişi (eşi) adına tesbit ve tescil ettirmesi işlemi hakkında, iptâl davası açılamaz.

Muvazaalı İşlemler Hakkında İptâl Davaları:

Muvazaalı işlemler hakkında iptâl davası açılmasına gerek olmadığını öne sürenlere göre, iptâl davasına konu olan işlemler geçerli tasarruflardır (UMAR, KURU, BELGESAY, MUŞUL ÜSTÜNDAĞ, ASLAN). Tasarruf muvazaalı ise taşınır veya taşınmaz zaten işlemde bulunan üçüncü kişiye geçmemiş durumdadır. Bu halde iptâl davası açılmayıp, üçüncü kişinin elinde bulunan mal için alacaklı tarafından haciz ve satışın istenmesi gerekir. Muvazaalı işlem hukuki bir sonuç doğurmadığından ancak istihkak davasının konusu olabilir.

Muvazaalı işlemler hakkında iptâl davası açılabileceğini düşünenlere göre ise (ŞENER, GÜNEREN, ÜLKÜ, YILDIRIM, UYAR, YAVUZ), borçlunun tasarrufları ile ilgili İİK 277 ila 284’üncü Maddelerine göre iptal davası açılabileceği gibi, 6098 s. Borçlar Kanunu’nun 19’uncu Maddesine göre işlemin muvazaalı olması dolayısıyla hükümszlüğün tespiti dava edilebilir.

Tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacı ile gerçek durumu onlardan gizleyerek kendi gerçek iradelerine uymayan ve kendi aralarında geçerli olmayan bir hususta anlaşmalarına muvazaa ve bu şekilde yapılan işlemlere de muvazaalı işlem denilir (OĞUZMAN, TEKİNAY, İNAN, KAYNAR, YAVUZ). Farklı bir ifade ile açıklanan beyanları gerçek amaçlarına uymadığı halde, tarafların kastettikleri durumdan farklı bir ilişki için kendilerini anlaşmış gibi göstermeleri (İçt. Bir. K. 7.10.1953 T. 8/7 (RG. No: 8569) veya tarafların üçüncü kişiler aldatmak amacıyla kendi gerçek iradelerine uymayan haksız eylem niteliğinde anlaşmalarıdır (4. HD. 13.3.2008 T. 7208/3253; 9.4.2007 T. 2654/4665). Muvazaalı bir işlemden bahsedebilmek için üç koşulun bir arada olması gerekir.

I- Tarafların iradeleri ile beyanları arasında isteyerek yaratılmış bir uyumsuzluk olmalıdır.

II- Üçüncü kişileri aldatmak niyeti bulunmalıdır.

III- Taraflar arasında gizli işlemi oluşturan bir muvazaa sözleşmesi olmalıdır.

Tüm muvazaalı işlemlerde üçüncü kişileri aldatmak için oluşturulmuş görünürdeki işlem ve görünürdeki işlemin taraflar için bir anlam ifade etmeyeceğini tespit eden muvazaa anlaşması bulunur. Tüm bu unsurları içeren muvazaaya mutlak (adi, basit) muvazaa denmektedir. (ESENER, ÖNEN, İNAN, OĞUZMAN, EREN, YAVUZ).

Ayrıca eğer taraflar aralarında yaptıkları gerçek işlemi ve anlaşmayı, başka bir hukuki işlemin arkasına gizlemişlerse bu tür muvazaaya, nisbi (mevsuf) muvazaa denir. Nisbi muvazaa bulunması durumunda taraflar arasında muvazaa anlaşması iki farklı işlemi barındırır. Bu işlemlerden birisi görünürdeki işlemdir ve üçüncü kişileri kandırmak için yapılmıştır. Diğeri ise gizli işlemdir ve tarafların arasındaki gerçek hukuki durumu gösterir. Örneğin kişi bir arkadaşına tarlasını bağışlamıştır, ancak çeşitli sebeplerle bu işlemi satış işlemi gibi göstermiş olabilir. Burada görünürdeki işlem (üçüncü kişilere karşı görünen) satış olduğu halde gizli (aralarındaki gerçek) işlem bağışlamadır.

Tarafların üçüncü kişileri yanıltmak için yaptıkları görünürdeki işlem; hem doktrin, hem de Yargıtay tarafından kesin bir şekilde hükümsüz (batıl) olarak kabul edilir. Bu işlemin hükümsüzlüğünün sebebi; açıklanan irade beyanının tarafların gerçek iradelerene uymaması, dolayısıyla beyanların irade beyanı niteliği bulunmamasıdır. Görünürdeki işlemin hükümsüzlüğü; taraflarca veya hukuki yararı bulunan üçüncü kişilerce ileri sürülebilir. Ayrıca hakim de muvazaanın varlığını res’en dikkate alacaktır. Ancak aşağıdaki hallerde muvazaa ileri sürülemez.

– TBK. mad. 19/II uyarınca, yazılı borç ikrarına dayanarak muvazaalı alacağı iktisap etmiş olan iyiniyetli (MK. m. 3) üçüncü kişilere karşı borçlu; muvazaa iddiasında bulunamaz.

– Muvazaalı bir sözleşme gereğince bir malı devralan kimse, emin sıfatıyla zilyet durumunda olduğundan, ondan iyiniyetle o malı iktisap eden kimsenin iktisabı korunur (MK. m. 990) ve ona karşı muvazaa iddiasında bulunulamaz.

– Muvazaalı sözleşme ile mülkiyeti devredilen bir taşınmaz ise, görünürde malik lehine olan tapu kaydına, iyiniyetle güvenerek, ondan o taşınmazı iktisap eden kimsenin bu iktisabı korunur (MK. m. 1023) ve ona karşı muvazaa iddiası ileri sürülemez.[6]

Görünürdeki işlemin hükümsüzlüğü, taraflar ve üçüncü kişilerce def’i ileri sürülebilir (ESENER, İNAN, ÖZSUNAY, TUNÇOMAĞ). Ayrıca bu hükümsüzlüğün tespiti için taraflar ve üçüncü kişiler dava da açabilir ki bu dava; niteliği bakımından menfi tespit davasıdır (ÖZDİL, YAVUZ). Görünürdeki işlem bu şekilde hükümsüz olsa da, eğer nisbi muvazaa bulunuyorsa, gizli işlem tarafların gerçek iradelerini gösterdiğinden; şekil koşulları yerine getirilmişse geçerli olacaktır (ESENLER, TUNÇOMAĞ).

Muvazaa sebebiyle tespit davası ila, İİK 277 ila 284’üncü Maddeleri gereği açılacak iptâl davası arasında nitelikleri ve sonuçları bakımından derin farklar bulunur.

* İptal davası, borçlunun tasarruf işlemlerinden zarar gören, alacaklılar tarafından açılabilir. Ayrıca, iptâl davası borçlu tarafından geçerli tasarruf işlemlerinin sadece davacı bakımından hükümsüz olduğunu tesbit ettirmek için açılacaktır.

* Muvazaa davasında, borçlunun tasarruf işleminin hiç yapılmamış olduğunun tesbiti istenir.

* İptal davası, aynî değil, kişisel (şahsi) bir davadır, ancak muvazaa davası ayni bir davadır ve sonunda muvazaa kanıtlanırsa, dava konusu mal, borçlunun malvarlığından hiç çıkmamış hale gelir. Taşınmaza ilişkin muvazaa davalarında, tapu kaydının borçlu adına düzeltilmesine karar verilir.

* Muvazaa iddiası zamanaşımına bağlı olmadan ileri sürülebilir, kısaca hak düşürücü bir zamanaşımı bulunmaz, ancak iptâl davası, tasarrufun yapıldığı tarihten itibaren en geç beş yıl içinde açılmalıdır (İİK. mad. 284).

Sonuçta, borçlunun mal kaçırmak amacıyla yaptığı muvazaalı işlemlerden zarar gören alacaklı, özel hüküm niteliğindeki İİK. mad. 277 vd. göre iptâl davası açabilecektir. Ancak muvazaalı işlemin varlığını iddia ederek 6098 s. TBK 19’uncu Maddesi’ne göre muvazaa (muvazaalı işlemin tespiti, menfi tespit) davası da açabilir. İİK. m. 277 ila 284’üncü maddelerinde düzenlenmiş iptâl davası, genel hükümlere (TBK. mad. 19) göre muvazaa davası açılmasını önlemez.

Ayrıca davacı-alacaklı, mahkemede terditli (kademeli) dava da açabilir (HMK. mad.111 vd.). Borçlunun mal kaçırmak kastıyla yaptığı tasarruflardan zarar gören alacaklı, açtığı davada önce işlemin muvazaalı olduğunun tesbiti ile buna göre hüküm kurulmasını (yani; borçlunun yaptığı işlemin hükümsüzlüğünün, hiç yapılmamış olduğunun tesbitini), muvazaa iddiası kabul edilmezse, İİK. mad. 277. vd. göre tasarrufun iptâline karar verilmesini talep edebilir.

Ya da önce İİK. mad. 277 vd. göre tasarrufun iptâlini bu kabul edilmediği taktirde muvazaa nedeniyle hükümsüzlüğün tesbitine karar verilmesini isteyebilir. Davacı birinci halde ispat yükünün gereğini yerine getirmeme ihtimalini dikkate alarak, ikinci halde ise iptâl sebeplerine ilişkin objektif koşulların gerçekleşmeme ihtimali nedeniyle terditli (kademeli) talepte bulunur.

Açılan İptâl Davasında Yapılan İncelemeler:

Tasarrufun iptâli davasında ilk olarak dava ön koşulu olan kesin veya geçici aciz belgesinin varlığı ya da muvazaa nedeniyle bir davanın söz konusu olup olmadığı incelenecektir.

Bu incelemeden sonra ise İİK m. 278, 279, 280 Maddeleri gereğince iptal koşullarının varlığı irdelenir. Ayrıca iptâl davası, üçüncü kişinin elinden çıkardığı malların yerine geçen değere ilişkin ise, nakden tazmine karar verilmesi gerekir (İİK m.283/2).

Bu incelemeler sonucunda;

– Yapılan satışta karşılıklı edimler arasında aşırı fark bulunmuyorsa,

– Mal kaçırma kasdını üçüncü kişinin bildiği veya bilebilecek durumda olduğunu gösteren bir yakınlık yoksa veya ispat edilemiyorsa (İİK m. 280/1).

Açılmış iptal davasının reddine karar verilecektir (17. HD. 18.03.2013 T. 5379/3515).

Ayrıca temlikin iptâli istemiyle açılmış davada, dava konusu temlikin gerçek bir borç ilişkisine dayanıp rayanmadığı hakkında, tarafların ticari defterlerinde bilirkişi incelemesi yapılması gerekir (17. HD. 11.03.2013 T. 14091/3212; 28.03.2012 T. 2252/3774; 25.04.2011 T. 8872/3893).

Tasarrufun iptâli davasında hakim; delilleri serbestçe takdir eder (15. HD. 17.2.2005 T. 427/852).

İcra İflas Kanunu’nun 281’inci Maddesi’nin Birinci Fıkrası gereğince, Mahkeme, … ve bu davalara mütaallik ihtilafları hal ve şartları gözönünde tutarak serbestçe takdir ve halleder. Bu hükmün amacı ise, iptal davasının doğası gereği, ispatı hakkında karşılaşılabilecek zorluklardır (ANSAY, BELGESAY, GÜRDOĞAN, SARISÖZEN). Bu zorluklar sebebiyle iptal davası hakkında getirilen delil serbestisi önemlidir. Bu sebeple bu davalarda hakim tanık da dahil her türlü delile dayanarak karar verebilecektir (17. HD. 26.03.2013 T. 7206/4179). Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 200’üncü Maddesi’nde düzenlenen senetle ispata ilişkin hüküm, iptâl davalarında uygulanmayacaktır.

– Borçlu ile işlemde bulunmuş olan üçüncü kişinin kötüniyetli yani; dava konusu malı  borçludan satın aldığı tarihte, borçlunun alacaklılarından mal kaçırmak veya alacaklılarına zarar vermek amacıyla hareket ettiğini bildiği veya bilebilecek durumda olduğunun davacı-alacaklı tarafından kanıtlanması gerekir (17. HD. 15.5.2008 T. 370/2603; 15.4.2008 T. 108/1938). Aynı şekilde dördüncü kişi konumunda bulunan davalının kötüniyetli olduğunun da davacı-alacaklı tarafından kanıtlanması gerekir.

Mahkeme öncelikle taraf teşkilini sağlar. Taraf teşkili; kamu düzeni ile ilgili olup, hakim tarafından res’en gözetilecektir. Aralarında zorunlu dava arkadaşlığı bulunan borçlu ya da üçüncü kişinin açılan davada davalı olarak gösterilmemiş olması halinde, bu kişiye usulüne göre dava dilekçesi tebliğ edilip kendisine savunma olanağı tanınmadan iptali davası bitirilmez. (17. HD. 22.3.2010 T. 442/2543; 18.1.2010 T. 6390/15).

Haciz ile Takip Durumunda İptâl Davasının Sonuçları:

– İptâl davasını kaybeden davacı, yargılama giderlerini; nisbi vekalet ücretini ve nisbi karar ve ilâm harcını ödemeye mahkûm edilir.

– Kazanılmış iptâl davasının konusu taşınır ise, alacaklı aldığı ilâmı, asıl takip dosyasına koyarak, taşınırın haczini ister. Taşınır mal, davalı üçüncü kişinin elinde değilse, İİK. m. 24/IV-VI hükümleri uygulanır ve malın değeri olan miktar üçüncü kişiden haciz yolu ile tahsil edilir

– Eğer dava konusu taşınır, trafik siciline kayıtlı bir araç ise, (borçlu tarafından, sahip olduğu aracın üçüncü kişilere yapılan devir işleminin iptâli için borçlu hakkında tasarrufun iptâli davası açılmışsa) dava konusu araç yönünden davacıya alacak ve fer’ileri ile sınırlı olarak cebri icra yolu ile alacağını almak yetkisinin tanınmasına… şeklinde karar verilmesi gerekir (15. HD. 12.12.2000 T. 5314/5482; 4. HD. 18.6.2008 T. 13589/8413).

– Borçlu hakkında, üçüncü bir kişiye yapmış olduğu temlik işleminin, muvazaalı bir temlik olduğu ileri sürülerek iptâli için, tasarrufun iptâli davası açılmış ve açılan bu dava haklı bulunmuşsa, temlik alacaklısının, temlik aldığı alacağın ne kadarını tahsil ettiği araştırılarak, tahsil ettiği kısmı davacı-alacaklıya ödemesine (geri vermesine) ve tahsil etmediği kısım hakkında da alacaklıya cebri icra yetkisinin tanınmasına şeklinde karar verilmesi gerekir (İzmir 3. İcra Mahkemesi, 14.5.2009 T. 557/704).

– Eğer borçlu hakkında diğer davalı üçüncü kişi tarafından yapılmış olan muvazaalı icra takibinin ve takip konusu muvazaalı senedin iptali için açılmış olan tasarrufun iptali davası kabul edilmişse; dava konusu senet ve icra takibinin iptaline ve,

bu takip nedeniyle davalı üçüncü kişi bir miktar para tahsil etmişse, ayrıca tahsil edilen para üzerinde davacı alacaklıya cebri icra yetki tanınmasına ya da … muvazaalı icra takibi sonucunda davalı-üçüncü kişi tarafından tahsil edilen …TL’nın davacı alacaklının alacak ve fer’ileri sınırlı olarak davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine şeklinde hüküm kurulması gerekir (17. HD. 18.04.2013 T. 6534/5626).

– Alacaklı tarafından, sahip olduğu taşınmazı üçüncü kişilere devretmiş olan borçlulara karşı, bu devir işlemlerinin iptâli için tasarrufun iptâli davası açılmış ise alacaklı; davalı-üçüncü kişi üzerindeki kaydın düzeltilmesine gerek kalmadan o taşınmazın haczini ve satışını isteyebilir (15. HD. 14.4.2003 T. 986/1956; 25.5.1998 T. 1847/1925).

– Satış işleminin iptâline ilişkin tasarrufun iptâli davaları sonucunda, davanın kabulü halinde mahkemece davalı üçüncü kişi üzerindeki tapu kaydının iptâline ve taşınmazın tekrar borçlu adına tesciline ya da daha kısa olarak tapunun iptâline şeklinde karar vermeyecektir

… tapu hissesinin iptâli ile borçlu adına tesciline’ değil,

… dava konusu tasarrufun iptâline, davacı alacaklıya icra takibindeki alacak ve fer’ileri ile sınırlı olmak üzere, dava konusu taşınmaz hissesi üzerinde haciz ve satış işleme yetkisinin tanınmasına…

 … satışa konu taşınmaz malikinin borçlu …olduğunun tesbitine değil

… dava konusu taşınmaz/taşınır üzerinde davacıya alacak ve fer’ileri ile sınırlı olarak cebri icra yoluyla alacağını almak yetkisinin tanınmasına

… satış tasarrufunun iptâli ile davalı üçüncü kişi adına olan tapu kaydının iptâl edilip borçlu adına tesciline… değil,

… Satışa konu taşınmazlar üzerinde davacı alacaklıya icra takibindeki alacak ve fer’ilerini geçmemek üzere haciz ve satış isteme yetkisinin tanınmasına

… dava konusu satışın iptâline ve taşınmazın borçlu adına tesciline değil,

… satışına ilişkin tasarrufun asıl alacak ve fer’ileri ile sınırlı olarak iptâline… şeklinde karar verilmesi gerekir (17. HD. 12.09.2013 T. 10078/12080; 05.05.2011 T. 4409/4351; 27.09.2010 T. 6377/7378; 22.12.2009 T. 7344/8780).

* İptâl davasını kabul eden mahkeme karar verirken ayrıca …. TL. alacağın davalıdan tahsiline…. karar veremez (17. HD. 8.4.2008 T. 4699/1760; 15. HD. 12.10.1994 T. 2002/5788).

* Borçlu, iştirak halinde malik bulunduğu bir malı, diğer paydaşlarla birlikte üçüncü kişiye satmış ise, ancak borçlunun payı için iptâl kararı verilebilir ve alacaklı yalnız iptâl edilen borçlu payı üzerinde cebri icra hakkını kazanır (OLGAÇ).

* İptal davasının kabulüne karar verilirse, hüküm fıkrasında sadece tasarrufun iptaline karar verilmekle yetinilmeli, hem iptale hem de tazminata karar verilemeyecektir (17. HD. 17.6.2010 T. 8444/5635; 15.6.2010 T. 3814/5515).

* Tasarrufun iptali davasının kabulü halinde, tasarrufun iptalinden başka, ayrıca tasarruf konusu malın haczine de karar verilemez (15. HD. 15.12.1997 T. 5197/5407).

* Kazanılan iptâl davasının konusu rehin hakkı ise, alacaklı bu rehin hakkı ile yüklü şeyi, rehin hakkı yokmuş gibi sattırabilir. Bu nedenle, rehin hakkına veya ipotek hakkına ilişkin iptâl davalarında; ipotek kaydının iptâline değil, ipotek kurulmasına ilişkin tasarrufun davacı bakımından iptâline… ya da kısaca ipotek işleminin iptâline… şeklinde karar verilmelidir. Bu durumda, mahkeme ayrıca ….TL. alacağın (davacının alacağının) tahsiline… dair karar veremez (15. HD. 3.7.1989 T. 1864/3207; 13. HD. 18.11.1982 T. 7676/6882; 15. HD. 25.12.1989 T. 4048/5408).

* İptâl isteminin kabul edilmesi halinde, dava konusu tasarrufun tümünün değil takip konusu alacak miktarı ile sınırlı olarak ya da takip konusu alacak ve eklentilerine yetecek oranda iptâline karar verilmesi gerekir (17. HD. 19.02.2013 T. 4941/1956; 18.09.2012 T. 9199/9510).

* İptâl davasına konu olan malın, üçüncü kişinin elinden çıkmış olması ve mahkemece iptâl davasının kabul edilmiş olması halinde, İİK. mad. 283/II uyarınca bedele dönüşen dava sonucunda, kararda hükmedilen tazminata ayrıca faiz yürütülür mü?

Tasarrufun iptâli davasına konu olan malın üçüncü kişinin elinden çıkmış olması ve malı elinde bulunduran kimsenin kötüniyetli olduğu kanıtlanamadığından iptâl isteminde bulunulmaması ya da bu istemin reddedilmesi halinde, üçüncü kişi hakkında malın elinden çıktığı tarihteki değerine hükmedileceğini yani bu durumda iptâl davasının eda davasına dönüşmüş olacağını, bu aşamada mahkemece ayrıca hükmedilen miktara icra takibinde asıl alacağa faiz yürütülmekte olduğundan dava tarihinden itibaren faize hükmedilemeyecektir (12. HD. 29.9.2011 T. 1875/16987; 17. HD. 19.11.2008 T. 3378/4160).

İİK 283/2 madde gereğince 3. kişinin tazminat sorumluluğu dava konusu malı elden çıkardığı tarihteki malın değeri kadar olduğu ve borçlu hakkındaki takip devam ettiğinden hükmedilen tazminata ayrıca faiz uygulanmaması gerekir (17. HD. 26.03.2013 T. 7316/4182).

* Borçlu, iptâl konusu tasarruf ile iştirak halinde malik bulunduğu bir malı, diğer paydaşlarla birlikte üçüncü kişiye satmış ise, ancak borçlunun payı için iptâl kararı verilebilir ve alacaklı da yalnız iptâl edilen borçlu payı üzerinde cebri icra hakkını kazanır

Davayı Kazanan Alacaklının Dava Konusu Malın Haciz ve Satışını İstemesi:

Yukarıdaki durumlarda alacaklı; dava konusu malın haciz ve satışını, yeni bir takip açmaksızın, borçlu hakkında yapmış olduğu takip dosyasından isteyecektir. Ayrıca bu durumdaki alacaklının, İİK m.143/3’deki[7] 1 yıllık süreyeuymak zorunluluğu yoktur. Aciz belgesine dayanarak açtığı davayı kazanan alacaklı yeni bir takip yapmayacak, iptâl davası sonucu aldığı ilamı icra dairesine verecek, aynı takip dosyası üzerinden dava konusu malın haciz ve satışını isteyecektir (KURU, MUŞUL, 12. HD. 12.5.1976 T. 3878/6023 ).

Ayrıca iptâl davası kesin aciz belgesine dayanılarak açılmış dahi olsa, dava süresince faiz işleyecektir, bu durumda İİK m.143/IV hükmü uygulanmayacaktır (19. HD. 26.5.2005 T. 158/5948; 12. HD. 17.10.2002 T. 19179/21043).

Borçlu ve üçüncü kişi hakkında açılan iptâl davası mahkemece kabul edilip, avukatlık ücreti ve yargılama giderlerinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline dair bir karar verilmişse; yargılama giderlerinin tahsili, üçüncü kişi takip dosyasında taraf olmadığı için, ilam ile kendisi hakkında ayrı bir icra takibi yapılması gerekir (8. HD. 18.12.2012 T. 13190/12584 ).

Nisbi talep hakkı elde edilen kişisel bir dava olması sebebiyle, açılmış olan iptâl davasında verilen iptâl kararından, sadece davayı açan alacaklı faydalanacaktır (KURU, KARATAŞ). Bu sebeple iptâl konusu malın satışından bir para artarsa, bu para borçluya değil üçüncü kişiye iade edilir. Diğer alacaklılar ellerinde aciz belgesi bulunsa bile, bu artan parayı haczettiremezler. Onların da ayrıca iptâl davası açıp kazanmış olmaları gerekir (ANSAY, BELGESAY).

İptâl davası sonuçlanmışsa, devam eden diğer iptâl davalarına etkili olmayacak, diğer alacaklıların açtıkları iptâl davalarına karşı, birinci iptâl davasından bahisle, derdestlik veya kesin hüküm itirazında  bulunulamayacaktır (İİD. 11.2.1967 T. 10978/11424).

Tasarrufun iptâli davasında konu taşınmaz veya taşınır mal, dava devam ederken borçlunun örneğin rehin (ipotek) borcundan dolayı satılmış ve artan bir para olup üçüncü kişiye ödenmişse; üçüncü kişi iptâl davasında, ancak eline geçen bu artan para miktarınca sorumlu olacaktır (17. HD. 29.12.2011 T. 939/13246; 17.10.2011 T. 5744/9383).

Dava konusu taşınmaz veya taşınır mal, üçüncü kişinin kendi borcundan dolayı, kendi alacaklısı tarafından satılmışsa; üçüncü kişi malın ihalede satış tarihindeki gerçek değeri oranında tazminat ödemekle sorumlu tutulacaktır (15. HD. 12.7.2006 T. 2848/4369; 22.9.2003 T. 3625/4177).

Bağışlama sonucu malı elde eden iyiniyetli üçüncü kişi, dava zamanında (davanın açıldığı tarihte) elinde kalan miktar ile sorumludur ve ancak onu geri vermeye mecburdur (İİK m.283/son). Bu durum için kanunda sadece bağışlamadan bahsedilmişse de İİK m.278; bağışlama niteliğinde sayılan tasarrufları da katmıştır. Bu sebeple bağışlama niteliğinde sayılan tasarruflar da bu madde hükmünün içinde değerlendirilmelidir (BERKİN, UMAR, KURU, ÖNEN).

İptâl Davalarında Vekalet Ücreti:

İptâl davasında vekalet ücreti ve harçlar, takip konusu alacak ile dava konusunun değerinden hangisi az ise, ona göre nisbi olarak belirlenir (17. HD. 25.03.2013 T. 6657/4073; 21.03.2013 T. 6883/3887). İptâl davasında uyuşmazlık; davanın konusuz kalması, feragat, kabul ve sulh gibi sebeplerle, delillerin toplanmasına ilişkin ara kararı gereğinin yerine getirilmesinden önce giderilmişse, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine göre belirlenecek ücretin yarısına hükmedilir (17. HD. 18.2.2008 T. 5530/338; 25.10.2007 T. 3734/3215). Buna karşın delillerin toplanmasına ilişkin ara kararı gereğinin yerine getirilmesinden sonra davanın feragat nedeniyle reddedilmesi halinde, nisbi oranda ücrete hükmedilir (17. HD. 26.04.2011 T. 10507/3946; 17.6.2010 T. 2115/5639).

– Borçlu hakkında yapılmış olan icra takibinin iptal edilmiş olması,

– Geçici ya da kesin aciz vesikasının bulunmaması,

– Kesinleşmiş geçerli bir icra takibi bulunmaması,

– Davacının davalıda (borçluda) bir alacağı bulunmaması,

– Hak düşürücü sürenin geçmiş olması,

– Husumet,

– Borcun, tasarruftan önce doğmuş olması vb.

sebeplerle reddedilmiş, kısaca dava koşulunun gerçekleşmemiş olması sebebiyle biten davalarda, davalı lehine maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerekir (17. HD. 10.09.2013 T. 8434/11717; 06.11.2012 T. 2959/12122). İptal davalarında, davalılar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunması sebebiyle, davanın reddi halinde, davalılar yararına tek vekalet ücretine hüskmedilecektir (17. HD. 26.4.2011 T. 10778/3952; 9.6.2008 T. 1236/3110).

Tasarrufun iptal davası, dava konusunun aynı ile ilgili değildir, bu sebeple dava sonunda hükmedilen avukatlık ücreti ile yargılama giderinin tahsili için, ilamın kesinleşmesi koşulu aranmaz (4. HD. 3.4.2006 T. 3038/3681; HGK. 13.10.2004 T. 15-481/525).

 İptâl Davasında Süreler:

İptâl davası, tasarrufun yapıldığı tarihten itibaren beş yıl içinde açılabilir (İİK m.284, 17.HD. 28.3.2011 T. 7348/2748; 28.3.2011 T. 7367/2750). Bu süre İİK m.278, 279 ve 280’de öngörülen tüm iptâl davaları için uygulanır (17.HD. 28.3.2011 T. 7348/2748; 28.3.2011 T. 7367/2750). 5 yıllık bu süre, hak düşürücü süredir ve mahkeme tarafından res’en araştırıldığı gibi, taraflarca davanın her aşamasında ileri sürülebilir (KURU, OSKAY, DEYNEKLİ, PETCANITEZ,ATALAY, ÖZKAN, ÖZEKES). İstisna olarak, aşağıdaki koşullarda farklı süreler söz konusudur.

Haciz, aciz veya iflastan önceki İKİ SENEDE gerçekleşmiş olan iptâl davası açılabilecek tasarruflar (İİK m.278/2):

– Bütün bağışlamalar

– Tüm ivazsız tasarruflar.

– Bağışlama gibi görülecek aşağıdaki tasarruflar;

I) Karı ve koca ile usul ve füru, neseben veya sıhren üçüncü dereceye kadar (bu derece dahil) hısımlar, evlat edinenle evlatlık arasında yapılan ivazlı tasarruflar,

2) Akdin yapıldığı sırada, kendi verdiği şeyin değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyat kabul ettiği akitler,

3)  Borçlunun kendisine yahut üçüncü bir şahıs menfaatine kaydı hayat şartiyle irat ve intifa hakkı tesis ettiği akitler ve ölünceye kadar bakma akitleri,

Ancak madde, mutad hediyeleri istisna bırakmıştır.

Haciz, aciz veya iflastan önceki BİR SENEDE gerçekleşmiş olan ve iptâl davası açılabilecek tasarruflar (İİK m.279/1):

1) Borçlunun teminat göstermeği evvelce taahhüt etmiş olduğu haller müstesna olmak üzere borçlu tarafından mevcut bir borcu temin için yapılan rehinler;

2) Para veya mutat ödeme vasıtalarından gayrı bir suretle yapılan ödemeler;

3) Vadesi gelmemiş borç için yapılan ödemeler.

4) Kişisel hakların kuvvetlendirilmesi için tapuya verilen şerhler.

279’uncu Maddenin İkinci Fıkrası gereği olarak, 279’uncu Maddenin Birinci fıkrasında sözü edilen ve bu tasarruftan fayda sağlayan kişi, borçlunun ödeme güçlüğü çektiğini bilmediğini ispât ederse, açılan iptâl davası reddedilecektir

Davacı üçüncü kişinin, borçlunun ekonomik durumu ve mal kaçırma kasdını bilebilecek konumda bulunduğu durumlarda, tasarruf tarihinden itibaren beş yıllık yasal süre içinde açılmış olan tasarrufun iptali davasının kabulü gerekeceğini … (17. HD. 2.6.2009 T. 1173/3823).

Dava konusu taşınmazlar için (daha önce) açılmış olan tapu iptali ve tescil davasında verilmiş olan kararın kesinleşmesinden itibaren beş yıl geçtikten sonra açılan tasarrufun iptali davasının reddedilmesi gerekeceğini … (17. HD. 25.1.2010 T. 8818/349).

6098 s. TBK 19’uncu Maddesi gereği MUVAZAA iddiası bulunuyorsa (İİK m.279/1) hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi sözkonusu değildir.

Ayrıca, 6139 sayılı Kanun’un 26’ncı Maddesi’nde de aynen belirtildiği üzere, kamu alacaklarından doğan iptâl davasının açılabileceği süreler, İİK m.284’e paralel olarak aynen geçerlidir  (17. HD. 21.03.2013 T. 6884/3888).

3 Ekim 2020, Av. Nihat BAŞ

——————————-

KAYNAKLAR:

UYAR Talih, TASARRUFUN İPTALİ DAVALARI, Balıkesir Baro Başkanlığı Yayını, 2017

KURU, Baki, İcra İflas Hukuku (Ders Kitabı), 2016

YALÇIN Elifgül,  GENEL HACİZ YOLU İLE TAKİPTE AÇILAN TASARRUFUN İPTALİ DAVASINDA İSPAT, İÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk Anabilim Dali Yüksek Lisans Tezi


[1] UYAR Talih, TASARRUFUN İPTALİ DAVALARI, Balıkesir Baro Başkanlığı Yayını, 2017, sh. 6

“Başka bir deyişle, tasarrufun maddi hukuk anlamında iptâli söz konusu olmadığından, iptâl davasının kazanılması halinde, alacaklı; dava konusu mal sanki borçlunun malvarlığından hiç çıkmamış gibi, onu haczettirip sattırır ve satış bedelinden alacağının ödenmesini isteyebilir. Ancak, iptâl edilen tasarruf konusu mal sadece davacı-alacaklının takibi bakımından, borçlunun malvarlığında farzedildiğinden, takip sonucunda -satış bedelinden- geriye bir şey artarsa, bu borçluya değil, lehine tasarruf yapılan üçüncü kişiye verilir. Eğer, burada, «tasarrufun maddi hukuk anlamında iptâli» söz konusu olsa idi, artan paranın borçluya verilmesi gerekirdi.”

[2] UYAR Talih, a.g.e., sh. 10

[3] 2004 > Borç ödemeden aciz vesikası: > Madde 143 –… Alacaklı alacağının tamamını alamamış ve aciz vesikası düzenlenmesi için gerekli şartlar yerine gelmişse, icra dairesi kalan miktar için hemen bir aciz vesikası düzenleyip alacaklıya ve bir suretini de borçluya verir; …

… Bu vesika ile 105 inci maddedeki vesika borcun ikrarını mutazammın senet mahiyetinde olup alacaklıya 277 nci maddede yazılı hakları verir.    …

[4] 2004 > Borç ödemeden aciz vesikası:

Madde 105 – Haczi kabil mal bulunmazsa haciz tutanağı 143 üncü maddedeki aciz vesikası hükmündedir.

İcraca takdir edilen kıymete göre haczi kabil malların kifayetsizliği anlaşıldığı surette dahi tutanak muvakkat aciz vesikası yerine geçerek alacaklıya 277 nci maddede yazılı hakları verir.

[5] 6098 > D. Sözleşmelerin yorumu, muvazaalı işlemler > MADDE 19- Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır.

Borçlu, yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı kazanmış olan üçüncü kişiye karşı, bu işlemin muvazaalı olduğu savunmasında bulunamaz.

[6] UYAR Talih, a.g.e., sh. 10

[7] 2004 s. İİK > Madde 143/3; (3) Alacaklı aciz vesikasını aldığı tarihten bir sene içinde takibe teşebbüs ederse yeniden ödeme emri tebliğine lüzum yoktur