Giriş:
Takip hukukuna özgü bir tahsil davası (DEYNEKLİ, KISA) olan itirazın iptali davası 2004 sayılı İcra İflas Kanunu’nun 67. Maddesi’nde düzenlenmiştir. İtirazın iptali davası, alacaklının başlattığı icra takibine karşı borçlu tarafından itiraz edildiğinde, durmuş olan ilamsız takibin devamı ve alacağın tespitinin, mahkemeden istendiği bir davadır. Davanın açılma süresi icra takibine itiraz eden borçlunun itirazının kendisine (alacaklıya) tebliği tarihinden itibaren bir yıldır. Ancak maddenin dördüncü fıkrası gereği olarak, bir yıllık süre içinde bu davayı açmayan alacaklı, alacağını genel hükümler çerçevesine yeniden dava edebilecektir (tahsil davası).
2004 ● İcra İflas Kanunu ● 6 – İtirazın hükümden düşürülmesi: ● a) İtirazın iptali :
Madde 67 – (1) Takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir.
(2) Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir.
(3) İtiraz eden veli, vasi veya mirasçı ise, borçlu hakkında tazminat hükmolunması kötü niyetin sübutuna bağlıdır.
(4) Birinci fıkrada yazılı itirazın iptali süresini geçiren alacaklının umumi hükümler dairesinde alacağını dava etmek hakkı saklıdır.
(5) Bu Kanunda öngörülen icra inkar tazminatı, kötü niyet tazminatı ve benzeri tazminatların tespitinde, takip talebi veya davadaki talep esas alınır.
İtirazın iptali davasının tespit davası mı, yoksa eda davası mı olduğu tartışmalarına girmemekle birlikte, genel olarak doktrinde bu davanın bir eda davası olduğunun kabulü gerekir. İtirazın iptali davası sonucu mahkeme; yalnızca itirazın iptaline karar vermişse, borca yapılan itirazın haksız olduğu gerekçesiyle borcun varlığını tespit ettiğinden, açılmış davanın da bir tespit davası niteliğinde olduğu ile ilgili düşüncelerde doğrulup payı bulunur. Ancak tespitin sonucunda önceden durmuş olan icra takibi devam edeceğinden, alacağın tahsili ile ilgili hüküm mahkeme ilamında yazılmış olsun (itirazın iptaline ve …. TL alacağın davalıdan tahsiline), ya da olmasın (itirazın iptaline karar verilmiştir.) itirazın kaldırılması ilamı, takibin devam etmesine sebep olacağından, itirazın iptali davasının, eda davası niteliğinde olduğunun kabulü gerekir.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi eski tarihli kararlarında; itirazın iptaline ilişkin ilamın, takibi yapan icra dairesine ibraz yoluyla takibin devamının talep edilebileceği gibi, ayrı bir takip konusu da yapılabileceğini kabul etmekteydi. Ancak Yargıtay 8. Hukuk Dairesi bu uygulamayı terk ederek, itirazın iptali ilamının ancak itiraz ile durmuş olan icra dosyasına ibraz edilerek bu alacak kalemlerinin borçluya icra emri gönderilerek tahsili yoluna gidilmesi gerekeceğini, belirtmektedir.[1]
İtirazın İptali Davasının Koşulları:
– Yetkili icra dairesi tarafından uygulanan bir ilamsız takip bulunmalıdır.
– Borçlu tarafından süresi içinde yapılmış ve aleyhine yapılan takibi durdurmuş, geçerli bir itiraz bulunmalıdır.
Süre veya yetki ile ilgili kurallardan ötürü hatalı itiraz yapılmış ve sonucunda takip kesinleşmişse veya takip itiraz sebebiyle değil, icra mahkemesinin kararıyla durdurulmuşsa; itirazın iptali davası açmakta hukuki yarar bulunmayacaktır.
– İtirazın iptali davası, itirazın alacaklıya tebliği tarihinden itibaren bir yıl içinde açılmış olmalıdır.
Bir yıllık süre hak düşürücü süredir. Yine borçlu tarafından itiraz edilmiş ancak, yapılan itiraz bir sebeple alacaklıya tebliğ edilmemiş ise, bahsedilen hak düşürücü süre işlemeye başlamayacaktır. Ancak borçlunun itirazının alacaklıya tebliğ edilmemiş olması durumunda, alacaklı bir şekilde itirazı öğrenip, itirazın kaldırılmasını icra dairesinden talep etmişse ve davanın sonunda icra mahkemesi, itirazın kaldırılması talebinin reddine dair bir karar vermişse alacaklı bu durumda, bir yıllık sürenin geçmesine rağmen itirazın iptali davası açmış ve itirazın kendisine henüz tebliğ edilmediğini, dolayısıyla itirazın iptali davasını açma süresinin başlamadığını ileri sürmüş olabilir. Bu halde alacaklının itirazı; Medeni Kanun’un 2. Maddesi gereği olan dürüstlük kuralına aykırılık sebebiyle Yargıtay ilgili Hukuk Dairesi tarafından dikkate alınmamaktadır.[2]
Dava ile ilgili önemli bir husus ise; itirazın iptali davası açma süresi tebliğ tarihinden itibaren başlıyor olsa da alacaklı, bu süre başlamadan önce de bu davayı açabilir.[3]
Ayrıca, borçlunun itirazı ile duran icra takibinin devam etmesi için icra mahkemesine başvurarak itirazın kaldırılmasını talep eden alacaklının talebi, bir dava niteliğinde olmadığı için icra mahkemesinin vereceği karar; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 303’üncü Maddesi gereğince kesin hüküm teşkil etmeyeceğinden, süresi içinde olmak koşuluyla alacaklı, mahkemede itirazın iptali davası açabilecektir.
İtirazın iptali davası; itirazın alacaklıya tebliğinden itibaren bir yıllık süre geçtikten sonra açılmışsa, hakim görüşe göre artık bir tahsil davası niteliğine bürünmelidir. Bu durumda dava sonunda alacaklı haklı bulunursa, itirazın iptaline değil, alacağın tahsiline dair bir karar verilmelidir. Ancak bir görüşe göre ise; bir yıllık süre gectikten sonra açılan itirazın iptaline dair davanın reddedilmesi gerekir. Bu konudaki Yargıtay kararları da çelişkilidir.
İcra İnkâr Tazminatı:
İcra inkâr tazminatının hukuki niteliği konusunda çeşitli görüşler bulunur, bunlar kısaca;
– Borçlar hukuku anlamında bir tazminattır(BELGESAY).
– 6098 s. BK.’nun 122’nci Maddesi kapsamında munzam zarar karşılığıdır(OLGAÇ).
– Borçlunun haksız itirazı veya alacaklının haksız takibini önleyen bir yaptırımdır (KURU).
– Yargıtay, çeşitli içtihatlarda yaptırım görüşüne katılmaktadır.
İtirazın iptali davası sonucunda, alacaklı haklı olup borçlunun itirazının haksız olduğuna karar verildiğinde borçlu aleyhine; itiraz konusu alacağın %20’sinden aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatına karar verilir. Aynı şekilde dava sonunda borçlunun itirazının haklı bulunarak alacaklının, itirazın iptalini haksız şekilde istediğine karar verildiğinde, haksız taraf olan alacaklı aleyhine itiraz konusu alacağın %20’sinden aşağı olmamak üzere inkâr tazminatına (kötüniyet tazminatı) karar verilecektir.
Ancak her iki halde inkâr tazminatına hükmedilebilmesi için; aşağıdaki şartların birarada bulunması gerekmektedir.
I- Borçlu hakkında geçerli bir icra takibi bulunmalıdır.
II- Borçlunun süresi içinde yaptığı itirazla durmuş olan bir icra takibi bulunmalıdır.
III- Taraflarca açıkça icra inkâr tazminatı talep edilmiş olmalıdır.
Alacaklı, itirazın iptaline ilişkin dava dilekçesinde veya en geç ön inceleme duruşmasında 2004 sayılı İcra İflas Kanunu’nun 67. Maddesi’nin 2’nci Fıkrası uyarınca icra inkâr tazminatına hükmedilmesinine karar verilmesini talep etmiş olmalıdır. Aynı şekilde kendisi aleyhine itirazın iptali davası açılmış olan borçlu, cevap dilekçesinde ya da en geç ön inceleme duruşmasında bu tazminata hükmedilmesini istemişse ve dava sonunda itirazın iptali davası borçlu lehine sonuçlanmışsa, haksız olan alacaklı aleyhine icra inkâr tazminatına (kötüniyet tazminatı) hükmedilecektir.
Alacaklı, dava dilekçesinde icra inkâr tazminatı istememişse ve daha sonra yargılama aşamasında bu istekte bulunup, karşı taraf (iddianın genişletilmesi yasağını ileri sürerek) muvafakat etmemişse, ıslah yoluna başvurarak lehine icra inkâr tazminatına hükmedilmesini isteyebilir.
IV- Takip konusu yapılan ve itiraz edilen alacak belirli (likit, muayyen)[4] bir alacak olmalıdır.
İnkâr Tazminatına Hükmedilmesi Gereken Likit Alacaklar (Davalar):
Yargıtay’ın takip ve itiraz konusu alacağın likit olduğunu ve davacı-alacaklı yararına inkâr tazminatına hükmedilmesi gerektiğini kabul ettiği davalar, genel olarak aşağıdaki gibi sıralanabilir.
Tüketici kredi sözleşmeleri. ● Mahkeme kararı ile tespit edilerek kesinleşen bakiye alacaklar. ● Faturadan kaynaklanan alacaklar. ● Semen (satış bedeli) alacakları. ● Kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacaklar. ● Kambiyo senedinden kaynaklanan alacaklar. ● Abonman (abone) sözleşmesinden kaynaklanan alacaklar. ● Kira alacakları. ● Sözleşmeden kaynaklanan alacaklar. ● Ek bilirkişi ücreti İşletme projesinden kaynaklanan ortak gider (aidat ve avans) alacakları. ● Mirasçılara intikal eden murisin borçları. ● Borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunun tespit edilebilir olması halinde takip konusu yapılan alacaklar. ● Kredi kartı ve üyelik sözleşmesinden kaynaklanan alacaklar. ● Kaçak doğalgaz kullanımından doğan alacaklar. ● Hizmet sözleşmesinden (faturadan) doğan alacaklar. ● Taşıma sözleşmesinden kaynaklanan alacaklar. ● Kira sözleşmesinden kaynaklanan alacaklar. ● Ticari mal satışından kaynaklanan alacaklar. ● Elektrik kullanım bedelinden doğan alacaklar. ● Kesinleşmiş ilamdan kaynaklanan bakiye alacaklar. ● Yürütmenin durdurulması kararı ile tekrar görevine iade edilen memura çalışmadığı döneme ilişkin ödenmiş olan maaşlarının geri verilmesi isteminden kaynaklanan alacaklar. ● Vekalet ilişkisinden doğan ücret ve masraf alacağı. ● Başlangıçta itiraz edilmeden maaştan kesinti yapılmasına izin verilen alacak. ● Pirim alacağı. ● Kaçak elektirik kullanımından doğan alacaklar. ● İntifa (kurucu hisse) senedi sahibinin kar payı alacağı. ● Teminat mektubundan kaynaklanan tazmin talebi. ● Yargıtay’ca onanarak kesinleşmiş olan ilk davada verilen ilamda s aklı tutulan alacak. ● Taraflar arasında düzenlenen taahhütnamede ödeneceği taahhüt edilen vergi borçlarından kaynaklanan alacaklar. ● Şartnameden kaynaklanan fiyat farkı alacağı. ● Hesap edilebilir nitelikteki alacaklar. ● Genel kuirul kararına dayanan aidat borcu. ● Banka hesap cüzdanında yer alan alacaklar. ● Temiat mektubu komisyon ve giderlerinden doğan alacaklar. ● Taraflar arasında düzenlenmiş olan porotokol ve ek protokolden kaynaklanan alacaklar. ● İhracat taahhüdünün yerine getirilmemesi nedeniyle merkez bankasınca uygulanan müeyyideye ilişkin paralar. ● İpotekle temin edilen borç. ● Çekten kaynaklanan alacaklar. ● Trafik kazasından doğan alacaklar. ● Kaçak elektrik kullanımından doğanalacaklar. ● Kaçak su kullanımından doğan alacaklar. ● Acentelik sözleşmesinden doğan alacaklar. ● Bilirkişi tarafından iş davası sırasında düzenlenen raporda belirtilen fazlaya ilişkin alacak. ● İş sahibinin kendi düzenlediği hak edişte belirtilen borç. ● Karz akdinden doğan borç. ● Senetli takipte yer alan borç. ● Avukatlık ücret tarifesinden kaynaklanan vekalet ücreti. ● Geçersiz taşınmaz satışı veya satış vaadi sözleşmesi gereğince, alıcının ödediği para alacağı. ● Borçlunun kendi ticari defterinde, davacı-alacaklı lehine mevcut olan kayıttan doğan alacaklar. ● Borçlu tacir aleyhine, toplu sözleşmeden kaynaklanan cezai şarta ilişkin borçlar. ● İptal edilen emeklilik işleminden doğan borç. ● İşçinin ücret ve ikramiye alacağı. ● Noterde yapılan taşınmaz satış vaadi sözleşmesi uyarınca, alıcı tarafından satıcıya ödenmiş bedel. ● Önceki davada istenmemiş olan faizden doğan alacak
İnkâr Tazminatına Hükmedilmeyecek Alacak Tipleri:
Yargıtay tarafından takip ve itiraz konusu alacağın likit olarak kabul edilmemesi sebebiyle, aşağıdaki alacaklar bakımından davacı alacaklı lehine, icra inkar tazminatına hükmedilmeyecektir.
İcra vekalet ücreti. ● Kat karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklanan alacaklar. ● Haksız fiilden kaynaklanan alacaklar. ● İş akdinin feshi nedeniyle işçinin iş verenden talep edebileceği ücret alacağı. ● Sebepsiz iktisaptan (sebepsiz zenginlleşme) kaynaklanan alacaklar. ● İş bedeli sözleşme ile önceden karşılanmamışsa piyasa rayicine göre talep edilebilecek iş bedelinden kaynaklanan alacak. ● Sigortacı tarafından açılan halefiyete dayalı rücu davasında talep edilen alacak. ● İş akdinin feshi nedeniyle, işçinin iş verenden talep edebileceği kıdem tazminatı alacağı. ● Trafik kazasından yararlanan sigortalıya yapılan hastane masraflarının, kazaya neden olan sürücü ve aracın zorunlu sigortacısı durumundaki şirketten talep edilmesinden kaynaklanan alacaklar. ● Banka tarafından, karşılıkları henüz muhataplarına tazmin edilmemiş (ödenmemiş) teminat mektubundan kaynaklanan alacaklar. ● Zayi edilen teminat mektubunun tazmini talebinden kaynaklanan alacaklar. ● Kasko sigortasından kaynaklanan alacaklar. ● Ek bilirkişi ücretinden kaynaklanan alacaklar. ● Munzam zarar alacağı. ● Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu’nun 61. ● Maddesi’nden kaynaklanan faiz alacağı. ● İnşaatın başlangıç ve bitiş süresi (gecikme süresi), yargılama sonucu belirleniyorsa, bundan kaynaklanan tazminat alacağı. ● Yapılan yargılama sonucunda ve alınan bilirkişi raporu ile saptanan alacaklar. ● İtiraza uğrayan faturadan kaynaklanan alacak. ● Eser sözleşmesinden doğan alacaklar. ● Davacıya ait geminin limanda barınması nedeniyle oluşan alacak. ● Cezai şart ile ilgili alacaklar. ● İş sahibinin, müteahhit aleyhine açtığı “kira yoksulluğu” ile ilgili alacak. ● Vade farkı (gecikme faizi) ile ilgili alacağa borçlunun mahsup iddiasında bulunarak itiraz etmesi halinde, takip konusu alacağın “likit” sayılmayacağı ve inkar tazminatına hükmedilmeyeceği kararı. ● (15. HD. 25/4/1991 T. 1124/2067 K). ● Sigortalının tazminat alacağı SSK tarafından önceki rücu davasında fazlaya ilişkin saklı tutulan haklar ve sonraki yasal değişiklikle yapılan artışlar. ● Eski Borçlar Kanunu’nun 188. ● Maddesine (6098 s. ● BK 213’üncü Maddesi) göre, miktarı yargılama sonunda mahkemece belirlenecek olan tazminat alacağı. ● Davacı taşıtanın davalıdan deniz ticareti teamülüne göre “adres komisyonu” adı altında talep ettiği ücret alacağı.
Borçlunun İtirazının Haksızlığının Zamanı:
Borçlunun itirazındaki haksızlığın, itirazın yapıldığı zamanda bulunuyor olması gerektiği açıktır. Bu sebeple mahkeme; itirazın yapıldığı anda borçlunun itirazının haksızlığını saptarsa, alacaklı lehine icra inkâr tazminatına hükmedecektir. Ayrıca doktrinde, itirazdan sonra doğan itiraz ve def’ilere göre dava borçlu lehine sonuçlansa bile, itiraz anında haksız olan borçlu aleyhine icra inkâr tazminatına hükmedilmesi gerektiği kabul edilir (KURU, UYAR, SUNAR, ÖZKAN).
Yargıtay ise, borçlunun itirazındaki haklılığın takip tarihi itibariyle mevcut olması gerektiğini düşünmektedir.
İcra İnkâr Tazminatı Hakkında Özel Durumlar:
– Davacı alacaklı, açtığı itirazın iptali davasından feragat etmiş ya da davalı borçlu, aleyhine açılmış itirazın iptali davasını kabul etmiş olsa da, diğer koşulların bulunması halinde mahkeme, icra inkâr tazminatına hükmedebilecektir (DEYNEKLİ, KISA, SUNAR, ÖZKAN, 19. HD. 3/11/1999, 6613/6677).
– Taraflar uyuşmazlığın esası hakkında sulh olmuşlar ve fakat sulh sözleşmesinde icra inkâr tazminatından hiç bahsetmemişlerse de, bu tazminata hükmedilmemesi gerekir (DEYNEKLİ, KISA, ÖZKAN).
– Takip ve dava konusu borcun ödenmesi veya borçlunun itirazını geri alması durumunda ise her ne kadar dava konusuz kalıyor olsa da, mahkemenin yargılamayı sürdürüp bu konuda da bir karar vermesi gerekir (KURU, DEYNEKLİ, KISA, ÖZKAN).
– Hukuki yarar bulunmaması nedeniyle davanın reddolunması durumunda, davalı aleyhine icra inkâr tazminatına hükmedilmesi gerekir. (19.HD. 13/09/2012, 6912/12914).
– Alacaklı yararına icra inkâr tazminatına hükmedilebilmesi için, borçlunun kötüniyetli olması şart değildir (KURU, ÖZKAN, 18. HD. 7/7/2003, 4236/5957). Borçlunun kötüniyeti, ancak tazminat miktarına etki edebilecektir (BERKİN, ERİŞ, UYAR, ÖZKAN).
– Ödeme emrine itiraz eden kişi, borçlunun kendisi değil, velisi, vasisi, kayyımı veya mirasçısı ise, icra inkâr tazminatına hükmedilebilmesi için, itiraz eden bu kişilerin ödeme emrine kötüniyetli olarak itiraz ettiklerinin ispatı gerekirr (BERKİN, KURU).
Borçlu Yararına İcra İnkâr (Kötüniyet) Tazminatının Şartları:
– Alacaklı, yaptığı takipte haksız ve kötüniyetli olmalıdır. Alacaklı, haksız olduğunu bildiği veya bilecek durumda olması gerektiği halde takip başlatmışsa kötüniyetli sayılmalıdır (6098 s. İİK m.67/3, SUNAR, DEYNEKLİ, POSTACIOĞLU).
– Açılan itirazın iptali davası, kısmen veya tamamen reddedilmiş olmalıdır.
– Davalı-borçlu; cevap dilekçesinde veya en geç ön inceleme duruşmasında, kendisi lehine kötüniyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiş olmalıdır.
İcra İnkâr Tazminatı Miktarı ve Özellikleri:
2004 sayılı İcra İflas Kanunu’nun 67. Maddesi’nin 2’nci Fıkrası’nın son cümlesi gereği; icra inkâr tazminatı miktarı, takip konusu alacağın %20’sinden az olmayacaktır. Ayrıca borçlu, alacaklının zararının bu miktardan daha az olduğunu iddia etse ve bunu kanıtlasa da, daha aşağı bir tazminata hükmedilmesi mümkün değildir (KURU, BERKİN, UYAR).
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 26’ncı Maddesi gerekçesiyle Yargıtay; davacının dava dilekçesinde %20’den daha az bir miktar talep etmesi durumunda, istekten daha fazlasına hükmedilemeyeceği için, en fazla istenen miktara hükmedilmesi gerektiği görüşündedir. Ayrıca alacaklı, zararının %20’den fazla olduğunu iddia eder ve bunu kanıtlarsa; %20’den daha yukarı bir tazminata hükmedilebilir (KURU, UYAR, ÖZKAN), ancak talepte belirli bir oran yazılmamışsa inkar tazminatına hükmedilmemesi gerekir (13. HD. 4/11/1999, 858/7930).
İcra inkâr tazminatına sadece itirazın iptali davası sonucunda hükmedilebilecektir. Hükmedilen inkâr tazminatına ayrıca faiz yürütülmez (17. HD. 4/11/2005, 1414/2335).
Yabancı para alacağına ilişkin takiplerde, itiraz sonucu açılacak itirazın iptali davasında, %20 tazminata yabancı para üzerinden değil, takip tarihindeki döviz satış kuruna göre Türk parası karşılığı üzerinden hükmedilir (9. HD. 6/11/2003, 6350/18822 – 19. HD. 04/07/2005, 11813/7507).
Birden fazla borçlunun olduğu takiplerde, borca itiraz sonucu açılan itirazın iptali davası sonunda, davalılar adına ayrı ayrı icra inkâr tazminatına hükmedilemez (19. HD. 1/3/2004, 1389/1891).
İtirazın İptali Davasında Görev ve Yetki:
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 2’nci Maddesi gereği görevli mahkeme; aksine bir hüküm bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir.
– 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu’nun 44’üncü Maddesi uyarınca, davacı bankanın kredi kartı hamiline karşı açtığı itirazın iptali davası bakımından görevli mahkeme; asliye ticaret mahkemesidir.
– 6102 sayılı Türk Ticaret Kanun’nun 4’üncü Maddesi’nin Birinci Fıkrası gereği, iki tarafın da ticari işletmesi ile ilgili takipten doğmuş olan itirazın iptali davasına asliye ticaret mahkemesi bakar.
– İtirazın iptali davası, genel mahkemelerde açılır (icra mahkemesinde değil). Alacak, ticari işler ile ilgiliyse dava ticaret mahkemesinde görülür.
– Takip konusu alacak, iş mahkemesinin görevine giriyor ise, itirazın iptali davasının da iş mahkemesinde açılması gerekir (13. HD. 8/4/2004, 16609/4966 – HGK. 31/5/1989, 9-306/405).
İtirazın iptali davalarına ilişkin yetkinin, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda belirlenen genel yetki kurallarına (6100 s. HMK m.6 ila17) göre belirlenmesi gerekir (KURU, DEYNEKLİ, KISA).
Ancak diğer bir görüşe göre itirazın iptali davaları; yetki bakımından genel hükemlere bağlı olamaz (ÜSTÜNDAĞ, KARSLI). Bu görüşü benimseyenlerin gerekçesi, dava ile takip arasında bulunan sıkı ilişkidir ve bu sebeple davanın, icra takibinin yapıldığı yerdeki mahkemede açılması zorunlu olacaktır.
Borçlunun Yapmış Olduğu İtirazın Şekline Göre Oluşacak Farklı Durumlar:
I- Borçlu yalnızca icra dairesinin yetkisine itiraz etmişse, alacaklı mahkemede itirazın iptali davası açmayıp, icra mahkemesine başvurarak itirazın kaldırılmasını istemelidir (KURU, DEYNEKLİ, 19. HD. 29/3/2012, 13640/5218).
II- Borçlu hem icra dairesinin yetkisine ve hem de takip konusu borca veya imzaya itiraz etmişse; alacaklı her iki itirazı da geçersiz hale getirmek isteyecektir. Bu durumda alacaklı, 2004 sayılı İcra İflas Kanunu’nun 68’inci Maddesi’nde sayılan belgelerden birisi ile başvurarak, icra mahkemesinden itirazın kaldırılmasını isteyecek ve ek olarak mahkemede itirazın iptali davası açacaktır (KURU, POSTACIOĞLU, DEYNEKLİ). Alacaklı, sadece yetki itirazının iptali için mahkemede itirazın iptali davası açamaz (KURU, DEYNEKLİ, 11. HD. 24/1/1997, 8812/212).
Borçlu icra dairesinin yetkisine ve takip konusu borca veya imzaya itiraz etmişse; alacaklının itirazın iptali davası açabileceği yukarıdaki durumda, açılan itirazın iptali davasına bakan mahkeme, borçlunun icra dairesine yaptığı yetki itirazını inceleyecek midir? Bu soru önemlidir çünkü borçlunun yetki itirazının haklı olması, yani icra dairesinin yetkisiz olması durumunda, davanın yetkili icra dairesinin bulunduğu yerdeki mahkemede açılması gerektiği kuralından hareketle, açılan itirazın iptali davasına bakan mahkeme de yetkisiz olmaktadır. Bu halde itirazın iptaline karar verecek mahkemenin öncelikle icra dairesinin yetkisine ilişkin bir değerlendirme yapması gerekir mi?
Bir görüşe göre bu durumdaki mahkeme, yalnız kendi yetkisini inceleyecek, icra dairesinin yetkisi hakkında bir değerlendirme yapamayacaktır (KURU, POSTACIOĞLU).
Diğer bir görüşe göre ise; itirazın iptali davası, yalnızca icra takibinin yapıldığı yerdeki mahkemede açılabileceğinden ve icra dairesinin yetkisinin mahkemeyi de belirlemesi gerektiğinden, mahkeme icra dairesinin yetkisini de incelemelidir. Zira bu incelemenin sonucunda kendisinin yetkili olup olmadığı da ortaya çıkacaktır (ÜSTÜNDAĞ, DEYNEKLİ, KISA, KARSLI).
Yargıtay da aynı konuda; çeşitli tarihlerde farklı içtihatlarda bulunmuştur.
III- Borçlu sadece borca itiraz etmiş, yetki itirazında bulunmamışsa;
Bu durumda alacaklının açtığı itirazın iptali davasında borçlunun, davaya bakan mahkemenin yetkisine itiraz edip edemeyeceği de tartışmalıdır. Doktrin ve Yargıtay bu konuda kararsız olmakla birlikte, son zamanlarda Yargıtay; ödeme emrine itiraz ederken yetki itirazında bulunmayan borçlunun, bunun üzerine açılan itirazın iptali davasında, süresi içinde yetki itirazında bulunabileceğini, kabul etmektedir.
İtirazın İptali Davasında Harç ve Avukatlık Ücreti:
İtirazın iptali davasında nisbi karar ve ilam harcı alınır. Ayrıca 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 29’uncu Maddesi’nin 3’üncü Fıkrası sebebiyle alacaklının, daha önce takip talebinde bulunurken icra dairesine ödediği peşin harç miktarı, bu davayı açarken ödeyeceği harçtan indirilecektir (mahsup edilecektir). Uygulamada alacaklı; takibe itiraz edildiğine dair icra dairesinden aldığı ödeme emri örneğini (uygulamada bu belgeye inkar belgesi denilmektedir) dava dilekçesine eklediğinden, bu belgede bulunan takip başvurusu sırasında alınmış olan peşin harç miktarı, yeni açtığı itirazın iptali davasında alınması gereken harçtan indirilmektedir. İtirazın iptali davasında maktu değil nisbi avukatlık ücretine hükmedilir (19. HD. 9/4/2012, 2714/5931).
Tahsil (Eda) Davası:
Alacaklı, borçlunun itirazı üzerine durmuş olan icra takibinin devamı için hak düşürücü süre içinde itirazın iptali davası açmazsa, bu süre geçtikten sonra ancak tahsil davası açabilecektir. 1 yıllık zamanaşımı süresi geçtiği için açılma imkanı kalmayan itirazın iptali davasının alacaklı tarafından yine de açılması durumunda, açılan davanın tahsil davası olarak kabulü gerekir.
Doktrinde, tahsil davasının alacaklı tarafından itirazın kendisine tebliğinden itibaren 1 yıl içinde açılıp açılamayacağı konusunda tartışma vardır. Bir görüşe göre alacaklı, itirazın iptalı ve icra inkâr tazminatı istemi olmadan tahsil (eda) davası açabilir (ÇAĞA, ÖZKAN, DEYNEKLİ, KISA). Diğer bir görüşe göre ise, 1 yıllık süre içinde açılan dava, teknik anlamda itirazın iptali davası olmalıdır ve tahsil (eda) davası ancak 1 yıllık sürenin geçmesinden sonra açılabilecektir (POSTACIOĞLU, KURU, BERKİN, YILMAZ).
Yargıtay; birinci görüşü benimser ve 1 yıl içinde tahsil davasının açılabileceği gibi, 1 yıldan sonra da açılabileceğini belirtmiştir (11. HD. 10/5/1986, 1729/2410).
Borçlu, kendisi hakkındaki genel haciz yolu ile takibe süresi geçtikten sonra itiraz etmiş ya da hiç itiraz etmemişse, alacaklı tahsil (eda) davası açabilir mi?
Bir görüşe göre; ortada bir itiraz olmaması sebebiyle açılacak tahsil davası gereksiz olsa da, alacaklının alacağını bir mahkeme kararına dayandırması bakımından tahsil davası açılabilir (UMAR).
Başka bir görüşe göre ise; borçlunun süresinde itiraz etmemesi sebebiyle takip kesinleşmiş ve alacaklı haciz isteyebilecek durumdadır. Dolayısıyla alacaklı tahsil davası ile ilamlı icra takibi sonunda erişebileceği haciz isteme amacına erişmiş durumdadır. Kısaca alacaklı dava ile erişebileceği sonuca zaten erişmiş durumdadır. Bu nedenle alacak (tahsil) davası açmasında korunmaya değer bir hukuki yarar yoktur (KURU).
Tahsil davası genel hükümlere göre görevli ve yetkili mahkemede açılır. Davacının (alacaklı) icra dairesinde takip talebinde bulunurken yatırdığı peşin harç, bu dava açılırken hesap edilen harçtan mahsup edilir (492 s. Harçlar Kanunu m.29/III). Dava sonucunda taraf vekilleri için nisbi avukatlık ücretine hükmeder.
Ayrıca tahsil davası sonunda mahkeme, alacağın tahsiline karar verirse ve dava dilekçesinde talep edilmişse borçlunun temerrüde düşürüldüğü tarihten itibaren faize hükmeder. Ancak önemli bir husus olarak, dava sonunda mahkeme talep edilmiş olsa bile, icra inkâr tazminatına hükmedemez.
19 Eylül 2020, Av. Nihat BAŞ
——————————-
KAYNAKLAR:
UYAR Talih, İtirazın İptali Davası ile Tahsil Davası, Balıkesir Baro Başkanlığı Yayını, ISBN: 978-605-168-168-9, Balıkesir, 2017KURU, Baki, İcra İflas Hukuku (Ders Kitabı), 2016
[1] UYAR Talih, İtirazın İptali Davası ile Tahsil Davası, Balıkesir Baro Başkanlığı Yayını, Balıkesir, 2017, sh.14
[2] UYAR Talih, a.g.e., sh.16
[3] KURU, Baki, İcra İflas Hukuku (Ders Kitabı), 2016, sh.260, 290
[4] KURU, Baki, a.g.e., 2016, sh.285
Likit alacaklarda alacağın miktarı bellidir. Örneğin faturaya dayanan alacak likit alacaktır. Veya kefalet sözleşmesinden doğan alacak da likit alacaktır. Buna karşılık likit olmayan, yani belirsiz alacaklarda alacağın miktarı belli değildir. Yani borçlu tarafından alacağın gerçek miktarını tespit edebilmek için bütün unsurlar bilinmemekte veya bilinememektedir.