1. MUVAZAA:
Muvazaa; “tarafların üçüncü şahısları aldatmak maksadı ile ve fakat kendi hakiki iradelerine uymayan, aralarında hüküm ve netice tevlit etmeyen (doğurmayan) bir görünüş yaratmak hususunda anlaşmalarıdır” (Esener, 1956;7).
Muvazaa kavramı, Türk Hukuk Lûgatında; ‘‘Anlaşmalı saptırma gerçek dışı durumlara gerçekmiş niteliğini kazandırma işlemi. Hukuksal bir işlem konusunda gerçek duruma aykırılıkta birleşilerek yapılan ortak açıklama (beyan) ya da ortaya konulan belgedir. Danışıklı işlem’’ şeklinde tanımlanır (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 819).
Tanımlardan da anlaşılacağı üzere muvazaa, tarafların karşılıklı irade ve beyanlarının başkalarını aldatmak kastı ile dış dünyaya farklı yansıtılmasıdır. Bununla sözleşmenin taraflarının gerçek irade ve beyanlarının kendileri dışındaki kişilerden gizlenmesi amaçlanır.
Borçlar hukuku kapsamında bir sözleşme yapılırken TBK’nın Birinci Maddesinde belirttiği gibi tarafların karşılıklı iradelerinin belirli bir konuda birleşmesi gerekir. Ayrıca sözleşmedeki amaçlarını da birbirlerine açık ve net olarak aktarmaları sonucu karşılıklı olarak öneri ve kabulle de bir sözleşme kurulabilecektir. Ancak yine TBK’nın 19’uncu Maddesinde muvazaalı işlemler adıyla genel muvazaa ele alınmıştır ki orada da bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradelerinin esas alınacağı düzenlenmiştir.
6098 s. TBK > D. Sözleşmelerin yorumu, muvazaalı işlemler
MADDE 19- Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır.
Taraflar yanılarak veya kasıtlı olarak asıl amaçlarını gizlemişlerse tarafların bu konudaki yanıltıcı yazı veya sözleri değil gerçek iradeleri esas alınmalıdır. O zaman bir sözleşme ilişkisinin hukuki sonuçları; görünürdeki yanıltıcı iradeye değil tarafların gerçek irade ve amaçlarına göre oluşmasıdır.
Muvazaalı işlemler ikiye ayrılır.
1.1. Mutlak muvazaa (simulation abisolue / simple):
Tarafların; aralarında hüküm ve netice tevlit edecek hiç bir muamele yapmak istemedikleri halde harice, üçüncü şahıslara, karşı bir muamele yapmış görünmek için cali bir muamele yapmaları halidir (Esener, 1956;41).
Mutlak muvazaada taraflar herhangi bir hukukî işlem yapmayı (oluşturmayı) istemezler, yalnız görünüşte bir hukukî işlem için gerekli irade açıklamasında bulunurlar (HGK 2019/726 E. , 2022/192 K.). Görüldüğü üzere mutlak muvazaada tarafların gerçek niyeti aslında bir sözleşme yapmak değil yapmamaktır. Bu sebeple mutlak muvazaa söz konusu olduğunda muvazaalı işlem hiç yapılmamış gibidir. Örneğin: Eşlerden birinin babasının maaşını alması için boşanmaları ama aynı evde yaşamaya devam etmeleri halinde mutlak muvazaa vardır.
1.2. Nispî muvazaa (Simulation relative / dissimulation):
Taraflann aralarında akdettikleri bir mukaveleyi kendi dahili iradelerine uymayan ve harice karşı yaptıkları başka bir muamele ile gizlemeleridir (Esener, 1956;42).
Nispi muvazaada taraflar gerçekten belli bir hukukî işlem yapmak isterler ancak onu saklamak amacıyla bir başka hukukî işlemin kurulduğu görüşünü yaratmak üzere irade açıklamasında bulunurlar. Nisbi muvazaada tarafların gerçek niyetini gösteren gizli işlem olduğundan; açık işlem geçersiz olmakla gizlenen işlem geçerlidir. Örneğin: Babanın ölmeden önce evlatlarından birine evi satmış gibi yapması (Tapu’da satış yapılır ama parayı almamıştır.). Babanın niyeti o evi evladına vermektir (hukuken bağışlama işlemi) ama diğer mirasçılardan gizlemek maksadıyla satış yapılmış gibi gösterilir.
2. MURİS MUVAZAASI:
Muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescil davası; kanunlarımızda açıkça düzenlenmiş bir dava türü değildir. Muris muvazaası niteliği sebebiyle nispi muvazaadır. Muris sağlığında bir taşınmazını bir kişiye bağışlamak iradesi sözkonusu iken bağışlamayıp o kişiyle anlaşarak tapuda satış olarak göstermişse, kısaca taraflar gerçek niyetleri olan bağışı bir satış sözleşmesi altına gizlemişlerse buna muris muvazaası denir.
Yargıtay Büyük Genel Kurul: 01.04.1974 Tarihli 1974/ 1 Esas – 1974 / 2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile muris muvazaası hakkında o güne kadar yapılmış farklı içtihatları birleştirmiştir.
Muris muvazaasını mutlak muvazaadan ayıran en önemli koşullar yine bu 1974 tarihli içtihadı birleştirme kararında belirlenmiştir. Bu karar kapsamında muris muvazaasından bahsedebilmek için öncelikle aşağıdaki koşulların bulunması gerekir.
2.1. Konu edilen malvarlığı tapuya kayıtlı bir taşınmaz olmalıdır:
Muris muvazaası; murisin sağlığında -mirasçılarını miras hakkından yoksun bırakmak amacıyla- gerçekte bağışlamak istediği tapu sicilinde kayıtlı taşınmaz malı hakkında, tapu sicil memuru önünde iradesini satış doğrultusunda açıklamış olmasıdır.
2.2. Miras bırakanın amacı mirasçısından mal kaçırmak olmalıdır:
Murisin bu devri yapmaktaki amacı, yasal mirasçılarını miras haklarından yoksun kılmak, denkleştirme ya da tenkis davası açmalarını engellemek (mal kaçırma kastı) için yapmış olmalıdır.
2.3. Saklı paylı olsun olmasın tüm mirasçılar dava açma hakkına sahiptir:
Tüm mirasçılar (muvazaalı işlemin yapılmasından sonra mirasçılık sıfatını kazananlar da dahil) muris muvazaası nedenine dayalı dava açabilirler. Ayrıca muvazaa davası açabilmek için muris vefat etmiş olmalıdır: Ancak mirasın reddi, ıskat veya feragat sebebiyle mirasçı niteliğini sonradan kaybetmiş olanların dava açma hakkı yoktur.
2.4. Dava tapu sicilinin düzeltilmesi davasıdır:
Yargıtay 22.05.1987 tarihli 4/5 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında 74 tarihli karar aynen benimsenmiş, buna ek olarak mirasçıların muvazaa nedeniyle tapu sicilinin düzeltilmesi davası yanında kademeli olarak tenkis davası da açabileceklerine hükmedilmiştir.
“… miras bırakanın yaptığı temliki tasarruflardan zarar gören mirasçıların tenkis davası ile birlikte kademeli olarak veya tenkis davası açtıktan sonra ayrı bir dilekçe ile Borçlar Kanunun 18. maddesine dayalı muvazaa nedeniyle iptal/tescil davası açabileceklerinin kabulü ile içtihat aykırılığının bu suretle giderilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Miras bırakanın yaptığı temliki tasarruflardan zarar gören mirasçıların tenkis davası ile birlikte kademeli olarak veya tenkis davası açtıktan sonra ayrı bir dilekçe ile Borçlar Kanununun 18. maddesine, dayalı muvazaa nedeniyle iptal-tescil davası da açabileceklerine karar verilmiştir.” (Yargıtay 22.05.1987 tarihli 4/5 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı)
2.5. Zamanaşımı ya da hak düşürücü süre söz konusu değildir:
3. MURİS MUVAZAASI NEDENİYLE TAPU İPTAL VE TESCİL DAVASI:
3.1. Unsurları:
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 08/06/2011 tarih, 2011/4-359 E. , 2011/405 K. sayılı kararında muris muvazaasının unsurları aşağıdaki gibi açıklanmıştır
3.1.1. Muvazaa Anlaşması:
Muris ile karşı taraf arasındaki görünüşte yapılan sözleşmenin niteliğini değiştiren, hiçbir şekil şartına bağlı olmayan, tarafların beyanları ile iradeleri arasında bilerek meydana getirdikleri, uyumsuzluğu açıklayan anlaşmadır. Kısaca tarafların gerçek iradelerini yansıtan anlaşmadır.
Muvazaa anlaşması; her hangi bir şekle bağlı olmadığından yazılı veya sözlü yapılabilir, görünürdeki işlem ile aynı anda yapılması zorunlu değildir ama en geç görünürdeki işlem ile birlikte yapılmalıdır. Bu anlaşma esasen görünürdeki işlemin taraflar açısından geçerli olmadığı ve aralarında yaptıkları gizli işlemin geçerli olduğu hakkındadır.
3.1.2. Üçünçcü Kişileri Aldatma Kastı:
Murisin, mirasçılarından mal kaçırma niyeti/amacıdır. Aldatma kastı taraflar arasındaki gizli işlemin diğer herkesten saklanması şeklinde tezahür etmektedir. Zira muris, bir veya daha fazla mirasçısından mal kaçırmak istemekte ve gizli işlemi açıkça yapamadığı için gizli işlemin bilinmesini engellemek istemektedir.
Yargıtay’ın istikrarlı içtihatları gereği; murisin mal kaçırma ve aldatma kastı ispat edilmelidir. Bu husus ispat edilemezse muris muvazaasının uygulanma imkanı yoktur. Muvazaalı işlemin yapıldığı esnada murisin mal kaçırmak istediği bir veya bir kaç mirasçısının bulunması aldatma kastı için yeterlidir.
3.1.3. Görünürdeki İşlem:
Muris, mirasçısından mal kaçırmak için karşı tarafla anlaşarak gerçek iradesine uygun düşmeyecek ve sonuç doğurmayacak biçimde düzenlediği, tarafların aralarında düzenledikleri muvazaa anlaşması ile geçersiz olduğunu kabul ettikleri görünüşteki sözleşmedir. Görünürdeki işlem; tarafların gerçek iradelerini göstermediğinden geçersizdir.
3.1.4. Gizli İşlem:
Diğer herkesten saklanan ve genellikle bağış sözleşmesi şeklinde yapılan gizli sözleşmedir. Muris ile karşı tarafın gerçek iradelerine uygun olan gizli işlem şekil eksikliği sebebiyle geçersizdir. Dolayısıyla karşı tarafa yapılan tescil yolsuz tescildir ve düzeltilmesi gerekir. Gizli işlem; kanunda öngörülen şekil şartlarına uymadığı için geçersizdir.
3.2. Tarafları:
3.2.1. Davacı:
Saklı pay sahibi olsun veya olmasın tüm mirasçılar muris muvazaası davası açabilirler. Dava açan mirasçı, tereke iştirak halinde bulunsa dahi payı oranında iptal ve tescil isteyebilir. Ancak dava açan kişi taşınmazın terekeye döndürülmesini istemişse dava dışı mirasçıların onaylarının alınması veya atanacak temsilci aracılığıyla davaya devam edilmesi şarttır (TMK m.640). Dava açan mirasçının temlik tarihinde mirasçı olması gerekmez.
3.2.2. Muris Muvazaası Halinde Mirasçıların Sahip Olduğu Hukuki İmkanlar:
Bu davalar aşağıdaki sırayla terditli taleplerden oluşabilir.
1-/ Muris Muvazaası Sebebiyle İptal Davası.
2-/ Mirasta Denkleştirme Davası.
3-/ Tenkis Davası (sadece saklı paylı olan mirasçı açabilir).
4-/ Yolsuz Tescilin Düzeltilmesi Davası.
3.2.3. Davalı:
Murisin muvazaalı özleşme ile taşımazını devrettiği kişi ve onun mirasçılarıdır. Taşınmaz bir kaç el değiştirmiş ise taşınmazı kötü niyetli olarak satın alan ikinci veya sonraki kişiler davalı olacaktır. Ancak iyiniyetli üçüncü kişinin taşınmazı devralması halinde tapuya güven ilkesi sebebiyle bu kişinin iyi niyeti korunur. Bu durumda kötü niyetli olarak devralan malik aleyhine tazminat sorumluluğu doğar.
3.3. Talep:
3.3.1. Tapu Kaydının İptali ile Birlikte Tescilin İstenilmemiş Olması:
Muris muvazaası hukuksal sebebine bağlı olarak açılan davada tapu iptali istenmiş ancak tescil istenmemiş ise davacıya tescil davası açması için süre verilmesi zorunludur.
“… tapu kaydına dayanılarak açılan iptal davasında,ayrıca tescil isteğinde bulunulmamış olması iptal davasının reddi veya sadece satışın iptali kararı vverilmesi için başlı başına bir sebep teşkil etmez. Bu durumda Mahkemece yapılacak iş, iptal isteminin tescili kapsamadığı gözetilerek davacıya, ayrıca tescil davası açması için imkan tanımak ve dava açılması halinde her iki dava birleştirilerek karara bağlamaktan ibarettir…” (Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2015/12312 E. , 2018/11112 K. 07/06/2018)
Ayrıca bu durumun tam tersi olarak davacı sadece tescil isteminde bulunmuş ise tescil isteği tapu sicilinde mevcut eski kaydın iptalini de kapsadığından, (YHGK 1981/8-80 E , 1983/1162 K. 01/11/1982 T.) davacının ayrıca tapu kaydının iptali istemine gerek yoktur. (Tekdoğan, 2019;118)
3.3.2. Tazminat ile Birlikte Terditli Açılabilmesi:
Taşınmazın dava dışı iyi niyetli üçüncü kişilere devredilmiş olması halinde açılacak tapu iptal ve tescil davası sonuçsuz kalacağından davacı tazminat da isteyebilir. Davacı tazminat isteğini bu davanın içinde terditli şekilde talep edebilir. Bu halde asıl istek olan tapu iptali ve tescil imkanı varsa artık tazminata hükmedilmez. Ancak son malikin iyi niyetli üçüncü kişi olması sebebiyle asıl talep kabul edilmiz ise mahkeme, tazminat yönünden bir karar verecektir.
“… muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı olarak tapu iptal ve tescil istenebileceği gibi tazminat istenebileceğinde de kuşku yoktur…” (Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2021/580 E. , 2021/2568 K. 08/03/2012)
3.3.3. Tenkis ile Birlikte Terditli Açılabilmesi:
Bilindiği üzere tenkis talebi ancak saklı paylı mirasçılar yönünden mümkündür. Saklı paylı mirasçılar murisin alt soyu, ana babası ve sağ kalan eşidir. Muris muvazaası sonucu saklı payı zedelenen mirasçılar tenkis davası ile birlikte terditli olarak veya tenkis davası açtıktan sonra ayrı bir dilekçe ile muris muvazaası nedenine dayalı iptal ve tescil davası açabilirler.
“… somut olayda, yargılama sırasında ıslah ile davacılar muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil olmazsa tenkis isteğinde bulunmuşlardır. Hal böyle olunca;… öncelikle davacıların tapu iptal ve tescil isteği bakımından gerekli araştırma ve incelemenin yapılması, hâsıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi … “ (Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2014/15371 E. , 2016/7445 K. 20/06/2016)
” Somut olaya gelince, mahkemece kesin hüküm kabul edilen …. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/…. Esas sayılı davasının, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescili isteğine ilişkin olduğu, eldeki karşı davada ise, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteği yanında terditli olarak tenkis isteğinin de bulunduğu anlaşıldığından, tapu iptali ve tescil isteği yönünden kesin hüküm nedeniyle davanın reddine karar verilmesi doğru ise de, tenkis isteği bakımından kesin hükmün varlığından söz edilemez. Hal böyle olunca, davalı-karşı davacı … tarafından açılan karşı davadaki terditli istek olan tenkis yönünden bir değerlendirme yapılması gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.” (Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, 2019/2625 E. , 2019/6085 K.)
(Tenkis için bakınız. https://avnihatbas.com.tr/2023/10/mirasta-tenkis-indirim-davalari/admin/)
3.4. Muris Muvazaası Yöntemleri:
Muris muvazaası çoğunlukla aşağıdaki yöntemlerle gerçekleştirilmektedir.
-Gizli işlem bağış, görünüşteki işlem satış. (1HD, 2014/21776 E. , 2017/1379 K.)
-Gizli işlem bağış, görünüşteki işlem Ölünceye kadar bakma sözleşmesi.
-Gizli işlem bağış, görünüşteki işlem arsa payı devri karşılığı inşaat sözleşmesi.
-Devrin ara malik aracılığıyla yapılması. (1HD, 2015/2754 E. , 2017/2657 K.)
-Mahkeme kararıyla tapuya tescil şeklinde muris muvazaası
-Miras sözleşmesi yoluyla muris muvazaası
3.5. Muris Muvazaası Sebebiyle İptal Edilemeyecek İşlemler:
3.5.1. Taşınır Devri İşlemleri:
“… dava konusu menkul mal niteliğinde olup, muris muvazaasıyla ilgili 1/4/1974 günlü ve 1/2 sayılı İçtihadi Birleştirme Kararının tapulu taşınmazların satışıyla ilgili ve konusuyla sınırlı olması nedeniyle, uyuşmazlık konusu olayda araçla ilgili temlikin anılan İçtihadı Birleştirme Kararı kapsamında mütalaa edilmesine olanak yoktur. Anılan İçtihadı Birleştirme Kararı, sadece miras bırakanın tapulu taşınmazlarının devir ve temliklerinde yapmış olduğu muvazaalı işlemler için geçerlidir. 2918 sayılı Kanun gereğince trafik siciline tescili zorunlu araçlar dışındaki araçlar ve taşınır mallar ile tapuya kayıtlı olmayan taşınmazların temliklerinde ise gizli bağış sözleşmesi şekle bağlı olmayıp geçerlidir ve zilyetliğin devri ile mülkiyet karşı tarafa geçmektedir.” (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2020/1985 E. , 2020/2139 K.)
“Ancak akıldan çıkarılmaması gereken husus, anılan İçtihadı Birleştirme Kararı’nın, sadece miras bırakanın, tapulu taşınmazlarının devir ve temliklerinde yapmış olduğu muvazaalı işlemler için geçerli olduğudur.” (HGK 2011/4-359 E. , 2011/405 K.)
3.5.2. Tapusuz Taşınmazların Devri İşlemleri:
“… tapuda kayıtlı olmayan taşınmazlar, taşınır mal niteliğindedir ve zilyetlikten ibaret olan hakkın devri suretiyle yapılan elden bağışlama sözleşmeleri hiçbir biçim koşuluna bağlı değildir. Bu nedenle de gizlenerek yapılan bağışlama niteliğindeki tasarruf geçerlidir. Mirasbırakan tarafından tapusuz taşınmazların zilyetliğinin devri suretiyle gerçekleştirirken geçerli işlemlere karşı 01.04.1974 tarih ve 1/2 sayılı İçtihatı Birleştirme Kararının uygulama yeri yoktur.Mirasbırakanın sağlığında, gerek 3. kişiden parasını ödeyerek almak suretiyle ve gerekse tarafından yaptığı bağış niteliğindeki kazandırmaların mirasbırakanın ölümünden sonra saklı payların zedelenmiş olduğunun saptanması halinde tenkise tabi tutulacağı kuşkusuzdur.” (Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2018/2539 E. , 2018/11385 K.)
3.5.3. Vasiyetname Yolu İle Yapılan Kazandırmalar:
“Kural olarak, muvazaa, iki taraflı işlemler için söz konusu olup, tek taraflı irade beyanı niteliğinde olan ölüme bağlı tasarruflarda (vasiyetnamelerde), muvazaadan sözedilemez. Mahkemece, muvazaa nedeniyle vasiyetnamenin iptaline karar verilmesi doğru görülmemiştir.” (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2013/15169 E. , 2013/17434 K.)
3.5.4. Bağışlama Yolu İle Yapılan Kazandırmalar:
“… mirasbırakan tarafından bağış suretiyle temlik edilen dava konusu taşınmazlar bakımından 1.4.1974 tarih 1/2 Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının uygulama yeri bulunmadığı gözetilerek yazılı şekilde tapu iptal ve tescil isteğinin reddedilmiş olması doğru olduğuna göre, davacıların yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle, usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA,” (Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2017/848 E. , 2020/2025 K.)
3.5.5. Gizli Bağış İle Yapılan Kazandırmalar:
“… Somut olayda olduğu gibi, bedeli ödenerek “gizli bağış” şeklinde gerçekleştirilen işlemler hakkında anılan Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının doğrudan bağlayıcı olma niteliği yoktur. Bunun yanı sıra, karara yorum yoluyla gizli bağış iddialarına yönelik olarak uygulama olanağı sağlanamayacağı Hukuk Genel Kurulunun 30.12.1992 tarihli, 586/782 sayılı; 21.9.1994 tarihli, 248/538 sayılı; 21.12.1994 tarihli, 667/856 sayılı; 11.10.1995 tarihli, 1995/1-608 sayılı kararlarında belirtilmiş, Dairenin yargısal uygulaması da bu doğrultuda kararlılık kazanmıştır. Şu halde, taşınmazların üçüncü kişilerden satın alma suretiyle adlarına tescil edildiği davalılar bakımından 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararının uygulama yeri bulunmadığı, haklarında ancak tenkis hükümlerinin uygulanabileceği açıktır. ” (Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2015/14273 E. , 2018/12113 K.)
3.5.6. Muris muvazaası sebebiyle iptal edilemeyecek diğer kazandırmalar:
> Kooperatif Ortaklık Payı Devri Yolu İle Yapılan Kazandırmalar:
> Şirket Ortaklık payının Devri Yolu İle Yapılan Kazandırmalar:
> Harici Satış Sözleşmesinin Muris Tarafından Mahkemede Kabulü Sebebiyle Mahkemece Yapılan Tescil İşlemi:
> Noterde Düzenlenen satış Vaadi Sözleşmesine Dayalı Mahkemece Yapılan Tescil İşlemi:
> 3402 s. Kadastro Kanunu’nun 12’inci Maddesindeki Hak Düşürücü Süreye Tabi İşlemler:
> 3402 s. Kadastro Kanunu’nun 13/B ve 14’üncü Maddeleri Gereği Yapılan Tespitler Sonucu Oluşan Tapu Kayıtları:
> Araç Satışına İlişkin İşlemler:
> İyi Niyetli Üçüncü Kişilere Yapılan Devirler:
3.6. Muris Muvazaası Konusunda Zamanaşımı ve Hak Düşürücü Süre:
Muris muvazaası sebebine dayalı tapu iptal ve tescil davaları ile muvazaa iddiaları zamanaşımına uğramaz, bu davalar hak düşürücü süre sebebiyle reddedilemez
“… miras 01.04.1974 tarihli ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı çerçevesinde iradesinin tartışmaya yer bırakmayacak şekilde açıklığa kavuşturulması ve muvazaa ile illetli olduğunun saptanması halinde zamanaşımı hükümlerine tabi olmayacağı gözetilmek suretiyle bir karar verilmesi gerekmektedir.” (Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2015/10323 E. , 2018/9430 K.)
“… davalıdan muris muvazaasına dayalı tazminat istendiği, terekeye yönelik haksız fiil niteliğindeki muris muvazaası davalarının zamanaşımı ya da hak düşürücü süreye bağlı olmaksızın her zaman açılabileceği, ne var ki mahkemece bu husus gözetilmeksizin yanılgılı değerlendirme ile anılan taşınmazlar yönünden de tenkis istendiği gerekçesiyle davanın hak düşürücü süreden reddedilmesi hatalıdır.” (Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2014/20337 E. , 2017/2981 K.)
3.7. Muris Muvazaasının İspat
4721 s. TMK 6’ıncı Maddesi “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” hükmü ve 6100 s. HMK 190/1 Maddesi “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.” hükmü gereği; muvazaa olduğunu iddia eden taraf bunu ispatlamakla yükümlüdür. Muvazaa iddiası, muvazaalı sözleşmenin taraflarından birisince yapılmışsa senetle ispat mecburiyeti vardır (HMK m.200 ve bu durumda HMK 203 istisnası uygulanmaz). Ancak üçüncü kişilerin (mirasçılar da üçüncü kişi olarak kabul edilir) muvazaa iddiası tanık dahil her türlü delille ispat edilebilir. (HGK 2018/1013 E. – 2021/105 K.)
Muris muvazaası davalarında taraflarca getirilme ilkesi uygulanır ve 6100 s. HMK 25/2 Maddesi gereği “Kanunla belirtilen durumlar dışında, hâkim, kendiliğinden delil toplayamaz.”
Yargıtay kararlarina göre, muris muvazaası davalarında:
“Ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, Toplumsal eğilimleri, Olayların olağan akışı, Murisin sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin olup olmadığı Davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, Satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, Taraflar ile muris arasındaki beşeri ilişki gibi, olguladan yararlanılmasında zorunluluk vardır.” (HGK 2018/485 E. – 2021/1188 K. / HGK 2017/2339 E. – 2021/1138 K.)
Muris muvazaasına dayalı olarak açılan davalarda ispat yükü ise muvazaanın varlığını iddia eden tarafa aittir. Gerek 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesindeki “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür” hükmü ve gerekse 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 190/1. maddesindeki “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir” hükmü uyarınca, mirasbırakanın yaptığı temlikteki gerçek irade ve amacının mirasçıdan mal kaçırmak olduğunu, bu hususu ileri süren davacı taraf kanıtlamalıdır.
Diğer bir anlatımla, muris muvazaası davalarında, mirasbırakan tarafından yapılan temlikin muvazaalı ve terekeden mal kaçırma amacıyla yapıldığını ispat yükü davacı tarafa aittir (HGK 2019/726 E. , 2022/192 K.)
3.7.1. Mal kaçırma kastının tespiti için araştırılması gereken hususlar:
> Kazandırma yapılan tarihte murisin yaşı, fiziki ve genel sağlık durumu.
> Murisin ailevi durumu.
> Kazandırma yaptığı kişi ve miras payına kavuşması engellenen mirasçı ile ilişkileri.
> Kazandırma tarihinde temlik edilen malın gerçek değeri ile temlik bedeli arasında aşırı farkın bulunup bulunmadığı.
> Kazandırma tarihinde temlik edilen malın murisin malvarlığına oranı.
> Kazandırma tarihinde murisin tüm malvarlığı ile kazandırma karşılığı temlik edilen kısmın makul karşılanabilecek bir sınırda kalıp kalmadığı.
> Kazandırmada mirasçılar arasında eşitliğin gözetilip gözetilmediği.
> Temlik alanın temlik tarihi itibarıyla alım gücünün olup olmadığı.
> Murisin sağlığında mirasçılar arasında adil ve kabul edilebilir bir denkleştirme yapıp yapmadığı.
3.7.2. Davada sağlıklı bir karar verilebilmesi için yapılması gereken araştırmalar:
> Kazandırma tarihi itibarıyla murisin yaşı, sağlık durumu ve aile ilişkileri konusunda resmi kurumlardan ilgili belgelerin (aile nüfus kayıtları, hastane evrakı vb) getirilmesi ve bu konuda taraflarca bildirilen delillerin toplanması.
> Muris tarafından devredilen taşınmazlara ait tedavüllü tapu kayıtları ile devir işlemine ilişkin resmi senedin bir örneğinin tapu müdürlüğünden getirtilmesi.
> Murisin mal varlığını teşkil eden tüm terekesinin kayden araştırılmak üzere saptanması.
> Temliki yapılan taşınmazın keşfen, temlik tarihindeki değerinin tespiti.
> Temliki yapılan taşınmazın tereke kapsamındaki konumları ve oranlarının belirlenmesi amacıyla taşınmazların keşfen, diğer malvarlıklarının bilirkişi raporuyla temlik tarihindeki değerlerinin tespiti.
> Taraflara delillerini sunma imkanının tanınması ve gerekiyorsa ilgili kurumlardan celbi.
> Taraf tanıklarının dinlenmesi .
3.7.3. Murisin Tasarruflarinda Muvazaa Belirtileri Olan Durumlar:
> Murisin kendisine olumlu şekilde yaklaşan kişilere yaptığı temlikler ve psikolojik etkenler: (Yargıtay 1HD, 15/12/2020, 2018/1458 E, 2020/6738 K)
Murisin yakınındaki mirasçıları veya yakınlarına (örneğin yeğenleri) duygusal nedenlerle veya Yargıtay’ın tanımı olan minnet duygusuyla yapılan devirleri.
Ancak minnet duygusuyla yapılan temliklerin bazı özellikleri bulunduğunda geçerli kabul edilebileceği unutulmamalıdır.
Örneğin Yargıtay 1HD, 11/09/2017, 2015/1211 E, 2017/4145 K sayılı kararında;
“… satışa konu edilen bir malın devrinin belirli bir semen karşılığında olacağı kuşkusuzdur. Semenin, bir başka ifade ile malın bedelinin ise mutlaka para olması şart olmayıp belirli bir hizmet veya belirli bir emek de olabileceği kabul edilmelidir. … 01/04/1974 tarih ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında miras bırakanın gerçek iradesinin mirasçıdan mal kaçırma olması halinde uygulanabilirliğinin kabulü gerekir. Bir başka ifade ile murisin iradesi önem taşır.O halde, yukarıda değinilen somut olgular açıklanan ilkeler erçevesinde değerlendirildiğinde, murisin yapmış olduğu tekmlikle ilgili olarak gerçek amaç ve iradesinin mirasçıdan mal kaçırmak olmadığı ve bu amaçla temlikin gerçekleştirilmediği kabul edilmelidir. Hal böyle olunca açılan davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde kabulü yönünde hüküm kurulmuş olması doğru değildir.” denilmektedir.
Bu kararda murisin yaptığı devir işlemi minnet duygusuyla bağış olarak görülmemektedir. Muris kendisine bakım yapılması karşılığı olarak malı devretmiştir, yani bu belirli bir ivaz karşılığı satıştır. Bu noktada amaç mirasçılarından mal kaçırmak değil, mirasın makul bir parçasını kendisine bakım yapan kişiye “bakımı karşılığında” devredilmesi söz konusu olmaktadır.
> İkinci veya son eş faktörü: (Yargıtay 1HD, 04/02/2020, 2016/12432 E, 2020/537 K)
İkinci veya son eşler sebebiyle yapılan devirler. İkinci evlilikte iki şekilde karşımıza çıkıyor, ya ikinci eşi kayırmak amacıyla yapılıyor veya birinci eşinden olan çocuklarını kayırmak amacıyla yapılıyor.
> Murisin yaşlılığında veya ölümünden çok kısa süre önce yaptığı temlikler
Murisin ölmeden kısa süre öce bu tür devirler yaptığı görülmektedir. Burada amaç ya kendine yakın bulduğu mirasçısına veya kendisine bakan kişiye devirler yapası mümkün olabiliyor. Burada murisin ehliyetli oup olmadığı tartışması da bulunmaktadır.
> Erkek çocukların kız çocuklara üstün tutulması: Halen bazı yörelerde erkek çocukların lehine mal devirleri olduğu ve kayırıldığı görülektedir.(Yargıtay 1HD, 03/02/2021, 2019/4376 E, 2021/552 K)
3.8. Yargılama Giderleri ile Vekalet Ücreti:
3.9. Görev ve etki:
Görevli mahkeme; Asliye Hukuk Mahkemeleridir. Taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin olarak yetkilidir. Dava öncelikle muris muvazaası ve terditli olarak tenkis davası şeklinde açılmış ise yetkili mahkeme daha kapsamlı olan muvazaa davasına göre belirlenmelidir. (22/05/1987 tarih, 1986/4 E – 1987/5 K sayılı İçtihatları Birleştirme Kararı) Birden fazla taşınmaz varsa ve bunlar farklı yargı çevresinde ise dava bu taşınmazların birinin bulunduğu yer mahkemesinde açılır.(1HD, 2014/20193 E, 2017/1720 K)
4. DAVA SONUNDA KURULAN HATALI HÜKÜM ÖRNEKLERİ:
“… Somut olaya gelince; davacılar, dava dilekçesinde açıkça davaya konu taşınmazların miras payları oranında iptali ile adlarına tesciline karar verilmesini istemişlerdir. Bu durumda davacıların payı oranında iptal-tescile karar verilmesi gerekirken, talep aşılmak suretiyle davada taraf sıfatı bulunmayan mirasçılar lehine de hüküm kurulması doğru değildir … “ (Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E. 2015/1823 K. 2017/4979 T. 04.10.2017)
“… Yalnızca davacı ve birleştirilen davada davacının miras payları oranında iptal ve tescile karar verilmesi gerekirken talep aşılmak suretiyle ve tasarruf ilkesi de göz ardı edilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir … ” (Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E.2017/2066 K. 2017/2960 T. 29.05.2017)
“… Davalılar vekilinin diğer temyiz itirazlarına gelince, bilindiği üzere 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 26. maddesinde; “Hakim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir. ” hükmü yer almaktadır. Buna göre talep doğrultusunda sadece davacılar yönünden mahkemece hüküm oluşturulması, kalan payın mirasçı temlik edilen Canip … mirasçıları üzerinde bırakılması gerekirken Canip mirasçıları ile ilgili hüküm kurulması doğru değildir. Hal böyle olunca davacıların talepleri ve miras payları doğrultusunda infaza elverişli hüküm kurulması ve davalıların paylarının üzerlerinde bırakılması gerekirken yazılı şekilde karar verilmiş olması isabetsizdir … ” (Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E. 2014/21687 K. 2017/2312 T. 04.05.2017)
“… 647 parsel sayılı taşınmazda mirasbırakan tarafından devredilen 2/24 payın iptali ile davacıların payları oranında tescile karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru değildir … ” (Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E. 2014/21508 K. 2017/1796 T. 10.04.2017)
“… Somut olayda, dava dışı mirasçı bulunduğuna ve miras payı oranında iptal-tescil istendiğine göre yukarıda yer verilen kanun maddesine açıkça aykırı davranılarak çekişmeli taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile tüm mirasçılar adına iştirak halinde mülkiyet esasına göre tescile karar verilmesi isabetli olmamıştır. Hal böyle olunca, taleple bağlılık ilkesi gözetilerek dava konusu 5 ve 6 no.lu bağımsız bölümlerin tapu kayıtlarının iptali ile davacının miras payı oranında adına tesciline karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır … “ (Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E. 2014/18735 K. 2017/1518 T. 28.03.2017)
“…Ancak, Tapu Müdürlüğünün 19.03.2014 tarihli yazısından dava konusu taşınmazın yargılama sırasında imar uygulaması gördüğü ve 781 sayılı parselin kaydı kapatılıp, 357 ada 1 parsel ve 355 ada 6 parsellerin oluştuğu görüldüğü halde infaz kabiliyeti olmayacak şekilde sayfası kapatılan pasif kayıt üzerinden karar verilmiş olması doğru değildir … ” (Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E. 2014/19851 K. 2017/1046 T. 06.03.2017)
“… Birleştirilen 2014/3 62 Esas sayılı dosya yönünden ise, mahkemece asıl davada müdahil olduklarından davanın derdestlik nedeniyle reddine karar verilmiş ise de, birleştirilen dava ayrı bir dava niteliğinde olduğundan asıl davadaki müdahil davacıların talebiyle ilgili bu dosya üzerinden karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde karar verilmesi isabetsizdir … ” (Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E. 2014/18363 K. 2017/1037 T. 02.03.2017)
“… O halde, davacıların veraset ilamındaki payları oranında davacılar adına tescil kararı verilmesi gerekirken ölü kişi adına tescil kararı verilmiş olması doğru değildir … “ (Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E. 2014/19787 K. 2017 /988 T. O 1.03.2017)
“… Somut olayda dava, sağ kalan eş Ulviye tarafından açılmış olup, miras bırakan Ahmet ‘in veraset ilamına göre Ulviye ‘nin miras payı 112 ‘dir. Bu pay üzerinden, dava devam ederken ölen Ulviye ‘nin mirasçıları olan davacıların mirasçılık belge-sindeki miras payları oranında tapu iptali ve tescile hükmedilmesi ve kalan payların kayıt maliki olan davalı üzerinde bırakılması gerekirken yazılı şekilde HMK’nin 297/2. maddesine aykırı olarak, infazı mümkün olmayan şüphe ve tereddüt uyandıracak şekilde hüküm kurulması doğru değildir … “ (Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E. 2016/12664 K. 2017/158 T. 11.01.2017)
“… Ne var ki, 6 parsel sayılı taşınmaz bakımından sadece muris tarafından tem-lik edilen 1/2 payın dava konusu yapıldığı, dava dışı Nebahat tarafından temlik edilen diğer 1/2 pay hakkında usulünce açılmış bir dava bulunmadığı halde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ‘nun 26. maddesinde düzenlenen “taleple bağlılık” ve “talepten fazlasına karar verilemeyeceği” ilkeleri göz ardı edilip Nebahat tarafından temlik edilen 1/2 payın da hüküm kapsamına alınması isabetsizdir … “ (Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E. 2014/16286 K. 2017/138 T. 10.01.2017)
“… Ne var ki, davacı 01.06.2010 havale tarihli dava dilekçesi ile dava konusu 23303 ada 1 parsel 9 no.lu bağımsız bölümle ilgili olarak miras payı oranında tapu iptali ve tescil, mümkün olmadığı taktirde tenkis isteminde bulunmuş, mahkemece davacının tenkis talebi yönünden herhangi bir değerlendirme yapılmaksızın davacının talebi dışına çıkılarak davalı, taşınmazın davacının miras payına karşılık gelen bedeli yönünden tazminata hükmedilmiştir. Hal böyle olunca mahkemece toplanan ve toplanacak delillere göre, davacının tenkis talebi yönünden bir değerlendirme yapılması ve çıkacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere karar verilmesi doğru değildir … ” (Yargı-tay 1. Hukuk Dairesi E. 2016/11978 K. 2016/11236 T. 19.12.2016)
” … Kabule göre de, 4721 sayılı TMK’nin 28. maddesi hükmü uyarınca ölümle kişilik son bulduğu halde muris Behiye adına tescil kararı verilmiş olması da isabetsizdir … “ (Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E. 2014/18403 K. 2016/7296 T. 15.06.2016)
“… Ne var ki, dava konusu 1797 ada 41 parseldeki 3, 5, 6 ve 7 no.lu bağımsız bölümler üzerinden davacının miras payı oranında iptal ve tescile hükmedilmesi gerekirken davalının ana taşınmaz üzerindeki arsa payı üzerinden (6100 sayılı HMK’nin 297/2. maddesine aykırı olarak infazda tereddüt yaratacak şekilde) hüküm kurulması isabetsizdir … “ (Yargıtay l. Hukuk Dairesi E. 2014/17807 K. 2016/5926 T. 11.05.2016)
” … Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal tescil ve tenkis isteklerine ilişkindir … taşınmazların üzerinde bulunduğu belirtilen muhtesatın kime ait olduğunun tereddüde yer bırakmayacak biçimde saptanması, temliklerin mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olup olmadığı yönünde yapılacak değerlendirme ile harç ve yargılama giderlerinin hesaplanmasında bu hususun nazara alınması, öte yandan, her bir davalıya ayrı ayrı taşınmazlar temlik edildiği, nazara alındığında her bir davalının kendisine temlik edilen taşınmaz bakımından sorumlu olacağının gözetilmesi ve buna göre yargılama giderlerinin hüküm altına alınma-sı gerekirken anılan hususların da göz ardı edilmesi doğru değildir. Kabule göre de; 4721 Sayılı TMICnin 28. maddesi uyarınca kişiliğin ölümle son bulacağı gözetilmeksizin kabul kapsamına alınan taşınmazlar yönünden ölü kişi adına tescil kararı verilmesi de isabetsizdir … “ (Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E. 2014/15658 K. 2016/4298 T. 07.04.2016)
“… Ancak, davacılar davada miras payları oranında iptal ve tescil isteğinde bulundukları halde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 26. maddesi uyarınca istek aşılmak suretiyle, dava dışı bir mirasçı da olduğu göz ardı edilerek, tüm mirasçılar adına tescil kararı verilmesi doğru değildir … ” (Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E. 2014/15996 K. 2016/4018 T. 04.04.2016)
5. MURİS MUVAZAASI HAKKINDA ÖRNEK YARGITAY KARARLARI:
“… murislerin … kız çocuklarından mal kaçırmalarını gerektiren bir nedenin dosya kapsamı ve tanık beyanları ile sabit olmadığı, davacıların kendi murisleri olan kök murislerden sonra ölmelerine rağmen sağlıklarında anılan taşınmaz temliklerinin muvazaalı olduğu iddiasıyla bir dava açmadıkları, murislerin oğlu …’in … alım gücünün bulunduğu, diğer taraftan, temlik tarihi itibariyle çekişmeli taşınmaz paylarının değersiz oldukları, ayrıca, bazı temliklerde davacıların murislerinin de aynı akitle pay temlikleri yaptıkları görülmektedir. … taşınmaz paylarının … temliklerinin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olmadığı sonucuna varılmaktadır.” Yargıtay 1HD 2014/13646 E. – 2016/7049 K.
Benzer kararlar: > 1. HD Esas: 2014/16581, Karar: 2016/7037, Karar Tarihi: 09.06.2016. > 1. HD Esas: 2014/17310, Karar: 2016/6925, Karar Tarihi: 07.06.2016. > 1. HD Esas: 2014/18073, Karar: 2016/6802, Karar Tarihi: 02.06.2016.
____________________
“… Somut olaya gelince; 997 ada 27 parsel sayılı taşınmazdaki 11 nolu bağımsız bölümün tarafların miras bırakanı … ve davalının babası … adına ½ şer payla kayıtlı iken, … in ölümü ile 5/8 payla miras bırakan … ve 3/8 payla davalı adına intikalen tescil edildiği, her ikisinin de paylarını 05/01/1994 tarihinde dava dışı 3. şahsa sattıkları, eldeki davada dava konusu olan 991 ada 22 parsel sayılı taşınmazdaki 6 nolu bağımsız bölümün ise bu satıştan bir süre sonra 08/09/1994 tarihinde miras bırakan tarafından satın alındığı, davalı tanıklarının da davalı savunmasını doğruladığı görülmektedir. Somut olaya yukarıdaki ilkeler ışığında bakıldığında; temlikteki gerçek amaç ve iradenin mirastan mal kaçırmak olmadığının kabulü gerekir.” Yargıtay 1. Hukuk Dairesi Esas: 2014/16166, Karar: 2016/5445, Karar Tarihi: 03.05.2016
____________________
“… murisin sağlık sorunlarının bulunduğu, miras bırakanın eşi öldükten sonra 15 yıl kadar davalının yanında kaldığı, miras bırakana davalının bakıp ilgilendiği, ayrıca çekişme konusu taşınmazın minnet duygusu ile davalıya verildiği hususunun davacının da kabulünde olduğu anlaşılmaktadır. Hemen belirtilmelidir ki, satışa konu edilen bir malın değerinin belirli bir semen karşılığında olacağı kuşkusuzdur. Semenin, başka bir ifadeyle, malın bedelinin ise mutlaka para olması şart olmayıp belirli bir hizmet veya emek de olabileceği kabul edilmelidir. … miras bırakanın yapmış olduğu temlikle ilgili olarak gerçek amaç ve iradesinin mirastan mal kaçırmak olmadığı kabul edilmelidir.” Yargıtay 1. Hukuk Dairesi Esas: 2014/16629, Karar: 2016/5200, Karar Tarihi: 28.04.2016
____________________
“… davalının 12 yıl süre ile muris ile birlikte yaşadığı, tanık beyanlarına göre murisin ölene kadar bakımının davalı tarafından yapıldığı, bakım karşılığı olarak dava konusu yerlerin davalıya devredildiği anlaşılmaktadır. Hemen belirtilmelidir ki; satışa konu edilen bir malın devrinin belirli bir semen karşılığında olacağı kuşkusuzdur. Semenin bir başka ifade ile malın bedelinin ise mutlaka para olması şart olmayıp belirli bir hizmet ya da emek de olabileceği kabul edilmelidir. … miras bırakanın dava konusu taşınmazdaki payını temlikinde gerçek irade ve amacının diğer mirasçılardan mal kaçırma olmadığı, yıllardır kendisi ile ilgilenen, bakımını yapan (eşine) duyduğu minnet sonucu devri yaptığı sonucuna varılmaktadır.” Yargıtay 1. Hukuk Dairesi Esas: 2016/798, Karar: 2016/4844, Karar Tarihi: 20.04.2016,
Benzer kararlar: > 1. HD Esas: 2014/6271, Karar: 2015/8358, Karar Tarihi: 04.06.2015. > 1. HD Esas: 2014/3643, Karar: 2015/3598, Karar Tarihi: 16.03.2015. > 1. HD Esas: 2014/4079, Karar: 2015/3597, Karar Tarihi: 6.03.2015.
____________________
“…miras bırakanın dava konusu taşınmazı temlikinde gerçek irade ve amacının davacılardan mal kaçırma olmadığı, çocuğu olmayan eşini korumaya almak olduğu anlaşılmaktadır. Diğer taraftan akitte gösterilen bedel ile gerçek bedel arasındaki farkın tek başına muvazaanın kanıtı sayılamayacağı da açıktır.” Yargıtay 1. Hukuk Dairesi Esas: 2014/16648, Karar: 2016/4755, Karar Tarihi: 19.04.2016
____________________
“… davacı tanıkları, murisin çocuğu olmadığı için ölümü halinde mirasçıların davalı eşini evden çıkaracakları endişesi ile temliki yaptığını bildirmişler, davalı tanıkları ise murisinden intikal eden taşınmazın satışından elde edilen paradan davalının miras payını aldığını, bu paranın murise verildiğini, karşılığında taşınmazın devredildiğini ifade etmişlerdir. … murisin gerçek irade ve amacının diğer mirasçılardan mal kaçırmak olmayıp, çocukları olmadığından ölümü halinde eşini güvenceye almak olduğu sonucuna varılmaktadır.” Yargıtay 1. Hukuk Dairesi Esas: 2014/6857, Karar: 2015/7095, Karar Tarihi: 12.05.2015
6. MURİS MUVAZASI İLE İLGİLİ İÇTİHADI BİRLEŞTİRME KARARI;
Yargıtay Büyük Genel Kurul: 01.04.1974 Tarihli 1974/ 1 Esas – 1974 / 2 Karar
ÖZET:Bir kimsenin mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak amacıyla gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazı hakkında tapu sicil memuru önünde iradesini satış doğrultusunda açıklamış olduğunun gerçekleşmesi halinde, saklı paysahibi olsun ya da olmasın, miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar görünürdeki satış sözleşmesinin danışıklı (muvazaalı) oduğunu ve gizli bağış sözleşmesinin de biçim koşulundan yoksun bulunduğunu ileri sürerek dava açabilirler.
(743 S. K. m. 5, 499, 500, 507, 508, 603, 690) (818 S. K. m. 18) (1730 S. K. m. 18, 19, 20) (2004 S. K. m. 277) (YİBK. 27.03.1957 T. 1956/12 E. 1957/2 K.) (YİBK. 07.10.1953 T. 1953/8 E. 1953/7 K.)
Dava: Bir kimsenin; mirasçısını miras hakkından yoksun etmek amacıyla; tapu sicilinde kayıtlı taşınmaz malını, gerçekte bağışlamak istediği halde, Tapu Sicil Memuru önünde iradesini satış biçiminde açıkladığının gerçekleşmiş olması durumunda, saklı pay sahibi olan mirasçıların, tenkis ya da mirasta iade davası açmak haklarını kullanmayıp Borçlar Kanununun 18. maddesine dayanarak muvazaa nedeniyle tapu kaydının iptalini isteyebilip isteyemeyecekleri ve saklı pay sahibi olmayan mirasçıların da aynı davayı açmak yetkisine sahip olup olmadıkları ve miras bırakanın bu davranışının Medeni Kanunun 603. maddesinin 2. fıkrası gereğince o taşınmazı iade etmekten ayrık tutmuş bulunduğu anlamına gelip gelmediği konusunda Yargıtay İkinci Hukuk Dairesi’nin 22.12.1964 gün 6411 esas ve 6298 karar sayılı ve 1.10.1973 gün 528 esas 5437 karar sayılı ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 4.5.1960 gün 2/24 esas ve 24 karar sayılı ve 21.2.1968 gün 2/1510 esas 99 karar sayılı kararları arasında içtihad aykırılığı bulunduğu ve bu aykırılığın İçtihatların Birleştirilmesi yoluyla giderilmesi gerektiği, İkinci Hukuk Dairesi Başkanı tarafından Yargıtay Birinci Başkanlığına bildirilmesi üzerine Yargıtay Kanununun 20. maddesinin 2. fıkrası hükmü gereğince Yargıtay Başkanlık Divanı işi incelemiş ve içtihadın birleştirilmesi yoluna gidilmesi gerektiğine karar vermiş olduğundan Yargıtay Birinci başkanığınca Yargıtay Kanununun 18. ve 19/7. maddeleri uyarınca Yargıtay Büyük Genel Kurulu’nun 11.3.1974 günü saat 09,00’da toplanması uygun görülmüş ve böylece yapılan toplantı ve görüşmeler sonucunda İkinci Hukuk Dairesi ile Hukuk Genel Kurulu’nun söz konusu kararları arasında içtihad aykırılığı bulunduğuna oybirliği ile karar verilmiş ise de konunun esası bakımından bir görüş doğrultusunda üçte iki oy çoğunluğu elde edilemediği için Birinci Başkanlıkça, uygun görüldüğü üzere ikinci toplantı 1.4.1974 günü saat 09.00’da yapılarak konu görüşülmüştür.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun kararlarında; mirasçıyı miras hakkından yoksun etmek amacıyla miras bırakanın muvazaalı olarak yapmış olduğu tasarruf işlemlerinin iptalini dava etmek hakkı, saklı pay sahibi olsun ya da olmasın tüm mirasçılara tanınmış ve tenkis ve mirasta iade ile ilgili hükümleri aslında geçerli tasarruflar için uygulanabileceği açıklanmıştır. Yargıtay İkinci Hukuk airesi kararlarında ise böyle bir dava hakkı tanınmamış; sadece saklı pay sahiplerinin Medeni Kanunun 507. maddesinin 4. fıkrası gereğince tenkis davası açabilecekleri ve miras bırakanın bu davranışının Medeni Kanunun 603. maddesinin 2. fıkrası gereğince o taşınmazı iade etmekten ayrık tuttuğu anlamına geldiği kabul edilmiştir. İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nda konu, sadece sevk edildiği olayla sınırlı olarak ele alınmıştır. Daha açık bir deyimle; tasarruf işleminin tapu sicilinden kayıtlı olan, taşınmaz malın, görünüşte satış ve gerçekte ise hibe biçiminde oluştuğu olayıyla sınırlandırılmıştır.
Görüldüğü gibi Hukuk Genel Kuruluyla İkinci Hukuk Dairesi kararları arasında temelde yer alan uyuşmazlık, dava hakkının varlığında toplanmaktadır. Bu nedenledir ki, görüşmeler sırasında muvazaa iddiasının ispatı ve ispat biçimi, İçtihadı Birleştirmenin kapsamı dışında kaldığı kabul edilmiştir.
Gerek İkinci Hukuk Dairesi Başkanlığının düşünce yazılarında, gerekse görüşmeler sırasında, Hukuk Genel Kurulu kararlarına karşı ileri sürülen görüş özetle şu gerekçelere dayanmıştır:
“a- Borçlar Kanununun 18. maddesinde yer alan akdin yorumu ve muvazaa ile Medeni Kanunun 507/4. maddesine dayanan saklı pay sahibi mirasçıya tanınmış olan tenkis davası hakkı, ayrı ayrı hukuksal müesseselerdir. Bir akitten doğan hukuk bağı, yalnız o aktin taraflarını ve onların külli haleflerini bağlar. Bir aktin tarafı olmayan kimse, başkalarının yaptığı akte dayanarak onlar arasında doğan hukuk bağının açacağı davaya dayanak yapamaz. Hal böyle olunca Borçlar Kanununun 18. maddesine göre mirasçıların muvazaa iddiasında bulunmaları olanaksızdır. Muvazaa iddiası ancak sözleşmenin tarafı olan kimse ya da külli halefi tarafından ileri sürülebilir. Bu ilkenin ayrık halleri kanunda sınırlı olarak gösterilmiştir. (Örneğin: İcra ve İflas Kanununun 277 ve Medeni Kanunun 690. maddeleri).
b- Miras hukukunun özellikleri nedeniyle Medeni Kanunun 507/4. maddesinde getirilen hüküm, özel bir hüküm niteliğini taşır. Oysa ki, Borçlar Kanununun 18. maddesi hükmü, genel hüküm niteliğindedir. Özel hüküm varken genel hükme gidilemez. Bu nedenle dava hakkının varlığı, biçimi ve sınırı Medeni anunun 507/4. maddesi hükmü çevresinden çizilmek gerekir.
c- Medeni Kanunun 508. maddesinde iyi niyetli kişi; o şeyi elinden çıkarmışsa, ölüm gününde elinde kalan değer tenkise esas olur hükmü yer almıştır. Muvazaalı işlemlerde iyi niyet söz konusu olamayacağına göre 507/4. maddesinin muvazaayla ilişkisinin bulunmadığı kendiliğinden ortaya çıkar.
d- Medeni Kanunun 507/4. maddesinin dayanağı, ölenin son arzularına saygı ilkesidir. Bu tür olaylarda Borçlar Kanununun 18. maddesi hükmü gereğince dava hakkı tanındığı takdire bu ilke zedelenmiş olur.
e- Hukuk Genel Kurulu kararlarında yer alan temel gerekçe, gizli akdin biçim koşulu gerçekleşmediğinden geçersiz olduğu doğrulusunda 7.10.1953 gün 8/7 sayılı İçtihadı Birleştirme kararında yer alan gerekçedir. Oysa ki, gizli akit şekle bağlı olsa dahi geçerlidir. Nitekim 27.3.1957 gün ve 12/2 sayılı şuf’a ile ilgili İçtihadı Birleştirme Kararı ile bu görüş benimsenmemiştir.
f- Gerçekte mirasçının bağışlamak istediği taşınmazını, Tapu Memuru önünde satmış gibi ifade eden kişinin u davranışı Medeni kanunun 603. maddesinin 2. fıkrası gereğince o taşınmazı iadeden ayrık tutmak istediği anlamına gelir.”
Borçlar Kanununun 18. maddesine dayanan muvazaa ile Medeni Kanunun 507/4. maddesine dayanan tenkis davasının ayrı ayrı hukuk müesseseleri olduğu yönünden görüşler arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Medeni Kanunun 5. maddesi hükmünce sözleşmelerin doğumuna, hükümlerine ve sükutu nedenlerine ilişkin olup Borçlar kısmında yer alan genel kuralların medeni hukukun diğer kısımlarında da uygulanması öngörülmüştür. O halde Borçlar Kanunu’nun genel hükümleri arasında yer alan 18. maddenin miras hukukunda da uygulanması doğaldır.
Miras hükümleri arasında bu kuralı engelleyecek bir hükme de yer verilmemiştir. Medeni Kanunun 507/4. maddesinin miras kısmında yer alması, mirasçının Borçlar Kanununun 18. maddesine dayanan dava hakkını engelleyecek bir sonuç doğurmaz. Yukarıda değinildiği üzere, her iki maddenin ayrı ayrı hukuk müesseselerini düzenlemiş olması karşısında sorunun başka türlü düşünülmesi de olanaksızdır. O halde Borçlar Kanununun 18. maddesinin miras ile ilgili sözleşmelerde de uygulanması gerekir.
Karşı görüşte belirtildiği gibi muvazaalı satış işlemiyle miras hakkından yoksun edilen kimse külli halef olarak değil, doğrudan doğruya üçüncü kişi olarak dava açmak hakkına sahiptir. Çünkü bu üçüncü kişinin hakkı, miras bırakanla alıcı tarafından birlikte yapılan hukuk işlemiyle çiğnenmiştir. Böyle bir durumda üçüncü kişinin dava hakkının varlığı, kanunda belli konulara hasredilmemiştir. İsviçre Federal Mahkemesi de kararlı içtihadlarıyla konuyu bu doğrultuda çözüme bağlanmıştır.
Muvazaa nedeniyle satış sözleşmesi geçersiz sayılsa bile gizli hibe akdi geçerli olacağından mirasçının Borçlar Kanunu’nun 18. maddesine dayanarak açacağı davada yarar bulunmadığı ve bu nedenle bir sonuç doğurmayacağı düşüncesini de kabul etmek olanaksızdır. Gerçekten böyle bir davayı açacak kimsenin, davada yararının bulunması zorunludur. Ve ilke olarak da gizli akit geçerlidir. Ancak gizli aktin geçerli sayılabilmesi için tüm koşulların oluşmuş olması zorunludur. İçtihadı Birleştirmeye konu, tapuda kayıtlı bir taşınmaz malın muvazaalı olarak satışıdır. Böyle bir durumda gizli akdin geçerli sayılabilmesi için gzili akit, biçim koşuluna (şekil şartına) bağlı ise biçim koşulunun da gerçekleşmiş olmasında zorunluluk vardır. Aksi durumda hibe sözleşmesinin varlığından söz edilemez. Çünkü Tapu Memuru önünde açıklanan irade, bir ivaz karşılığı mülkiyetin aktarılması iradesidir ki, sadece bu iradeye resmiyet verilmiştir. Satışa ilişkin resmi işlemin gizli akti de içine alacağı kabul edilemez. Nitekim İsviçre Federal Mahkemesi’nin kararlı içtihadları ve yerli ve yabancı bilimsel hakim görüşler de bu doğrultuda yerleşmiştir. Ayrıca 7.10.1953 gün 8/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararında bu temel görüş benimsenmiştir. Sonradan çıkarılan 27.3.1957 gün ve 12/2 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı ise, şuf’a ile ilgilidir. Görüşmeler sırasında ileri sürüldüğü gibi bu karar, 1953 günlü İçtihadı Birleştirmenin kabul ettiği ilkeyi de bozmamıştır. Sözü edilen 27.3.1957 günlü İçtihadı Birleştirme Kararında: Şuf’a yükümlüsü taşınmaz sahibinin yaptığı satış akdinin, aslında hibe olduğunu iddia etmesi karşısında böyle bir dava hakkının bulunduğu ve ispatlandığı takdirde şuf’a hakkının varsayılamayacağı belirtilmiştir. Burada hibenin geçerliliği değil satım sözleşmesinin geçerliliği ele alınmıştır. Hiç kuşkusuz böyle bir olayda hibenin de geçerliliği ileri sürülmüş olsa, hibe sözleşmesi de geçersiz olacağından taşınmaz şuf’a yükümlüsüne geri döner ki, Şuf’a hakkı bakımından sonucun değişmeyeceği doğaldır.
Borçlar Kanununun 18. maddesine göre mirasçıya tanınacak iptal davası hakkının, Medeni Kanunun 507/4. maddesinin uygulanmasına yer bırakmayacağı doğrultusundaki düşünceleri de kabul etmek olanaksızdır. Çünkü Medeni Kanunun 507/4. maddesindeki dava hakkı, aslında geçerli işlemler için tanınmış bir dava hakkıdır. Borçlar kanununun 18. maddesine dayanan dava hakkı ise işlemin aslında geçersizliği nedenine dayanır; onun içindir ki Medeni Kanunun 508. maddesinde iyi niyetli olan ve kendisine teberruda bulunulan kimse korunmuştur.
Miras hukuku, miras bırakanın iptali mümkün ölüme bağlı tasarruflarında bile onun son arzularına değer vermemiştir. (Medeni Kanunun Md. 499 ve 500.) ölenin son arzularına saygı ilkesi ancak onun hukuka uygun tasarrufları için söz konusudur. Bu bakımdan miras hukukunda ölenin son isteklerine saygısızlık gibi bir düşünce de kabul edilemez.
Medeni Kanunun 603. maddesi hükmü de aslında geçerli tasarruflara karşı mirasçıların miras payını diğer mirasçılara karşı koruyan bir hükümdür. Geçersiz tasarruf miras payına etki yapmayacağından, mirasçının bu hükme dayanmasında bir yarar yoktur. Böyle bir tasarrufla miras bırakanın açığa vurulan iradesi de hukukça değer taşımaz.
Bu nedenlerle Yargıtay İkinci Hukuk Dairesi’nin görüşünü ve o doğrultuda ileri sürülen karşı görüşleri kabul etmek olanağı bulunmamıştır.
Sonuç: Bir kimsenin; mirasçısını miras hakkından yoksun etmek amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği tapu sicilinde kayıtlı taşınmaz malı hakkında Tapu Sicil Memuru önünde iradesini satış doğrultusunda açıklanmış olduğunun gerçekleşmiş bulunması halinde, saklı pay sahibi olsun ya da olmaın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılarının, görünürdeki satış sözleşmesinin Borçlar Kanununun 18. maddesine dayanarak muvazaalı olduğunu ve gizli bağış sözleşmesinin de şekil koşulundan yoksun bulunduğunu ileri sürerek dava açabileceklerine ve bu dava hakkının geçerli sözleşmeler için söz konusu olan Medeni Kanunun 507. ve 603. maddelerinin sağladığı haklara etkili olmayacağına Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 1.4.1974 günlü ikinci toplantısında oyçokluğuyla karar verildi.
____________________
Av. Nihat BAŞ / Mart, 2024
7. KAYNAKLAR:
TEKDOĞAN, AYDIN. 2019. Muris Muvazaası Nedeniyle Açılan Tapu İptal ve Tescil Davaları, Ankara, Seçkin Yayıncılık, 2. Baskı.
HATİPOĞLU, Zeynep Uyar. 2017. Yargıtay İçtihatlarına Göre Muris Muavazaasında Miras Bırakanın Asıl İradesinin Tayini, İstanbul, DÜHFD, Cilt: 22, Sayı: 36, Yıl: 2017, s. 109-135.
EREN, Fikret. 2017. Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul, Yetkin Yayınları, 21. Baskı.
ESENER, Turhan. 1956. Türk Hususi Hukukunda Muvazaalı Muameleler, İstanbul, Fakülteler Matbaası.
SEROZAN, Rona / ENGİN, Baki İlkay: Miras Hukuku, Ankara, Seçkin Yayıncılık, 4. Baskı.
UYGUR, Turgut. 2013. 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, Ankara, Seçkin Yayıncılık, 3. Baskı.
Prof. Dr. Şükran ŞIPKA > https://www.youtube.com/watch?v=ZGR-eO6YhH8&ab_channel=TBBTV
Av. Ferit ATALAY > https://www.youtube.com/watch?v=W6dXgNtRtow&ab_channel=TBBTV
____________________