7. Hukuk Dairesi         2023/5469 E.  ,  2024/4232 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2023/2790 E., 2023/2880 K.

DAVA TARİHİ : 26.02.2020

HÜKÜM/KARAR : Esastan Ret

İLK DERECE MAHKEMESİ :… 1. Asliye Hukuk Mahkemesi

SAYISI : 2022/304 E., 2023/419 K.

Taraflar arasındaki el atmanın önlenmesi ve ecrimisil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; tarafların kardeş olduklarını, davacı ile davalıların … İli, … mevkii 103 ada 11 parsel 102 ada 8 parsel … mah.Gölsırtı mevkii 105 ada 2 parsel, … Mah. Gölsırtı mevkii 105 ada 10 parselde, elbirliği mülkiyeti ile malik olduklarını, murisin vefatından itibaren uzun süredir haklı ve geçerli bir nedene dayanmaksızın davacı adına tescilli taşınmaz hisseleri üzerindeki işgal niteliği taşıyan faaliyetler sonucu uyarılara rağmen ve noter aracılığı ile ihtara rağmen davalılar tarafından işgalin devam ettiğini, hal böyle iken dava konusu taşınmazlardaki davacıya ait hisseler bakımından kök murisin vefat tarihinden itibaren doğmuş olan yıllara göre hesaplanacak olan ecrimisil tutarları ile yine taşınmaz üzerinde bulunan evin kullanılmasından kaynaklı ecrimisil tutarlarının doğdukları yıldan itibaren işleyecek yasal faizlerinin davalılardan tahsili bakımından tahsiline, fazlaya dair haklar saklı kalmak kaydı ile şimdilik belirsiz alacak davası niteliğinde toplam 1000 TL ecrimisil bedelinin doğdukları yıldan itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsili ile davalıların, davacı müvekkilin hissesine yapmış oldukları müdehalenin önlenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalı … vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının tazminat taleplerinin zamanaşımına uğradığını, ecrimisil davasında zamanaşımı süresinin 5 yıl olduğunu, davacı tarafın bu zamana kadar işbu davayı açmamış olmasının da davacının fiili taksim sözleşmesi yapıldığının kanıtı olduğunu, Yargıtay kararlarına göre de taşınmazın bir kısmının çekişmesiz kullanılmasının ecrimisil davasının reddi için yeterli olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı, davalılar ve diğer hak sahiplerinin taşınmazları aralarında fiilen taksim ettikleri ve bu taksime göre taşınmazların kullanıldığı, davacının bu paylaşım sonucu kullandığı yerlerin olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri

Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davalılara dava öncesi ihtarname gönderildiği, bu ihtarname sonucunda davalılar tarafından müvekkilin taşınmazlardaki hisselerini kullanabileceği beyan edildiği ancak her bir taşınmazdaki en verimsiz parselden kendi inisiyatiflerine göre kötüniyetli olarak ve açılacak davadan kendilerince kurtulmaya yönelik olarak yer ayrıldığı, elbirliği mülkiyetinde paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazlardan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine el atmanın önlenmesi veya ecrimisil her zaman isteyebileceğini, bu durumun müvekkilin söz konusu taşınmazlarda fiili kullanımı olduğu anlamına gelmediğini, zira dava konusu … ili,… ilçesi, … Mah. Büyük Taşlık mevkii 103 ada 11 parsel,102 ada 8 parsel, … Mah. Gölsırtı mevkii 105 ada 2 parsel, … kullanımında olup, … mah.Gölsırtı mevkii 105 ada 10 parsel Mehmet-Musa-… kullanımında olup verasette iştirak hükümlerine tabi taşınmazlar olduğunu, dava konusu taşınmazların hepsi davalıların kullanımında olup müvekkili davacıya hiçbir şekilde kullandırılmadığını, yine yerel mahkeme dosyasına sunulan 18/04/2023 tarihli teknik bilirkişi raporu ve ekinde sunulu krokide her bir davalının dava konusu taşınmazları kullanımları kroki ile gösterilmiş ve davacı müvekkilinin dava konusu taşınmazlarda hiçbir kullanımı olmadığının bilirkişi raporuyla sabit olduğunu, ayrıca davacı müvekkiline ayrılan yer hususunda davacının rızası alınmamakla beraber, ihtara cevap içeriğinden de açıkça anlaşıldığı üzere, keyiflerince müvekkiline bıraktıkları dava konusu parsellerden birisindeki en verimsiz kısım müvekkilinin tüm parsellerdeki hissesini dahi karşılamadığını belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Davacı vekili; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.

C. Gerekçe

1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

Uyuşmazlık, elatmanın önlenmesi ve ecrimisil istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 683 üncü maddesi.

3.Değerlendirme

1. Dava, iştirakli ortaklar arasında elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteğine ilişkindir.

2. Davacı, ortak miras bırakandan intikal eden ve davalılarla birlikte elbirliği mülkiyetine tabi oldukları … İli,… İlçesi, … Mh. 102 ada 8 parsel, 103 ada 11 parsel, 105 ada 10 parsel, 105 ada 2 parsel sayılı taşınmazları davalıların kullandıklarını ve kendi kullanımına izin vermediklerini ileri sürerek el atmanın önlenmesi ve ecrimisil isteğinde bulunmuştur. Dosya içeriği ve toplanan delillerden çekişme konusu taşınmazların taraflar arasında elbirliği mülkiyetine tabi olduğu, ne var ki karar sonrası UYAP sistemi üzerinden yapılan tapu kaydı araştırmasında 102 ada 8 parsel, 103 ada 11 parsel, 105 ada 2 parsel sayılı taşınmazların davacı … ve davalı … adına, 105 ada 10 parsel sayılı taşınmazın davalılar … …ve…a adına kayıtlı olduğu görülmüştür.

3. Paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki el atmanın önlenilmesini her zaman istiyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine el atmanın önlenilmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa, açacağı el atmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu el atmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya şuyun satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.

4. Ecrimisil; malikin, kötüniyetli zilyetten isteyebileceği bir nevi haksız işgal tazminatıdır.

5. Dava konusu taşınmazda taraflar paydaştırlar. Paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan her zaman payına vaki el atmanın önlenilmesini ve/veya ecrimisil istiyebilir. Elbirliği mülkiyetinde de ortaklardan biri öteki ortakların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine ecrimisil davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı ecrimisil davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.

6. Kural olarak, men edilmedikçe paydaşlar birbirlerinden ecrimisil isteyemezler. İntifadan men koşulunun gerçekleşmesi de, ecrimisil istenen süreden önce davacı paydaşın, davaya konu taşınmazdan ya da gelirinden yararlanmak isteğinin davalı paydaşa bildirilmiş olmasına bağlıdır. Ancak, bu kuralın yerleşik yargısal uygulamalarla ortaya çıkmış bir takım istisnaları vardır. Bunlar; davaya konu taşınmazın kamu malı olması, ecrimisil istenen taşınmazın (bağ, bahçe gibi) doğal ürün veren yada (işyeri, konut gibi) kiraya verilerek hukuksal semere elde edilen yerlerden olması, paylı taşınmazı işgal eden paydaşın bu yerin tamamında hak iddiası ve diğerlerinin paydaşlığını inkar etmesi, paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belirli bulunması, davacı tarafından diğer paydaşlar aleyhine daha önce bu taşınmaza ilişkin, elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri davalar açılması veya icra takibi yapılmış olması halleridir. Bundan ayrı, taşınmazın getirdiği ürün itibariyle de, kendiliğinden oluşan ürünler; biçilen ot, toplanan fındık, çay yahut muris tarafından kurulan işletmenin yahut, başlı başına gelir getiren işletmelerin işgali halinde intifadan men koşulunun oluşmasına gerek bulunmamaktadır.

7. Yine paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belli bulunması durumunda, davacı paydaş tarafından davalı paydaş aleyhine bu taşınmaza ilişkin el atmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri dava açılması hallerinde yine intifadan men koşulu aranmaz.

8. Bu nedenle, davaya konu taşınmazlar yönünden sayılan istisnalar dışında intifadan men koşulunun gerçekleşmesi aranacak ve intifadan men koşulunun gerçekleştiği iddiası, her türlü delille kanıtlanabilecektir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.02.2002 gün ve 2002/3-131 E, 2002/114 K sayılı ilamı)

9. 25.05.1938 tarih ve 29/10 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ve Yargıtay’ın aynı yoldaki yerleşmiş içtihatları uyarınca ecrimisil davaları beş yıllık zamanaşımına tabi olup bu beş yıllık süre dava tarihinden geriye doğru işlemeye başlar.

10. Somut olay ve tüm dosya kapsamına göre 105 ada 10 parsel sayılı taşınmazın davalılar kullanımında olup davacıların kullanabileceği bir yerin bulunmadığı, 103 ada 11 parsel sayılı taşınmazda davacının kullandığı ve kullanabileceği bir kısmın bulunduğu, 102 ada 8 parsel sayılı taşınmazın kimsenin kullanımında bulunmadığı, 105 ada 2 parsel sayılı taşınmazın ise davalı … ve dava dışı kişilerin kullanımında olduğu anlaşılmaktadır.

11. Davacı tarafından 03.04.2019 tarihinde ihtarname keşide edildiği, ihtarnamenin davalılara 11.04.2019 tarihinde tebliğ edildiği görülmüştür.

12. Hal böyle olunca yukarıda değinilen ilkeler ile somut olay birlikte değerlendirildiğinde, 102 ada 8 parsel ve 103 ada 11 parsel sayılı taşınmazlar bakımından davacının kullandığı ya da kullanabileceği yerlerin olduğu intifadan men koşulunun oluşmadığı anlaşıldığından davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik yoktur.

13. Ne var ki; 105 ada 10 parsel sayılı ve 105 ada 2 parsel sayılı taşınmazlar bakımından taraflar arasında harici taksim sözleşmesi bulunmadığı veya fiili kullanım biçiminin oluşmadığı ve davacının anılan bu taşınmazlarda kullandığı ve kullanabileceği bir yer bulunmadığı, davacının kullanma isteğini davalılara bildirdiği de gözetildiğinde intifadan men koşulunun oluştuğu sonucuna varılmalıdır.

14. Diğer taraftan 105 ada 10 parsel sayılı taşınmazda 09.07.2024 tarihi itibariyle davacının mülkiyet hakkının kalmadığı, taşınmazın tamamının davalılar adına tescil edildiği görülmekle davanın konusuz kaldığı anlaşılmıştır.

15. 105 ada 10 parsel sayılı taşınmaz hakkındaki müdahalenin önlenmesi talebi yönünden konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına hükmedilmesi ve bu parsel hakkında intifadan men tarihinden itibaren dava tarihine kadar yukarıdaki ilkeler uyarınca belirlenecek ecrimisile karar verilmesi, 105 ada 2 parsel sayılı taşınmaz yönünden davalı … aleyhine paya vaki elatmanın önlenmesi ve intifadan men tarihinden itibaren dava tarihine kadar belirlenecek ecrimisile hükmedilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,

2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

02.10.2024 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.

karararama.yargitay.gov.tr > 20.09.2025 00:38:09 (Av. Nihat BAŞ)

8. Hukuk Dairesi         2018/13311 E.  ,  2020/4195 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

DAVA TÜRÜ : Ecrimisil

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup, hükmün davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

KARAR

Davacı …, tapuda tarafların ortak murisi adına kayıtlı olan 7 parsele kayıtlı taşınmazın tamamının davalı tarafından 2011 yılından beri kullanıldığını, davacıya düşen payın davalı tarafından verilmediğini izah ederek 5.308,00 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.

Davalı …, dava konusu taşınmazın 2011 öncesinde davacı tarafından kullanıldığını, 2011 yılından sonra ise tapu malikinin mirasçısı olan annesi Gülbahar felçli yatalak olduğundan ona vekaleten kendisi tarafından kullanıldığını, kullanıma davacı ile birlikte diğer bir kısım mirasçılarında muvafakat ettiğini ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, ortak taşınmazın ortaklarından birisi veya birkaçı (tamamınca değil) tarafından iştirakçi olmayan kişi veya kişiler aleyhine böyle bir dava açıklaması halinde; her ne kadar, 11.10.1982 tarihli ve 3/2 sayılı YİBK’na göre, dava dışı ortakların muvafakatının alınması ya da miras şirketine mümessil tayini suretiyle davanın görülmesi mümkün ise de; bu davada olduğu gibi davacı ortağın kendi payına ilişkin biçimde ecrimisil istemesi hukuken olanaksız bulunduğundan ve anılan Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı da uygulanamayacağından davanın dinlenemezliği anlaşıldığından davanın reddine karar verilmiştir. Hüküm, süresi içerisinde davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Mahkemenin, davacının kendi payına istinaden ecrimisil talep edemeyeceği yönündeki değerlendirme yerinde değildir. Elbirliği mülkiyetinde paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine/üçüncü kişiye ecrimisil davası açabilir. Paydaşlar arası olan davada, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı ecrimisil davasının dinlenme olanağı yoktur.

Somut olayda, dava konusu taşınmaz tarla niteliğinde davalının annesi, davacı ve dava dışı kişilerin ortak murisi olan Halil İbrahim adına tesis kadastrosu ile tapuda tescil edilmiş olup, Halil İbrahim’in 2001 yılında vefat ettiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Davacının miras pay oranı veraset ilamına göre 220/880 olup, 2011 yılından beri taşınmazın tamamının davalı tarafından kullanıldığı davacının kullandığı bir yer olmadığı hususu davalının da kabulündedir. Dolayısıyla, davacının kendi payı oranında ecrimisil talep etmesi mümkündür. Bununla birlikte paydaşlar arası görülen ecrimisil davasında kural olarak, men edilmedikçe paydaşlar birbirlerinden ecrimisil isteyemezler. İntifadan men koşulunun gerçekleşmesi de, ecrimisil istenen süreden önce davacı paydaşın davaya konu taşınmazdan ya da gelirinden yararlanmak isteğinin davalı paydaşa bildirilmiş olmasına bağlıdır. Paydaş olmayan üçüncü kişiye karşı açılan ecrimisil davasında ise intfadan men koşulu aranmaz.

Mahkemece, davalının taşınmazı felçli olan mirasçı annesi namı ve hesabına kullandığı yönündeki savunması dikkate alınmalı, paydaşlar arası ecrimisil söz konusu ise intifadan men ön koşulu üzerinde gereği gibi durulmalı, Yasa ve yerleşik uygulamaya uygun şekilde yeterli araştırma ve inceleme yapılıp sonucuna göre istek hakkında bir karar verilmelidir. Açıklanan sebeplerle hükmün bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda gösterilen nedenlerle davacının yazılı temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK’un 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna,

peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 30.06.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

karararama.yargitay.gov.tr > 20.09.2025 00:39:37 (Av. Nihat BAŞ)

8. Hukuk Dairesi         2018/4844 E.  ,  2020/4890 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

DAVA TÜRÜ : Ecrimisil

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

K A R A R

Davacılar vekili, tarafların murisi …’ın maliki olduğu …Köyünde kain 1446, 1537, 1761, 1906, 2323, 2867 ve 2914 parsel sayılı taşınmazlardan, diğer mirasçı olan davalının tek başına gelir elde ettiğini, vekil edenlerinin dava konusu taşınmazlarda miras paylarının olduğunu ancak elde edilen gelirden faydalanamadıklarını açıklayarak, dava tarihinden geriye dönük 10 yıllık dönem için toplam 5.000,00 TL ecrimisilin dönem sonlarından itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsilini istemiştir.

Davalı vekili, zamanaşımı def’inde bulunarak, murisin sağlığında taşınmazların mirasçıları arasında fiili taksim edildiğini, davacıların hisselerine düşen yeri kullanmadıklarını, davalının kendi hissesine düşen kısımlara zeytin ve meyve ağaçları diktiğini, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, paydaşlar arasında ecrimisil isteğine ilişkindir.

Dava konu taşınmazda taraflar elbirliği ile maliktir. Paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan her zaman payına vaki elatmanın önlenilmesini ve/veya ecrimisil istiyebilir. Elbirliği mülkiyetinde de paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine ecrimisil davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı ya da kullanabileceği bir kısım yer varsa açacağı ecrimisil davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.

Kural olarak, men edilmedikçe paydaşlar birbirlerinden ecrimisil isteyemezler. İntifadan men koşulunun gerçekleşmesi de, ecrimisil istenen süreden önce davacı paydaşın davaya konu taşınmazdan ya da gelirinden yararlanmak isteğinin davalı paydaşa bildirilmiş olmasına bağlıdır. Ancak, bu kuralın yerleşik yargısal uygulamalarla ortaya çıkmış bir takım istisnaları vardır. Bunlar; davaya konu taşınmazın kamu malı olması, ecrimisil istenen taşınmazın (bağ, bahçe gibi) doğal ürün veren yada (işyeri, konut gibi) kiraya verilerek hukuksal semere elde edilen yerlerden olması, paylı taşınmazı işgal eden paydaşın bu yerin tamamında hak iddiası ve diğerlerinin paydaşlığını inkar etmesi, paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belirli bulunması, davacı tarafından diğer paydaşlar aleyhine daha önce bu taşınmaza ilişkin, elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri davalar açılması veya icra takibi yapılmış olması halleridir. Bundan ayrı, taşınmazın getirdiği ürün itibariyle de, kendiliğinden oluşan ürünler; biçilen ot, toplanan fındık, çay yahut muris tarafından kurulan işletmenin yahut, başlı başına gelir getiren işletmelerin işgali halinde intifadan men koşulunun oluşmasına gerek bulunmamaktadır.

Buna göre, davaya konu edilen taşınmazların sayılan istisnalar dışında olması halinde intifadan men koşulunun gerçekleşmesi aranacak ve intifadan men koşulunun gerçekleştiği iddiası, her türlü delille kanıtlanabilecektir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.02.2002 tarihli ve 2002/3-131 E, 2002/114 K sayılı ilamı)

25.05.1938 tarihli ve 29/10 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ve Yargıtay’ın aynı yoldaki yerleşmiş içtihatları uyarınca ecrimisil davaları beş yıllık zamanaşımına tabi olup bu beş yıllık süre dava tarihinden geriye doğru işlemeye başlar.

Somut olaya gelince, mahkemece davalı yanın savunmasında bildirdiği hususların yeterince araştırılmadığı anlaşılmaktadır. Dava konusu taşınmazların tamamı tapuya tarla vasfı ile kayıtlıdır ve davalı taşınmazda bulunan zeytin ve meyve ağaçlarını kendisinin diktiğini savunmuştur. Buna göre; mahkemece, dava konusu taşınmazların taksime konu edilip edilmediği, murisin ölüm tarihi de dikkate alınarak dava konusu taşınmazlarda bulunan ağaçların kim tarafından dikildiği, taşınmazlar yönünden davalının intifadan men edilip edilmediği hususlarının araştırılması ve sonucuna göre karar verilmesi gerektiğinin düşünülmemesi, doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulüne, usul ve yasaya aykırı olan hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK’un 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna,

peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 07.09.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

karararama.yargitay.gov.tr > 20.09.2025 00:45:17 (Av. Nihat BAŞ)

1. Hukuk Dairesi         2014/20155 E.  ,  2017/1418 K.

“İçtihat Metni”

Taraflar arasında görülen ecrimisil davası sonunda, yerel mahkemece davanın reddine ilişkin olarak verilen karar davacı tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi …’in raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;

-KARAR-

Dava, paydaşlar arasında ecrimisil isteğine ilişkindir.

Davacılar vekili, miras bırakan …’ın kayden maliki olduğu 465 ve 257 parsel sayılı taşınmazların mirasçılar arasında rızaen taksim edildiğini, 465 parsel sayılı taşınmazın 5 erkek çocuğunun, 257 parsel sayılı taşınmazın ise 5 kız çocuğunun kullanımına bırakıldığını, ancak davalıların 465 parsel sayılı taşınmazın fındık ürünlerinden davacı müvekkilini faydalandırmadığını ileri sürerek 2008 yılından başlamak üzere 2011 yılına kadar her yıl için 2500 er lira ecrimisile hükmedilmesini istemiştir.

Davalılar, davacının hem 283 parsel sayılı taşınmaza ilave edilen 10000m2 fındıklığı hem de köy içinde bulunan ev, samanlık ve bahçesini kullandığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, iddianın ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişme konusu 465 parsel sayılı “Fındık Bahçesi” vasıflı taşınmazın tarafların miras bırakanına ait iken, 25.01.1990 tarihinde ölümü ile geriye mirasçı olarak çocukları, kaldığı, taşınmaza mirasçıların elbirliği halinde malik olduğu anlaşılmaktadır.

Hemen belirtilmelidir ki, paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan her zaman payına vaki elatmanın önlenilmesini ve ecrimisil istiyebilir. Elbirliği mülkiyetinde de paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine ecrimisil davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa ve maddi zararı yoksa açacağı ecrimisil davasının dinlenme olanağı yoktur.

./..

Kural olarak, men edilmedikçe paydaşlar birbirlerinden ecrimisil isteyemezler. İntifadan men koşulunun gerçekleşmesi de, ecrimisil istenen süreden önce davacı paydaşın davaya konu taşınmazdan ya da gelirinden yararlanmak isteğinin davalı paydaşa bildirilmiş olmasına bağlıdır. Ancak, bu kuralın yerleşik yargısal uygulamalarla ortaya çıkmış bir takım istisnaları vardır. Bunlar; ecrimisil istenen taşınmazın (bağ, bahçe gibi) doğal ürün veren yada (işyeri, konut gibi) kiraya verilerek hukuksal semere elde edilen yerlerden olması, paylı taşınmazı işgal eden paydaşın bu yerin tamamında hak iddiası ve diğerlerinin paydaşlığını inkar etmesi, paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşma sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belirli bulunması, davacı tarafından diğer paydaşlar aleyhine daha önce bu taşınmaza ilişkin, elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri davalar açılması veya icra takibi yapılması halleridir. Bundan ayrı, taşınmazın getirdiği ürün itibariyle de, kendiliğinden oluşan ürünler; biçilen ot, toplanan fındık, çay yahut muris tarafından kurulan işletmenin yahut, başlı başına gelir getiren işletmelerin işgali ve davaya konu taşınmazın kamu malı olması halinde intifadan men koşulunun oluşmasına gerek bulunmamaktadır.

Yine paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belli bulunması durumunda, davacı paydaş tarafından davalı paydaş aleyhine bu taşınmaza ilişkin elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri dava açılması hallerinde yine intifadan men koşulu aranmaz.

Bu nedenle, davaya konu taşınmazlar yönünden sayılan istisnalar dışında intifadan men koşulunun gerçekleşmesi aranacak ve intifadan men koşulunun gerçekleştiği iddiası, her türlü delille kanıtlanabilecektir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.02.2002 gün ve 2002/3-131 E, 2002/114 K sayılı ilamı).

Somut olaya gelince, çekişme konusu 465 parselin davacı yanca kullanımının davalılarca engellendiğinin ileri sürüldüğü, taşınmazın fındık bahçesi vasfında olması nedeniyle doğal ürün veren yerlerden olduğu ve intifadan men koşulunun istisnaları arasında yer aldığı anlaşılmaktadır.

Hâl böyle olunca, davacı yanın çekişme konusu 465 parsel sayılı taşınmazı kullanıp kullanmadığının araştırılarak sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme ile yazılı olduğu şekilde karar verilmesi isabetsizdir.

Davacı vekilinin temyiz itirazı açıklanan nedenden ötürü yerindedir. Kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 23.03.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

karararama.yargitay.gov.tr > 20.09.2025 00:47:54 (Av. Nihat BAŞ)

8. Hukuk Dairesi         2018/4319 E.  ,  2019/10549 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

DAVA TÜRÜ : Elatmanın Önlenmesi ve Ecrimisil

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

KARAR

Davacı; dava konusu 48 ve 277 parsel sayılı taşınmazlarda müteveffa annesi … ile anneannesi Şahnisa Biter’in paydaş olduğunu ve miras bırakanlarının hissedar olduğu taşınmazların davalı tarafından haksız şekilde kullanıldığı iddia edilerek el atmanın önlenmesi ile 7.500 TL ecrimisil bedelinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı; paydaş olduğu dava konusu taşınmazlarda babasından intikalen gelen kısmı kullanıldığını ve davacının tek başına dava açamayacağını belirterek, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, davanın kabulü ile 48 ve 277 nolu parsel üzerindeki davacı …’ın annesi … ve anneannesi …’den intikal eden hisseler üzerindeki davalının müdahalesinin men’ine, 7.500,00 TL ecrimisil bedelinin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, paydaşlar arası elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteğine ilişkindir.

Tapu kayıtları incelendiğinde görülmektedir ki, tapuda tarla vasfındaki 48 ve 277 parsel sayılı taşınmazlarda taraflar mirasçı sıfatıyla paydaştırlar. Paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan her zaman payına vaki elatmanın önlenmesini ve/veya ecrimisil isteyebilir. Elbirliği mülkiyetinde de paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine ecrimisil davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı ecrimisil davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.

Kural olarak, men edilmedikçe paydaşlar birbirlerinden ecrimisil isteyemezler. İntifadan men koşulunun gerçekleşmesi de, ecrimisil istenen süreden önce davacı paydaşın davaya konu taşınmazdan ya da gelirinden yararlanmak isteğinin davalı paydaşa bildirilmiş olmasına bağlıdır. Ancak, bu kuralın yerleşik yargısal uygulamalarla ortaya çıkmış bir takım istisnaları vardır. Bunlar; davaya konu taşınmazın kamu malı olması, ecrimisil istenen taşınmazın (bağ, bahçe gibi) doğal ürün veren yada (işyeri, konut gibi) kiraya verilerek hukuksal semere elde edilen yerlerden olması, paylı taşınmazı işgal eden paydaşın bu yerin tamamında hak iddiası ve diğerlerinin paydaşlığını inkar etmesi, paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belirli bulunması, davacı tarafından diğer paydaşlar aleyhine daha önce bu taşınmaza ilişkin, elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri davalar açılması veya icra takibi yapılmış olması halleridir. Bundan ayrı, taşınmazın getirdiği ürün itibariyle de, kendiliğinden oluşan ürünler; biçilen ot, toplanan fındık, çay yahut muris tarafından kurulan işletmenin yahut, başlı başına gelir getiren işletmelerin işgali halinde intifadan men koşulunun oluşmasına gerek bulunmamaktadır.

Bu nedenle, davaya konu taşınmazlar yönünden sayılan istisnalar dışında intifadan men koşulunun gerçekleşmesi aranacak ve intifadan men koşulunun gerçekleştiği iddiası, her türlü delille kanıtlanabilecektir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.02.2002 tarihli ve 2002/3-131 Esas, 2002/114 Karar sayılı kararı).

Somut olaya gelince, dava konusu taşınmazlar tapuda tarla vasfında olup mahkemece yukarıda izah edilen intifadan men şartının gerçekleşip gerçekleşmediği tereddüte mahal bırakılmayacak şekilde belirlenmemiştir.

Hal böyle olunca, mahkemece, Kars Cumhuriyet Başsavcılığının 2012/6127 sayılı soruşturma dosyası ikmal edilerek, yukarıda belirtilen ilkeler göz önünde bulundurulmak suretiyle intifadan men olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediği, dava konusu taşınmazların intifadan men olgusu yönünden yukarıda sayılan istisnalar arasında olup olmadığının belirlenmesi, intifadan men koşulunun dava tarihinden önce gerçekleştiğinin tespit edilmesi halinde de davacının ( mirasçı sıfatıyla) zeminde paydaş olduğu gözetilerek zemin (tarla) geliri aksi halde taşınmazların mevcut durumu üzerinden net gelir metoduna göre davacının talep ettiği süreler ve intifadan men koşulunun gerçekleştiği tarih gözönünde bulundurularak eldeki dava tarihine kadar olan dönem için davacının miras payı oranında hesaplanacak ecrimisile karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve araştırma yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir.

SONUÇ: Davalı asilin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 26/11/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi

karararama.yargitay.gov.tr > 20.09.2025 00:48:12 (Av. Nihat BAŞ)

7. Hukuk Dairesi         2021/4581 E.  ,  2021/1562 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı tarafından, davalı aleyhine 22.08.2014 tarihinde verilen dilekçe ile ecrimisil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 29.01.2016 tarihli hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içeriğindeki tüm kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü :

KARAR

Dava, paydaşlar arası ecrimisil istemine ilişkindir .

Davacı, mirasbırakanı olan babası Hasan Demirel adına kayıtlı 1140 parsel sayılı gayrimenkulün babası Hasan Demirel’in 15/02/1974 tarihinde ölümü ile kendilerine kaldığını, davalı …’in 40 yılı aşkın süredir taşınmazı kendilerinin kullanmalarına müsaade etmediğini ileri sürerek; 4.873,75TL ecrimisilin, davalıdan her bir yılın eylül ayından itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsili ile kendisine ödenmesine karar verilmesini istemiştir.

Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur .

Mahkemece davanın reddine karar verilmiştir. Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Mahkemece, davacının 15.06.2015 tarihinde ölümüyle mirasçılarının davaya katılımının sağlanmış olduğu, dava konusu 1140 parsel sayılı taşınmazın fındık bahçesi vasfında olduğu, 14.920 metrekare alanlı olduğu, muris adına kayıtlı olduğu, taraflar arasında izaleyi şuyu davası görüldüğü ve satış kararı verildiği, davacı ile davalının kardeş olup dava konusu parselin ortak murisleri olan babalarından kaldığı ve halen daha tapu kaydında muris babalarının malik olarak gözüktüğü, bu durumda taraflar ve diğer mirasçılar arasında elbirliği mülkiyeti ilişkisinin bulunduğu, bununla birlikte yapılan keşif esnasında dinlenen tanık ve mahalli bilirkişi anlatımlarına göre dava konusu parselin daha muris hayattayken davalı … tarafından kullanıldığı ve bu durumun da 50-60 yıldır bu şekilde sürdüğü, yine davacı da dahil diğer mirasçıların da babadan kalma yerlerinin bulunduğu, böylece her ne kadar tüm mirasçıların katılımı ile gerçekleşmiş bir rızai taksim bulunmasa da, taksime yönelik fiili bir durumun oluştuğu, her ne kadar davacı davalının kendilerine dava konusu parseli kullanmak için izin vermediğini belirtmişse de bu durumda davacının ecrimisil değil ortaklığın giderilmesi dava yolunu seçmesi gerektiği, kaldı ki Dereli Sulh Hukuk Mahkemesinin 2013/208 Esas sayılı dosyasında ortaklığın giderilmesi için dava açılıp ortaklığın giderildiği, fakat temyiz edilmekle dosyanın halen Yargıtay’da bulunduğu gerekçesiyle sübut bulmayan davanın reddine karar verildiği anlaşılmıştır.

Hemen belirtilmelidir ki, dava konu taşınmazda taraflar paydaştırlar. Paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan her zaman payına vaki elatmanın önlenilmesini ve/veya ecrimisil istiyebilir. Elbirliği mülkiyetinde de paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine ecrimisil davası açabilir.

Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı ecrimisil davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.

Kural olarak, men edilmedikçe paydaşlar birbirlerinden ecrimisil isteyemezler. İntifadan men koşulunun gerçekleşmesi de, ecrimisil istenen süreden önce davacı paydaşın davaya konu taşınmazdan ya da gelirinden yararlanmak isteğinin davalı paydaşa bildirilmiş olmasına bağlıdır. Ancak, bu kuralın yerleşik yargısal uygulamalarla ortaya çıkmış bir takım istisnaları vardır. Bunlar; davaya konu taşınmazın kamu malı olması, ecrimisil istenen taşınmazın (bağ, bahçe gibi) doğal ürün veren yada (işyeri, konut gibi) kiraya verilerek hukuksal semere elde edilen yerlerden olması, paylı taşınmazı işgal eden paydaşın bu yerin tamamında hak iddiası ve diğerlerinin paydaşlığını inkar etmesi, paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belirli bulunması, davacı tarafından diğer paydaşlar aleyhine daha önce bu taşınmaza ilişkin, elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri davalar açılması veya icra takibi yapılmış olması halleridir. Bundan ayrı, taşınmazın getirdiği ürün itibariyle de, kendiliğinden oluşan ürünler; biçilen ot, toplanan fındık, çay yahut muris tarafından kurulan işletmenin yahut, başlı başına gelir getiren işletmelerin işgali halinde intifadan men koşulunun oluşmasına gerek bulunmamaktadır.

Yine paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belli bulunması durumunda, davacı paydaş tarafından davalı paydaş aleyhine bu taşınmaza ilişkin elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri dava açılması hallerinde yine intifadan men koşulu aranmaz.

Bu nedenle, davaya konu taşınmazlar yönünden sayılan istisnalar dışında intifadan men koşulunun gerçekleşmesi aranacak ve intifadan men koşulunun gerçekleştiği iddiası, her türlü delille kanıtlanabilecektir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.02.2002 gün ve 2002/3-131 Esas, 2002/114 Karar sayılı ilamı)

Somut olayda ise; tarafların paydaş olduğu, muris adına kayıtlı, fındık bahçesi nitelikli dava konusu taşınmazın tamamının davalı tarafından kullanılmakta olduğu, davacının kullandığı ya da kullanabileceği bir alan bulunmadığı, taraflar arasında rızai taksim ya da fiili bir kullanım durumunun bulunmadığı hususları göz ardı edilerek, hüküm kurmaya elverişli bilirkişi raporu alınmak suretiyle dosya esası hakkında hüküm tesis edilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirmeyle ve eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi hükmün bozulmasını gerektirmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın yatırana iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 06.10.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

karararama.yargitay.gov.tr > 20.09.2025 00:48:29 (Av. Nihat BAŞ)

8. Hukuk Dairesi         2018/4844 E.  ,  2020/4890 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

DAVA TÜRÜ : Ecrimisil

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

K A R A R

Davacılar vekili, tarafların murisi …’ın maliki olduğu …Köyünde kain 1446, 1537, 1761, 1906, 2323, 2867 ve 2914 parsel sayılı taşınmazlardan, diğer mirasçı olan davalının tek başına gelir elde ettiğini, vekil edenlerinin dava konusu taşınmazlarda miras paylarının olduğunu ancak elde edilen gelirden faydalanamadıklarını açıklayarak, dava tarihinden geriye dönük 10 yıllık dönem için toplam 5.000,00 TL ecrimisilin dönem sonlarından itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsilini istemiştir.

Davalı vekili, zamanaşımı def’inde bulunarak, murisin sağlığında taşınmazların mirasçıları arasında fiili taksim edildiğini, davacıların hisselerine düşen yeri kullanmadıklarını, davalının kendi hissesine düşen kısımlara zeytin ve meyve ağaçları diktiğini, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, paydaşlar arasında ecrimisil isteğine ilişkindir.

Dava konu taşınmazda taraflar elbirliği ile maliktir. Paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan her zaman payına vaki elatmanın önlenilmesini ve/veya ecrimisil istiyebilir. Elbirliği mülkiyetinde de paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine ecrimisil davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı ya da kullanabileceği bir kısım yer varsa açacağı ecrimisil davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.

Kural olarak, men edilmedikçe paydaşlar birbirlerinden ecrimisil isteyemezler. İntifadan men koşulunun gerçekleşmesi de, ecrimisil istenen süreden önce davacı paydaşın davaya konu taşınmazdan ya da gelirinden yararlanmak isteğinin davalı paydaşa bildirilmiş olmasına bağlıdır. Ancak, bu kuralın yerleşik yargısal uygulamalarla ortaya çıkmış bir takım istisnaları vardır. Bunlar; davaya konu taşınmazın kamu malı olması, ecrimisil istenen taşınmazın (bağ, bahçe gibi) doğal ürün veren yada (işyeri, konut gibi) kiraya verilerek hukuksal semere elde edilen yerlerden olması, paylı taşınmazı işgal eden paydaşın bu yerin tamamında hak iddiası ve diğerlerinin paydaşlığını inkar etmesi, paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belirli bulunması, davacı tarafından diğer paydaşlar aleyhine daha önce bu taşınmaza ilişkin, elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri davalar açılması veya icra takibi yapılmış olması halleridir. Bundan ayrı, taşınmazın getirdiği ürün itibariyle de, kendiliğinden oluşan ürünler; biçilen ot, toplanan fındık, çay yahut muris tarafından kurulan işletmenin yahut, başlı başına gelir getiren işletmelerin işgali halinde intifadan men koşulunun oluşmasına gerek bulunmamaktadır.

Buna göre, davaya konu edilen taşınmazların sayılan istisnalar dışında olması halinde intifadan men koşulunun gerçekleşmesi aranacak ve intifadan men koşulunun gerçekleştiği iddiası, her türlü delille kanıtlanabilecektir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.02.2002 tarihli ve 2002/3-131 E, 2002/114 K sayılı ilamı)

25.05.1938 tarihli ve 29/10 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ve Yargıtay’ın aynı yoldaki yerleşmiş içtihatları uyarınca ecrimisil davaları beş yıllık zamanaşımına tabi olup bu beş yıllık süre dava tarihinden geriye doğru işlemeye başlar.

Somut olaya gelince, mahkemece davalı yanın savunmasında bildirdiği hususların yeterince araştırılmadığı anlaşılmaktadır. Dava konusu taşınmazların tamamı tapuya tarla vasfı ile kayıtlıdır ve davalı taşınmazda bulunan zeytin ve meyve ağaçlarını kendisinin diktiğini savunmuştur. Buna göre; mahkemece, dava konusu taşınmazların taksime konu edilip edilmediği, murisin ölüm tarihi de dikkate alınarak dava konusu taşınmazlarda bulunan ağaçların kim tarafından dikildiği, taşınmazlar yönünden davalının intifadan men edilip edilmediği hususlarının araştırılması ve sonucuna göre karar verilmesi gerektiğinin düşünülmemesi, doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulüne, usul ve yasaya aykırı olan hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK’un 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna,

peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 07.09.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

karararama.yargitay.gov.tr > 20.09.2025 00:48:48 (Av. Nihat BAŞ)

8. Hukuk Dairesi         2018/15052 E.  ,  2018/19507 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

KARAR

Davacılar vekili, davacıların davalı ile kardeş olduklarını, muris …… Orta’dan intikal eden dava konusu 62 ada 2 parsel sayılı taşınmazda davalının oturduğunu, herhangi bir bedel ödemediğini belirterek davalı hakkında 7.500,00 TL ecrimisil bedeline ilişkin olarak başlatılan takip dosyasına yapılan itirazın iptaline, takibin devamına ve davalının …… inkar tazminatına mahkum edilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili, ortak muristen terekeye intikal eden birçok taşınmazın bulunduğunu, tapu iptali tescil davası açtıklarını belirterek, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, davanın kabulü ile davalının … 17……. Dairesi’nin 2011/8340 Esas sayılı takip dosyasına yapılan itirazının iptaline, takibin 7.500,00 TL asıl alacak üzerinden devamına, koşulları oluşmadığından …… inkar tazminatı talebinin reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı vekilince temyiz edilmiştir.

Dava, itirazın iptali istemine ilişkindir.

Hemen belirtilmelidir ki, dava konu taşınmazın 3/4 hissesinde taraflar elbirliği halinde maliktirler. Elbirliği mülkiyetinde paydaşlardan biri öteki paydaşların olurunu almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine ecrimisil davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı ecrimisil davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.

Gerek öğretide ve gerekse yargısal uygulamalarda ifade edildiği üzere ecrimisil, diğer bir deyişle haksız işgal tazminatı, zilyet olmayan malikin, malik olmayan kötüniyetli zilyetten isteyebileceği bir tazminat olup, 08.03.1950 tarih, 22/4 sayılı …… Kararında; fuzuli işgalin tarafların karşılıklı birbirine uygun iradeleri ile kurduğu kira sözleşmesine benzetilemeyeceği, niteliği itibarı ile haksız bir eylem sayılması gerektiği, haksız işgal nedeniyle oluşan zararın tazmin edilmesi gerekeceği vurgulanmıştır. Ecrimisil, haksız işgal nedeniyle tazminat olarak nitelendirilen özel bir zarar giderim biçimi olması nedeniyle, en azı kira geliri karşılığı zarardır. Bu nedenle, haksız işgalden doğan normal kullanma sonucu eskime şeklinde oluşan ve kullanmadan kaynaklanan olumlu zarar ile malik ya da zilyedin yoksun kaldığı fayda (olumsuz zarar) ecrimisilin kapsamını belirler. Haksız işgal, haksız eylem niteliğindedir (YHGK’nin 25.02.2004 gün ve 2004/1-120-96 sayılı kararı).

Kural olarak, men edilmedikçe paydaşlar birbirlerinden ecrimisil isteyemezler. İntifadan men koşulunun gerçekleşmesi de, ecrimisil istenen süreden önce davacı paydaşın davaya konu taşınmazdan ya da gelirinden yararlanmak isteğinin davalı paydaşa bildirilmiş olmasına bağlıdır. Ancak, bu kuralın yerleşik yargısal uygulamalarla ortaya çıkmış bir takım istisnaları vardır. Bunlar; davaya konu taşınmazın kamu malı olması, ecrimisil istenen taşınmazın (…… gibi) doğal ürün veren yada (işyeri, konut gibi) kiraya verilerek hukuksal semere elde edilen yerlerden olması, paylı taşınmazı işgal eden paydaşın bu yerin tamamında hak iddiası ve diğerlerinin paydaşlığını inkar etmesi, paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belirli bulunması, davacı tarafından diğer paydaşlar aleyhine daha önce bu taşınmaza ilişkin, elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri davalar açılması veya …… takibi yapılmış olması halleridir. Bundan ayrı, taşınmazın getirdiği ürün itibariyle de, kendiliğinden oluşan ürünler; biçilen ot, toplanan fındık, çay yahut muris tarafından kurulan işletmenin yahut, başlı başına gelir getiren işletmelerin işgali halinde intifadan men koşulunun oluşmasına gerek bulunmamaktadır.

Yine paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belli bulunması durumunda, davacı paydaş tarafından davalı paydaş aleyhine bu taşınmaza ilişkin elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri dava açılması hallerinde yine intifadan men koşulu aranmaz.

Bu nedenle, davaya konu taşınmazlar yönünden sayılan istisnalar dışında intifadan men koşulunun gerçekleşmesi aranacak ve intifadan men koşulunun gerçekleştiği iddiası, her türlü delille kanıtlanabilecektir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.02.2002 gün ve 2002/3-131 E, 2002/114 K sayılı ilamı)

Somut olaya gelince; dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişme konusu 62 ada 2 parsel sayılı arsa vasıflı taşınmazda henüz kat mülkiyeti veya kat irtifakının kurulmadığı, dava dışı …… Kurtuluş’un hissesinin 1/4, davacılar ve davalının murisi olan …… Orta’nın hissesinin ise 3/4 olduğu anlaşılmaktadır. 18.11.2006 tarihinde vefat eden muris …… Orta’nın veraset ilamına göre mirasçıları; davacılar …, …, davalı … (Orta) ve dava dışı …… Orta’dır. Davacılar tarafından davalıya karşı başlatılan 14.10.2011 tarihli … 17. …… Dairesi’nin 2011/8340 Esas sayılı dosyasında, 7.500,00 TL alacak talep edildiği, davalının 04.11.2011 tarihinde takibe itiraz ettiği ve …… Müdürlüğünce 04.11.2011 tarihinde takibin durdurulmasına karar verildiği anlaşılmaktadır. Mahkemece, 20.06.2014 tarihinde keşif …… edilmiş ve mahkeme gözlemi olarak 2 numaralı dairede davalının ……ları ile birlikte oturduğu belirtilmiştir. Yine aynı şekilde hükme esas alınan bilirkişi raporunda; arsa vasıflı taşınmaz üzerinde bina olduğu, 2 nolu mesken ve 50,00 m2 alanlı çekme kat vasıflı yerin davalının kullanımında olduğu bildirilmiş olup davalı bu kullanıma yönelik herhangi bir itirazı bulunmamıştır.

O halde; dava konusu daireyi davalının bizzat kullandığı saptanmıştır. Her ne kadar ecrimisile konu yer konut olsa da, paydaşlar tarafından kullanılan yerler için intifadan men şartının aranması, kanıtlanması gerektiği açıktır. Dosyadaki bilgi ve belgelerden davacılar tarafından intifadan men’e ilişkin ihtarname çekilmediği anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca, itirazın iptali istemi yönünden ret kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde kabul kararı verilmesi doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazları yukarıda açıklanan nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile usul ve yasaya aykırı bulunan hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 29.11.2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

karararama.yargitay.gov.tr > 20.09.2025 00:50:27 (Av. Nihat BAŞ)

8. Hukuk Dairesi         2018/5063 E.  ,  2020/4973 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

DAVA TÜRÜ : Ecrimisil

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı ve davacı vekili taraflarından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

KARAR

Davacı vekili, dava konusu olan 693, 696, 1148, 1421, 1422, 1426, 1663, 7 ve 272 parsel sayılı taşınmazlara ilişkin olarak muris muvazaası hukuki sebebine dayalı olarak açılan tapu iptali ve tescil davasının vekil edeninin lehine sonuçlandığını ve kesinleştiğini, yine dava konusu 309, 310, 691 ve 1419 parsel sayılı taşınmazların tarafların ortak murisi …’dan kaldığını, bahse konu tüm bu taşınmazların tamamının murisin vefatından bu yana davalı tarafından kullanıldığını belirterek, dava konusu taşınmazların son beş yıllık kazanç kaybı olan 2.000,00 TL’nin (fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile) davalıdan tahsili ile dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile vekil edenine ödenmesini karar verilmesini istemiştir. 15.12.2015 tarihli dilekçesi ile de, davasını billirkişi raporu doğrultusunda 31.371,80 TL üzerinden ıslah etmiştir.

Davalı, muvazaa davasına konu olan taşınmazların 2012 yılına kadar tasarrufu altında kaldığını, ancak dava sonuçlandıktan sonra yanlızca kendi hissesi oranında taşınmazları kullandığını, yine dava konusu diğer parsellerde de hissesi oranında kullanımı olduğunu belirterek, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, davanın kabulü ile 31.371,80 TL nin dava tarihi olan 21.02.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm davalı ile davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1. Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, davalı ile davacı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

2. Davalı ile davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesinde,

Dava, paydaşlar arasındaki ecrimisil isteğine ilişkindir.

Tüm dosya içeriği ve toplanan delillerden, dava konusu 693, 696,1148, 1421, 1422, 1426, 1663, 7 ve 272 parsel sayılı taşınmazların tarla niteliğinde 2/3 payının davalı, 1/3 payının davacı adına 23.08.2013 tarihli hisse oranlarının düzeltilmesi işlemi ile, 309, 310, 691 ve 1419 parsel sayılı taşınmazların da tarla/ bahçe niteliğinde elbirliği halinde davacı, davalı ve dava dışı mirasçılar adına tapuda kayıtlı olduğu, davacı tarafından davalı aleyhine 31.03.2011 tarihinde 693, 696, 1148, 1421, 1422, 1426, 1663, 7 ve 272 parsel sayılı taşınmazlar hakkında muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescil davası açıldığı, yapılan yargılama sonucunda bahsi geçen parsellerin davalı … adına olan tapu kaydının iptali ile davacı …’nin miras hissesi oranında tapu iptal ve tesciline karar verildiği, kararın 01.07.2013 tarihinde kesinleştiği, dava konusu 309, 310, 691 ve 1419 parsel sayılı taşınmazlardaki davalı kullanımı için davacı … tarafından davalı … aleyhine 02.10.2012 tarihli ihtarname keşide edildiği, tarafların ortak murisi Şevket’in 07.05.2003 tarihinde vefat ettiği anlaşılmaktadır.

Dava konusu taşınmazda taraflar paydaştırlar. Paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan her zaman payına vaki elatmanın önlenilmesini ve/veya ecrimisil isteyebilir. Elbirliği mülkiyetinde de paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine ecrimisil davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı yada kullanabileceği bir kısım yer varsa açacağı ecrimisil davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.

Somut olayda, Mahkemece yapılan keşif sonrası alınan 20.05.2015 tarihli fen bilirkişi raporunda, bir kısım taşınmazlarda kullanılmayan alanlar tespit edilerek, kroki üzerinde gösterilmiştir. Ancak, Mahkemece, bilirkişi tarafından krokide işaretlenen alanların, (özellikle ihtarnameye konu taşınmazlar yönünden) ne zamandan beri kullanılmadığı, miktarının ne kadar olduğu gibi hususlar net olarak tespit edilmemiştir. Başka bir deyişle, Mahkemece bahse konu taşınmazlarda davacının kullanabileceği bir yer olup olmadığı ya da taşınmazların tamamının davalı tarafından kullanılıp kullanılmadığı, kullanılmıyor ise ne zamandan beri kullanmadığı ve miktarları tam olarak araştırılmamıştır. Hal böyle olunca, yerinde yeniden keşif yapılarak, ayrıntılı bir şekilde hangi taşınmazlarda boş alanlar olduğunun, ne zamandan beri kullanılmadığının, miktarlarının, muvaaza davasına konu olan taşınmazlar ile ihtarnameye konu taşınmazlar bakımından ayrı ayrı değerlendirilerek, yukarıdaki ilkeler uyarınca inceleme yapılması, davacıların bahse konu taşınmazlarda kullandıkları ya da kullanabilecekleri bir yer olup olmadığının belirlenmesi ve bu belirlemeye göre ecrimisil isteği bakımından bir karar verilmesi gerekir iken, tüm bu hususlar net olarak belirlenmeden, ziraat bilirkişi raporunda tapu iptal ve tescil davasının kesinleşme tarihinden (01.07.3013) itibaren, davalının tarımsal üretim yaptığı tüm parsellerden belli miktarda alanları terk ettiği gözönünde bulundurularak 5 yıllık ecrimisil bedelinin hesap edilmesi ve raporun hükme esas alınması doğru görülmemiştir.

Yine, kural olarak, men edilmedikçe paydaşlar birbirlerinden ecrimisil isteyemezler. İntifadan men koşulunun gerçekleşmesi de, ecrimisil istenen süreden önce davacı paydaşın davaya konu taşınmazdan ya da gelirinden yararlanmak isteğinin davalı paydaşa bildirilmiş olmasına bağlıdır. Ancak, bu kuralın yerleşik yargısal uygulamalarla ortaya çıkmış bir takım istisnaları vardır. Bunlar; davaya konu taşınmazın kamu malı olması, ecrimisil istenen taşınmazın (bağ, bahçe gibi) doğal ürün veren ya da (işyeri, konut gibi) kiraya verilerek hukuksal semere elde edilen yerlerden olması, paylı taşınmazı işgal eden paydaşın bu yerin tamamında hak iddiası ve diğerlerinin paydaşlığını inkar etmesi, paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belirli bulunması, davacı tarafından diğer paydaşlar aleyhine daha önce bu taşınmaza ilişkin, elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri davalar açılması veya icra takibi yapılmış olması halleridir.

Bu nedenle, davaya konu taşınmazlar yönünden sayılan istisnalar dışında intifadan men koşulunun gerçekleşmesi aranacak ve intifadan men koşulunun gerçekleştiği iddiası, her türlü delille kanıtlanabilecektir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.02.2002 tarihli ve 2002/3-131 E, 2002/114 K sayılı kararı).

Somut olayda, davacı tarafından, davalıya Kastamonu 1. Noterliğinin 02.10.2012 tarihli ve 9293 yevmiye nolu ihtarnamesi keşide edilerek, 309, 3010, 691 ve 1419 parsel sayılı taşınmazlar için geçmiş 5 yıllık toplam 3000,00 TL ecrimisil bedelinin ihtarnamenin tebliğinden itibaren 7 gün içerisinde ödenmesinin talep edildiği anlaşılmaktadır. Yukarıda izah edildiği üzere bu durumda, kural olarak davalı yönünden intifadan men’in de ihtarnamenin tebliğ edildiği ve 7 günlük sürenin geçtiği tarihten itibaren gerçekleştiğinin kabulü ve ecrimisil miktarının da bu tarihin başlangıç kabul edilerek, bu tarihten dava tarihine kadar olan süre için hesap edilmesi gerekir iken dava tarihinden geriye doğru 5 yıllık hesap yapılması doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle de bozulması gerekmiştir.

Ayrıca, hemen belirtelim ki, ecrimisil hesabı uzmanlık gerektiren bir husus olup, taşınmazın niteliğine uygun bilirkişi marifetiyle keşif ve inceleme yapılarak ve taleple bağlı kalınarak haksız işgal tazminatı miktarı belirlenmelidir. Alınan bilirkişi raporu, somut bilgi ve belgeye dayanmalı, tarafların ve hakimin denetimine açık olmalı ve değerlendirmenin gerekçelerinin bilimsel verilere uygun şekilde HMK’nin 266 vd. maddelerine uygun olarak açıklanması gereklidir.

Bu nedenle, özellikle tarım arazilerin haksız kullanımı nedeniyle ürün esasına göre talep varsa, bu konudaki resmi veriler getirtilmeli, taşınmazın bulunduğu bölgede ekilen tarım ürünlerinin neler olduğu tarım il veya ilçe müdürlüğünden sorulmalı, ekildiği bildirilen ürünlerin ecrimisil talep edilen yıllara göre birim fiyatları ve dekara verim değerleri, hal müdürlüğünden ilgili dönem için birim fiyatlar getirtilmeli, bölgede münavebeli ekim yapılıp yapılmadığı, taşınmazın nadasa bırakılıp bırakılmadığı tespit edilmelidir.

Eğer, özellikle arsa ve binalarda kira esasına göre talep varsa, taraflardan emsal kira sözleşmeleri istenmeli, gerekirse benzer nitelikli yerlerin işgal tarihindeki kira bedelleri araştırılıp, varsa emsal kira sözleşmeleri de getirtilmeli, dava konusu taşınmaz ile emsalin somut karşılaştırması yapılmalı, üstün veya eksik tarafları belirlenmelidir.

İlke olarak, kira geliri üzerinden ecrimisil belirlenmesinde, taşınmazın dava konusu ilk dönemde mevcut haliyle serbest şartlarda getirebileceği kira parası, emsal kira sözleşmeleri ile karşılaştırılarak, taşınmazın büyüklüğü, niteliği ve çevre özellikleri de nazara alınarak yöredeki rayiçe göre belirlenir. Sonraki dönemler için ecrimisil değeri ise ilk dönem için belirlenen miktara ÜFE artış oranının tamamının yansıtılması suretiyle bulunacak miktardan az olmamak üzere takdir edilir.

Somut olayda, Mahkemece keşif sonrası alınan bilirkişi raporunun hüküm kurmaya elverişli olduğunu söylebilme olanağı yoktur. Şöyle ki, ecrimisil miktarı belirlenirken, İlçe Tarım Müdürlüğünden dava konusu dönemler itibariyle münavebeye esas ürünler, verim miktarları ve kilogram satış değerleri sorulup, resmi veriler dosyaya konularak, bu veriler nazara alınmak suretiyle her dönem için belirlenecek üründen elde edilecek net gelir esas alınarak ecrimisile hükmedilir. Bilirkişiler de raporunu hazırlarken resmi ve bilimsel dayanaklarını denetime elverişli olacak şekilde göstermek, resmi verilerden ayrılır ise sebebini açıklamak zorundadır. Eldeki bilirkişi raporunda her yıl için ayrı ayrı hesap yapılmamış, tüm taşınmazlar için tek değer üzerinden hesaplama yapılmıştır. Yine, dava konusu tüm parsellerde davacının hisse miktarının aynı olmadığı hususu da gözden kaçırılmıştır.

O halde, Mahkemece, yapılması gereken iş, dava konusu tüm taşınmazların tapu intikalleri de dosya arasına alınarak, davalının, tapu iptal ve tescil davasına konu olan taşınmazlarda davacıya düşen payı yargılama sona erdiğinden beri kullanmadığı savunması da gözönüne alınarak, mahallinde yeniden keşif yapılarak, tüm taşınmazlarda davacıların kullanabilecekleri bir yer olup olmadığı ya da taşınmazların tamamının davalı tarafından kullanılıp kullanılmadığı, kullanılmayan alanların tespit edilmesi durumunda ne zamandan beri ve ne kadarlık alanın boş bırakıldığının gerek tapu iptal ve tescil davasına konu gerekse ihtarnameye konu taşınmazlar yönünden ayrı ayrı değerlendirilmesi, yine, ihtarnameye konu taşınmazlarda ecrimisil hesabı yapılırken ihtarname tebliğ tarihi ile ihtarnamede davalıya verilen sürenin gözönüne alınması, ayrıca az yukarıda yapılan ilke ve esaslara uygun olarak, Yargıtay denetimine açık bilirkişi raporu alınarak, toplanmış ve toplanacak deliller çerçevesinde bir karar vermek olmalıdır.

Tüm bu hususlar düşünülmeden eksik inceleme ve araştırma ile karar verilmiş olması bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Davalı ve davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan kararın (2) sayılı bentte açıklanan nedenle 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, sair temyiz itirazlarının (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle reddine, taraflarca HUMK’un 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edenlere ayrı ayrı iadesine 08.09.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

karararama.yargitay.gov.tr > 20.09.2025 00:52:34 (Av. Nihat BAŞ)

Hukuk Genel Kurulu         2017/1257 E.  ,  2020/661 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

1. Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Düzce 3. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar, davacılar vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

2. Direnme kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ

Davacılar İstemi:

4. Davacılar vekili; muris …’ın 1998 yılında ölümü ile geriye mirasçısı olarak davacı ve davalılar ile dava dışı …’nın kaldığını, Selamlar Köyünde bulunan 442 ve 446 parsel sayılı taşınmazların da mirasçılarına intikal ettiğini, tapu kayıtlarında bahçe olarak görünmesine karşın taşınmazlar üzerlerinde konut ve dükkan olarak kullanılan binaların mevcut olduğunu, ancak davalılar tarafından dükkanlardan birinin …’e kahvehane olarak, diğer bir dükkanın ise …’a ekmek fırını olarak kiralandığını, …’ın 2013 yılı Şubat ayında dükkandan çıktığını, üzerinde bina bulunmayan diğer taşınmazın ise … isimli kişiye kiralandığını ve taşçı olan …’in burada ticari faaliyetini sürdürdüğünü, davacıların miras paylarına düşen kira bedellerinin ise ödenmediği gibi davalıların hakaret, küfür ve tehditlerine maruz kaldıklarını,bu nedenle davalılar hakkında şikâyette bulunduklarını, müvekkillerinin paylarına düşen kira bedellerinin ödenmesini Düzce 5. Noterliğince düzenlenen 14.11.2012 gün ve 008408 yevmiye numaralı ihtarname ile istemelerine rağmen bundan da bir sonuç alamadıklarını, davalılardan korkan etraftaki kişilerin de şahitlik yapmaktan çekindiklerini, davacıların uzun süredir kira gelirinden pay almak istediklerini sözlü olarak da dile getirdiklerini, ancak kira bedellerini dahi bilmediklerini, bu nedenle ihtarname ve dava dilekçesinde tahmini bir değer yazıldığını, ayrıca paydaşlar arasında hukuksal semere getiren taşınmazlar hakkında intifadan men şartının aranmayacağı hususunda Yargıtay kararları bulunduğunu ileri sürerek, son beş yıllık kira bedellerinin ecrimisil olarak ödenmesi için fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla davacı … için 8.000,00TL, … için 4.950,00TL, … için 4.950,00TL ecrimisilin dönem sonlarından itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı Cevabı:

5. Davalılar birlikte sundukları cevap dilekçesinde; davacıların 443 parselde bulunan ve kendileri tarafından yapılan binada oturduklarını, yine dava dışı 445 parselin üzerinde bulunan iş yeri ve meskenlerin birbirine bitişik hâlde bulunduğunu, kira kontratlarını dilekçe ekinde ibraz ettiklerini, murisin sağlığında herkesin kullanacağı yerleri belirlediğini ve ölümünden sonra bu şekilde anlaşmalarını söylediğini, dava dilekçesinde belirtilen işyerlerinden bugüne kadar herhangi bir para almadıklarını ve tüm vergileri kendilerinin ödediğini, bu konuda dava açılmasının yasal olmadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemişlerdir.

İlk Derece Mahkemesi Kararı:

6. Düzce 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 26.06.2014 tarihli ve 2013/2 E., 2014/305 K. sayılı kararı ile; dava konu kiraya verilen binaların büyük çoğunluğunun dava konusu 442 ve 446 parsellerde kalıp küçük bir kısmının yan parsellere taştığı, mahalli bilirkişi ve tanık anlatımlarına göre de taş atölyesinin davalı … tarafından …’e, kahvehane ve ekmek fırınının ise davalı … tarafından … ve …’a kiraya verildiği, …’ın ekmek fırınından çıkması üzerine buranın 5-6 aydır davalı … tarafından işletildiği, üçüncü şahıslara kiraya verilmek suretiyle hukuksal semere getiren dükkanlar için Yargıtay içtihatları doğrultusunda intifadan men şartı aranmayacak ise de davacılar tarafından kiracı olan …, … ve …’e keşide edilen ihtarnamede kira bedellerinden miras paylarına isabet eden kısımları istenerek hesap numaralarının bildirildiği, böyle olunca davacıların kira sözleşmelerine karşı koymadıkları, aksine bu kira sözleşmelerine dayanarak paylarına düşen kira bedelinin ödenmesini istedikleri, dolayısıyla davacıların üçüncü kişilerin kiracılık sıfatını kabul ettikleri, bu durumda haksız işgalden söz edilemeyeceği ve davalılardan haksız işgal tazminatı talep edilemeyeceği, davalı …’in kiracı …’ın ekmek fırını olarak kullandığı dükkandan çıktıktan sonraki kullanımı hakkında ise davacıların esasen dava dilekçesinde ecrimisil talebinde bulunmadıkları, sonradan iddia genişletilip keşifte alınan beyanlara göre hak iddiasında bulunulmuş ise de davalının kullanımı dava açıldıktan sonraki zamana denk geldiğinden ayrı bir davanın konusu olacağı gibi intifadan men şartının da bulunmadığı gerekçesi davanın reddine karar verilmiştir.

Özel Daire Bozma Kararı:

7. Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

8. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 16.02.2015 tarihli ve 2013/19173 E., 2015/2149 K. sayılı kararı ile;

“…Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişme konusu 442 ve 446 parsel sayılı taşınmazlarda davacılar, davalılar ve dava dışı …’nın elbirliği halinde malik oldukları, bu taşınmazlara bitişik 443 parsel sayılı taşınmazın tarafların murisi …, 445 parsel sayılı taşınmazın (davalı …’in çocukları) dava dışı… ve … adına kayıtlı olduğu, davalıların 443 parsel sayılı taşınmazda bulunan binada davacıların oturduklarını beyan ettikleri, mahkemece yapılan keşifte 446 parsel sayılı taşınmazda, zemin katında ekmek satış dükkanı ve kahvehane bulunan üst katları mesken olarak kullanılan bina ile bitişiğinde kahvehanenin eki olarak kullanılan sundurma bulunduğunun, taş atölyesi olarak kiraya verilen binanın büyük kısmının 442 parsel, küçük kısmının 445 parsel üzerinde kaldığının tespit edildiği, dinlenen tanıkların, dava konusu 442 ve 446 parseller üzerindeki ekmek satış dükkanı, kahvehane ve taş atölyesinin davalılarca kiraya verildiğini beyan ettikleri, davalı tanığı ve kiracı …’in davacılardan… ve…’nın da kira sözleşmesinde imzaları bulunduğunu, bu sözleşmelerin onların da muvafakati ile yapıldığını beyan ettiği ve davalılarca bir kısım kira sözleşmeleri sunulduğu, davacı tanığı …’nın ise dayıları olan davalıların … ile sözleşme yaparken davacılara da kira parası vereceklerini söyleyerek kira sözleşmesini …’a imzalattıklarını, onun da kira alacağını düşünerek sözleşmeyi imzaladığını beyan ettiği, davacıların davalılarla aralarında uzun zamandır husumet bulunduğunu, ağır baskı, hakaret ve tehdit altında olduklarını belirtip buna ilişkin soruşturma evrakları ile ceza mahkemesi kararlarını dosyaya ibraz ettikleri anlaşılmaktadır.

Hemen belirtilmelidir ki, dava konusu taşınmazlarda taraflar paydaştırlar. Paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan her zaman payına vaki elatmanın önlenilmesini ve/veya ecrimisil isteyebilir. Elbirliği mülkiyetinde de paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine ecrimisil davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı ecrimisil davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.

Kural olarak, men edilmedikçe paydaşlar birbirlerinden ecrimisil isteyemezler. İntifadan men koşulunun gerçekleşmesi de, ecrimisil istenen süreden önce davacı paydaşın davaya konu taşınmazdan ya da gelirinden yararlanmak isteğinin davalı paydaşa bildirilmiş olmasına bağlıdır.

Ancak, bu kuralın yerleşik yargısal uygulamalarla ortaya çıkmış bir takım istisnaları vardır. Bunlar; davaya konu taşınmazın kamu malı olması, ecrimisil istenen taşınmazın (bağ, bahçe gibi) doğal ürün veren ya da (işyeri, konut gibi) kiraya verilerek hukuksal semere elde edilen yerlerden olması, paylı taşınmazı işgal eden paydaşın bu yerin tamamında hak iddiası ve diğerlerinin paydaşlığını inkar etmesi, paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belirli bulunması, davacı tarafından diğer paydaşlar aleyhine daha önce bu taşınmaza ilişkin, elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri davalar açılması veya icra takibi yapılmış olması halleridir. Bundan ayrı, taşınmazın getirdiği ürün itibariyle de, kendiliğinden oluşan ürünler; biçilen ot, toplanan fındık, çay yahut muris tarafından kurulan işletmenin ya da, başlı başına gelir getiren işletmelerin işgali halinde intifadan men koşulunun oluşmasına gerek bulunmamaktadır.

Bu nedenle, davaya konu taşınmazlar yönünden sayılan istisnalar dışında intifadan men koşulunun gerçekleşmesi aranacak ve intifadan men koşulunun gerçekleştiği iddiası, her türlü delille kanıtlanabilecektir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.02.2002 gün ve 2002/3-131 E, 2002/114 K sayılı ilamı)

25.05.1938 tarih ve 29/10 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ve Yargıtay’ın aynı yoldaki yerleşmiş içtihatları uyarınca ecrimisil davaları beş yıllık zamanaşımına tabi olup bu beş yıllık süre dava tarihinden geriye doğru işlemeye başlar.

Yukarıdaki ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında; mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin hüküm kurmaya yeterli ve elverişli olduğunu söyleyebilme olanağı bulunmamaktadır. Şöyle ki; davacılar 442 ve 446 parsel sayılı taşınmazlar üzerinde bulunan kahvehane, ekmek satış yeri ve taş ocağının davalılarca kiraya verildiği, kendilerini tehdit ve baskı altında tutarak kira gelirlerinden pay vermedikleri iddiasıyla eldeki davayı açmışlardır. Tüm dosya kapsamı ve tanık beyanlarına göre davacıların çekişme konusu taşınmazlarda kullandıkları ya da kullanabilecekleri bir yer bulunup bulunmadığının araştırılmadığı, davalı … tarafından kullanılan ekmek satış dükkanı için ise intifadan men koşulunun gerçekleşip gerçekleşmediği yönünde taraflar arasındaki ceza soruşturma ve davaları ile tanık beyanlarının değerlendirilmediği görülmektedir. Kiraya verilen yerler için paydaşlar arasında intifadan men şartı aranmayacağı ve paydaşlardan bir ya da bir kaçının imzaladığı kira sözleşmesinin diğer paydaşları bağlamayacağı kuşkusuzdur.

Hâl böyle olunca, dava konusu 442 ve 446 parsel sayılı taşınmazlarda davacıların çekişmesiz olarak kullandıkları ya da kullanabilecekleri bir yer bulunup bulunmadığının araştırılması, yeniden tanık beyanlarına başvurulması, ekmek satış yeri olarak kullanılan dükkan bakımından intifadan men koşulunun gerçekleşip gerçekleşmediğinin yukarıda değinilen ilke ve olgular dikkate alınarak değerlendirilmesi; davacıların bu taşınmazlarda kullandıkları ya da kullanabilecekleri bir yer bulunmadığı saptanır ise davalılarca kiraya verilen kahvehane ve taş ocağı ile ekmek satış yeri ile ilgili keşfe katılan bilirkişilerce ortak düzenlenecek rapor esas alınarak davacıların payları oranında belirlenecek ecrimisile hükmedilmesi, aksi halde davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru değildir…” gerekçesi ile hüküm bozulmuştur.

Direnme Kararı:

9. Düzce 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 08.09.2015 tarihli ve 2015/276 E., 2015/359 K. sayılı kararı ile önceki karardaki gerekçelerle direnme kararı verilmiştir.

Direnme Kararının Temyizi:

10. Direnme kararı süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK

11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davanın tarafları ile dava dışı …’nın elbirliği hâlinde mülkiyetinde bulunan 442 ve 446 parsel sayılı taşınmazlar için davacıların dava dışı kiracılara Düzce 5. Noterliğinin 14.11.2012 tarihli ihtarnamesini göndererek taşınmazlardan miras paylarına isabet eden kira bedellerinin banka hesaplarına ödenmesini istedikleri gözetildiğinde, davalılar ile kiracılar arasındaki kira ilişkisine icazet verdikleri, dolayısıyla kira sözleşmelerinin davacılar için bağlayıcı hâle geldiğinin kabul edilip edilemeyeceği, varılacak sonuca göre davalılardan ecrimisil isteminde bulunup bulunamayacakları, ayrıca dava dilekçesinde son beş yıllık kira bedellerinden davacıların payına düşen tutarın ecrimisil olarak ödenmesinin talep edildiği hususu ile tanık beyanları dikkate alındığında, davalı …’in ekmek satış yerindeki şahsi kullanımının dava konusu edilip edilmediği, bu kullanımın dava tarihinden sonraki döneme ait olup olmadığı, tüm bu hususlara göre davacıların çekişme konusu taşınmazlarda kullandıkları ya da kullanabilecekleri bir yer bulunup bulunmadığı araştırılarak oluşacak sonuca göre bir karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE

12. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle ilgili yasal düzenleme ve kavramlar ile davanın hukuki niteliğinin açıklanması gerekmektedir.

13. Mecelle’den aktarılmak suretiyle günümüz hukukunda da kullanılan ecrimisil kavramı, güncelliğini yitirmeyen bir kavramdır. Eski hukukta “emsal mal kıymeti karşılığı” olarak kullanılan ecrimisil, haksız işgal nedeniyle tazminat olarak nitelendirilen özel bir zarar giderim biçimidir. Gerek öğreti ve gerekse yargısal uygulamalarda ifade edildiği üzere, hak sahibinin kötü niyetli zilyetten isteyebileceği bir tür tazminattır.

14. Yargıtay Büyük Genel Kurulunun 08.03.1950 tarih ve 22/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; fuzuli işgalin tarafların karşılıklı ve birbirine uygun iradeleri ile kurduğu kira sözleşmesine benzetilemeyeceği, niteliği itibarı ile bir haksız eylem sayılması gerektiği, başkasının taşınmazını haksız olarak işgal edip kullanmış olan kötü niyetli kimsenin taşınmazı haksız olarak elinde tutmuş olmasından doğan zararları ve elde ettiği veya elde etmeyi ihmal ettiği semereleri tazmin ile mükellef olduğu vurgulanmıştır.

15. Kira sözleşmesi ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 299. maddesinde, kiraya verenin bir şeyin kullanılmasını veya kullanmayla birlikte ondan yararlanılmasını kiracıya bırakmayı, kiracının da buna karşılık kararlaştırılan kira bedelini ödemeyi üstlendiği sözleşme şeklinde tanımlanmıştır.

16. Görüleceği üzere ecrimisilde; bir malın hak sahibinin izni ve rızası dışında kötü niyetli olarak işgal ve kullanımı söz konusu iken, kira ilişkisinde kiralayan ile kiracının karşılıklı anlaşması ve belli bir bedel karşılığında malın kullanımı söz konusudur.

17. Diğer yandan, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) “Miras ortaklığı” başlıklı 640. maddesinde, birden çok mirasçı bulunması halinde, mirasın geçmesiyle birlikte paylaşmaya kadar, mirasçılar arasında terekedeki bütün hak ve borçları kapsayan bir ortaklığın meydana geleceği, mirasçıların terekeye elbirliğiyle sahip olacakları, sözleşme veya kanundan doğan temsil ya da yönetim yetkisi saklı kalmak üzere terekeye ait bütün haklar üzerinde birlikte tasarruf edecekleri düzenleme altına alınmıştır. Dava konusu taşınmazlar da mirasbırakan …’ın ölümü üzerine mirasçılarına intikal etmiş olup, davanın tarafları ile dava dışı …’nın elbirliği mülkiyetinde bulunmaktadır.

18. Bir şey üzerindeki mülkiyet hakkı, bir kişiye ait olabileceği gibi birden fazla kişiye de ait olabilir. Birinci durumda “ferdi mülkiyet” söz konusu iken, ikinci ikinci durumda TMK’nın 688 ve devamı maddelerinde düzenlenen “birlikte mülkiyet” söz konusudur. Birlikte mülkiyet ise “paylı mülkiyet” ve “elbirliği mülkiyeti” şeklinde olabilir. Paylı mülkiyette birden çok kimse, maddi olarak bölünmüş olmayan bir şeyin tamamına belli paylarla maliktir. Kanun veya kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyeti ise elbirliği mülkiyetidir. Elbirliği mülkiyetinde, ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı, ortaklığa giren malların tamamına yaygındır.

19. Elbirliği mülkiyetinin hükümleri TMK’nın 702. maddesinde düzenleme altına alınmıştır. Bu hükme göre; “Ortakların hakları ve yükümlülükleri, topluluğu doğuran kanun veya sözleşme hükümleri ile belirlenir.

Kanunda veya sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadıkça, gerek yönetim, gerek tasarruf işlemleri için ortakların oybirliğiyle karar vermeleri gerekir.

Sözleşmeden doğan topluluk devam ettiği sürece, paylaşma yapılamaz ve bir pay üzerinde tasarrufta bulunulamaz.

Ortaklardan her biri, topluluğa giren hakların korunmasını sağlayabilir. Bu korumadan bütün ortaklar yararlanır”.

20. Yukarıdaki hükümler uyarınca elbirliği mülkiyetinde malikler paydaş değil, ortaktır. Tüzel kişiliğe sahip olmayan bu ortaklıkta, mülkiyet hakkı bir bütün hâlinde ortaklara aittir. Ortakların tasarruf edebilecekleri bağımsız payları bulunmadığından, topluluğu doğuran sebebe göre kanun veya sözleşmede aksine hüküm bulunmadıkça, ortaklar gerek yönetim gerekse tasarruf işlemlerinde birlikte hareket etmek ve TMK’nın 702. maddenin ikinci fıkrasına göre oy birliğiyle karar vermek zorundadırlar.

21. Elbirliği mülkiyetine tabi bir taşınmazın kiraya verilmesi de kural olarak bütün ortakların oy birliği ile karar vermelerine bağlıdır. Ancak ortaklardan birinin veya birkaçının oy birliği ile karar alınmaksızın ve temsil yetkisi de olmaksızın taşınmazı üçüncü bir kişiye kiraya vermesi söz konusu olabilir. Böyle bir durumda, kiralayanın malik olması zorunluluğu bulunmadığından ve kira sözleşmeleri kişisel hak doğuran sözleşmelerden olduğundan yapılan kira sözleşmesi kendi tarafları arasında hukuken geçerlidir (HGK’nın 13.10.2004 tarih ve 2004/13-461 E., 2004/532 K.). Bu husus sözleşmeyle bağlılık ilkesinin de bir sonucudur. Ne var ki, bu şekilde yapılan bir sözleşme icazet vermedikleri sürece diğer ortaklar bakımından hüküm ifade etmez. Bu nedenle kiraya veren ortak veya kiracıdan ya da her ikisinden ecrimisil talep edebilecekleri gibi kiraya veren ortaktan gerçek olmayan vekaletsiz iş görme hükümleri uyarınca elde edilen menfaatin kendilerine düşen kısmının devrini de isteyebilirler.

22. Vekâletsiz iş görme 6098 sayılı TBK’nın 526 ile 531. maddeleri arasında düzenlenmiş olup, genel olarak bir kimsenin sözleşme veya hukuken yükümlü olmadığı hâlde başka bir kimsenin hukuk ve menfaat alanına müdahale ederek iş görmesinden doğan hukuki ilişkiyi ifade etmektedir. Vekâletin bulunmaması, görülen işin bir vekâlet ilişkisine veya başka bir sözleşmesel ilişkiye ya da benzer bir yükümlülüğe dayalı olmadan yapılması anlamına gelmektedir. Görülen işin başkasına ait olması gerektiği de açıktır. Ancak bazı durumlarda görülen işte vekâletsiz iş görenin de menfaati olabilir. Bu durumda ortak yarar söz konusu olur ki; ortak yararın bulunduğu durumlarda iş göreninin menfaati iş sahibinin menfaatine göre daha üstün değilse işin başkasına aidiyeti unsuru var sayılır. Vekâletsiz iş görme nedeniyle taraflar arasında kurulan ilişki bir sözleşme ilişkisi olmamakla beraber iş gören ile iş sahibi arasında kanuni bir borç ilişkisi doğmaktadır.

23. Vekâletsiz iş görme, yasal düzenleme uyarınca gerçek (caiz olan) vekaletsiz iş görme ve gerçek olmayan vekaletsiz iş görme olmak üzere ikili bir ayrıma tabiidir.

24. TBK’nın 526. maddesine göre, bir kimsenin vekâleti olmaksızın iş sahibinin menfaatine ve varsayılan iradesine uygun olarak veya onun hukuka ve ahlaka aykırı yasaklaması olmadan gördüğü iş, gerçek vekâletsiz iş görmedir. Gerçek vekâletsiz iş görmede, iş gören iş sahibinin menfaatine ve yararına iş görme iradesi ile hareket etmektedir. TBK’nın 530. maddesinde ise iş görenin başkasının işini kendi menfaatine görmesi suretiyle oluşan gerçek olmayan vekâletsiz iş görme düzenlenmiştir. Bu hükme göre göre iş sahibi, kendi menfaatine yapılmamış olsa bile, iş görmeden doğan faydaları edinme hakkına sahiptir; ancak zenginleştiği ölçüde, iş görenin masraflarını ödemek ve giriştiği borçlardan onu kurtarmakla yükümlüdür. Görüleceği üzere gerçek olmayan vekâletsiz iş görmede, iş görende başkasının işini görme iradesi bulunmamaktadır. İş gören başkasının hukuk alanına girerek bir iş görmekte ise de bu işi kendi işi olarak kendi menfaatine yapmaktadır. Kanundaki bu hükme göre iş sahibi, kendi menfaatine yapılmamış olsa bile gerçek olmayan vekaletsiz işgörmeden doğan faydaları edinme hakkına sahiptir.

25. Bu bağlamda, konularının benzer olması nedeniyle Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 04.06.1958 tarih ve 1958/15 E., 1958/6 K. sayılı kararına değinmekte fayda bulunmaktadır. Çünkü içtihadı bileştirme kararları, konularıyla sınırlı ve sonuçlarıyla bağlayıcı olmakla birlikte gerekçeleriyle de yol göstericidir. Bu yol göstericilik kararın sonuç kısmının yorumlanması, kapsamının belirlenerek uygulanması için gerekli olduğu kadar, dayandığı esasların başka müesseselerin yorumlanıp uygulanabilmesi için de geçerlidir.

26. Anılan karar gerekçesinde; “Bir kimsenin kendisine ait olmadığını bildiği veya bilebilecek durumda olduğu bir malı kendisinin malı imiş gibi kiraya vermesi ve kiracılardan kira paralarını toplaması faaliyeti bir iş görmedir ve mal kiraya verene ait olmadığı cihetle görülen iş, başkasının işidir. Malı kiraya verip kira paralarını alan kimse, mal sahibinin menfaatine değil, fakat kendi menfaatine hareket ettiğinden dolayı, ortada başkasının işini gören kimsenin, iş sahibinin yerine kendi menfaatine hareket etmiş olması durumu vardır ki böyle bir durumda işi görülen kimse (yani mal sahibi), işi görenden (yani kiraları toplayandan) Borçlar Kanununun 414. maddesi hükmünce, kira paralarının (yani işin görülmesinden iş görenin elde ettiği menfaatlerin) kendisine verilmesini isteyebilir. Borçlar Kanununun bu maddesinin matlabı (İş yapan kimsenin kendi menfaati için yapıldığı halde) ve metni ise (Kendi menfaati için yapılmamış olsa bile iş sahibi, yapılan işten hasıl olan faideleri temellük etmek hakkını haizdir. Temellük ettiği faidelere göre, işi yapan kimsenin masrafını tazmin ve yapmış olduğu taahhütlerden onu tahlis eder) şeklindedir. Az önceki açıklamalardan hadisede, bu maddenin ilk cümlesinin tatbik şartlarının gerçekleşmiş olduğu anlaşılmaktadır”

“Vekâletsiz tasarrufta iş görenin başkasının işini görme niyetiyle hareket etmesi esas olması itibariyle kiraya verdiği malı kendi malı gibi kiraya veren ve kiraları kendi malının kirası gibi toplayan kimse de başkasının işini görme kastı bulunmadığı cihetle hadisede Borçlar Kanununun 414. maddesi hükmünün tatbiki mümkün olmayacağı ileri sürülemez. Zira, Borçlar Kanununun 410 ile 413. maddelerinde kanun, hakiki vekaletsiz tasarrufu tanzim etmekte, 414. maddesinde ise hakiki olmayan vekaletsiz tasarrufa diğer tabirle hükmi vekaletsiz tasarrufa ait bazı esasları bildirmektedir; hakiki vekaletsiz tasarrufun kanuni şartları arasında, iş görenin başkasının işini gördüğü iradesiyle hareket etmiş olması durumu varsa da hükmi vekaletsiz tasarrufta böyle bir şart aranmaz (Oser – Sechönenberger – yukarıda anılan eser – Art. 419 N. 9). İsviçre Federal Mahkemesinin kararlarından alınmış olan şu örnekler dahi hükmi vekaletsiz tasarrufta başkasının işini görme niyetinin kanuni şartlardan bulunmadığını göstermektedir: Bir ihtira beratının kanuna aykırı olarak bir üçüncü kişi tarafından kullanılması; makine ısmarlamış bulunan bir kimsenin işinde kullanılmak üzere fabrikacıya vermiş olduğu model ve resimlerin fabrikacı tarafından üçüncü kişiye satılacak makinelerin yapılması için müsaadesiz olarak kullanılması; rehinli alacaklının rehin edilmiş malı akde aykırı olarak temlik etmesi.. bütün bu hallerde Federal Mahkemece Borçlar Kanununun 414. maddesinin tatbiki cihetine gidilmiştir. Demek, söz konusu 414. maddenin tatbiki için başkasının işini görme iradesinin aranmayacağı cihetinde hukuk alimlerinin görüşleriyle Federal Mahkemenin görüşleri birleşmiş bulunmaktadır ki bu hukuki anlayış, heyetin büyük bir ekseriyetince de kanuna uygun bulunmuştur” şeklindeki açıklamalara da yer verildikten sonra;

“Bir kimsenin başkasına ait olduğunu bildiği veya bilebilecek durumda bulunduğu bir gayrimenkulü kendi malı imiş gibi kiraya verip kiraları toplamış olması sebebiyle hak sahibinin o kimseden kiraların alınması için açacağı davanın gerek Borçlar Kanunun 414. maddesine dayanan, gerekse Medeni Kanunun 908. maddesine dayanan bir dava olarak tavsifi mümkün olduğuna ve fakat tereddüt halinde, Borçlar Kanununun 414. maddesi hükmüne dayanan menfaatlerin devri davası sayılacağına ve bundan dolayı on yıllık müruruzamana tabi olacağına” karar verilmiştir.

27. Gelinen bu aşamada ilgili usul hükümlerine de değinmek gerekmektedir. Davacının davasını açarken talep ettiği hukuki korumanın ne olduğunu açıkça ifade etmesi gerekmektedir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) “dava dilekçesinin içeriği” ile ilgili düzenleme içeren 119/1-d maddesi uyarınca “dava konusu” dava dilekçesinde gösterilmelidir. Aynı maddenin (e) bendine göre“davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetleri”, (g) bendine göre “dayanılan hukuki sebepler”, (ğ) bendine göre de “açık bir şekilde talep sonucu” dava dilekçesinde yer alması gereken unsurlardandır.

28. Taraflarca getirilme ilkesinin bir sonucu olarak davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaları dava dilekçesinde bildirmesi çok önemlidir. Bu şekilde somutlaştırma yükü (HMK. m.194) yerine getirileceği gibi davalı da bu vakıalara göre savunmasını yapacaktır. Dayanılan bu vakıalara uygulanacak hukuki sebepler de dava dilekçesinde bulunması gereken unsurlar arasında sayılmıştır. Ancak hukuki sebepler zorunlu olan unsurlardan değildir. Çünkü, HMK’nın 33. maddesi uyarınca hâkim, Türk hukukunu resen uygular. Bu hükme göre tarafların dayandığı maddi vakılara uygulanacak hukuki sebepleri hâkim kendiliğinden bulmalı ve uygulamalıdır. Dava dilekçesinde gösterilen hukuki sebepler hâkim için bağlayıcı değilse de gösterilen vakıalara uygun şekilde doğru bir hukuki nitelendirme yapılmasının uyuşmazlığın çözümünü kolaylaştıracağı kuşkusuzdur.

29. Açıklanan bu yasal düzenleme ve ilkeler çerçevesinde somut olay değerlendirildiğinde, davacılar elbirliği mülkiyetindeki dükkanların davalı ortaklar tarafından kiraya verilerek kira bedellerinin tahsil edildiğini, uzun süreden beri kira gelirinden pay almak istediklerini sözlü olarak dile getirmelerine karşın kendilerine herhangi bir bedel ödenmediğini, bunun üzerine Düzce 5. Noterliğince düzenlenen 14.11.2012 gün ve 008408 yevmiye numaralı ihtarname ile kirayı dava dışı kiracılardan istemelerine karşın bundan da bir sonuç alamadıklarını, kira bedellerinin miktarını bilmediklerinden dava dilekçesinde tahmini bir değer gösterdiklerini ileri sürerek, son beş yıla ait kira bedellerinden miras paylarına düşen bölümün ecrimisil olarak tahsilini istemişlerdir. Her ne kadar dava dilekçesinde ecrimisil ifadesine yer verilmiş ise de dilekçe içeriği ve dayanılan maddi vakıalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde istemin gerçek yönünün haksız işgal tazminatı olmayıp, kendilerinden onay almaksızın dükkanları kiraya veren ortaklardan gerçek olmayan vekâletsiz iş görme hükümleri uyarınca elde ettikleri menfaatin devri istemine ilişkindir.

30. Hâl böyle olunca; mahkemece, kiracının ekmek fırınını tahliye etmesinden sonra davalı … tarafından kullanılmasıyla ilgili bir talebin dava dilekçesinde bulunmadığı, bu hususun sonradan iddianın genişletilmesi suretiyle ileri sürüldüğü gibi davalının bu yeri dava açıldıktan sonra kullanmaya başladığı, böyle olunca da dava tarihinde henüz talebi mümkün doğmuş bir hakkın bulunmadığı yönündeki direnme gerekçesi hukuka uygun ve isabetli ise de dava dilekçesindeki istemin ecrimisil olduğundan bahisle kurulan direnme hükmü yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı isabetli bulunmamıştır.

31. Varılan bu sonuç uyarınca, mahkemece davanın hukuki niteliğinin haksız işgalden doğan ecrimisil tazminatı olmayıp, gerçek olmayan vekâletsiz iş görme hükümlerinden doğan menfaatin devrine ilişkin alacak davası olduğu kabul edilerek, delillerin bu hükümler çerçevesinde değerlendirilmesi ve oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi için direnme kararının bu değişik gerekçe ile bozulması gerekir.

32. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında, somut olayda tüm ortakların katılımı ile yapılmış geçerli bir kira sözleşmesinin bulunmadığı, davalıların kira sözleşmelerini tereke adına değil kendi adlarına imzalamış olmaları nedeniyle diğer ortakların tümü tarafından verilen bir icazetle de sözleşmelerin geçerli hâle gelmeyeceği, diğer yandan 04.06.1958 tarih ve 15/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının somut olayda uygulama olanağının bulunmadığı, dolayısıyla vekâletsiz iş görme hükümlerinin değil, paylı mülkiyet hükümlerinin uygulanarak uyuşmazlığın çözümlenmesi gerektiği, böyle olunca da öncelikle tüm paydaşları bağlayan bir harici taksim sözleşmesi veya fiili kullanma biçiminin mevcut olup olmadığı ya da davacıların kullanabilecekleri yerlerin bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerektiği, davalı … hakkında ise bizzat kullanımı ile ilgili açılmış bir dava bulunmadığından bozma kararından buna ilişkin kısımların çıkarılarak, direnme kararının genişletilmiş gerekçe ile bozulması gerektiği görüşü dile getirilmiş ise de bu görüş Hukuk Genel Kurulu çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.

33. O hâlde, yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı direnme kararı bozulmalıdır.

IV. SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,

İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatıranlara geri verilmesine,

Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 23.09.2020 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY

Yerel Mahkeme ile Özel Daire arasında davadaki isteğin ecrimisile ilişkin olduğu noktasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Yerel Mahkeme tarafından “davanın paydaşlar arasındaki fuzuli işgal nedeniyle ecrimisil isteğine ilişkin olduğu belirtilerek, davacıların çekişme konusu taşınmazda kiracı olan 3. kişilere keşide ettikleri ihtarnameyle kira parasından miras paylarına düşenin ödenmesini istedikleri, bu durumda davacıların 3. şahısların kiracılık sıfatını kabul ettiği, artık haksız işgalden söz edilemeyeceği” gerekçesiyle davanın reddine dair verilen kararın davacıların temyizi üzerine Özel Daire tarafından “davanın, paydaşlar arasında ecrimisil isteğine ilişkin olduğu, kiraya verilen yerler için paydaşlar arasında intifadan men şartı aranmayacağı ve paydaşlardan bir ya da bir kaçının imzaladığı kira sözleşmesinin diğer paydaşları bağlamayacağı, somut olayda davacıların çekişme konusu taşınmazlarda kullandıkları ya da kullanabilecekleri bir yer bulunup bulunmadığının araştırılmadığı, bu hususların araştırılarak sonucuna göre karar verilmesi” gereğine değinen bozma kararı verilmiş olup, bu bozma kararına karşı Yerel Mahkemece ilk hükümdeki gerekçelerle direnme kararı verilmiş olmakla; Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık, davacıların çekişme konusu taşınmazlar için dava dışı kiracılara keşide ettikleri ihtarnameyle kira parası istemelerinin davalılar ile kiracılar arasındaki kira ilişkisine icazet verdikleri, dolayısıyla kira sözleşmelerinin davacılar için bağlayıcı hâle geldiğinin kabul edilip edilemeyeceği, ayrıca davacıların çekişme konusu taşınmazlarda kullandıkları ya da kullanabilecekleri bir yer bulunup bulunmadığının araştırılarak sonucuna göre bir karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

Davacılar; dava konusu taşınmazların davalılar tarafından 3. kişilere kiraya verildiğini, davalıların kendilerine kira gelirinden ödeme yapmadıkları gibi ağır eziyet ve baskı ile bulundukları yerden de çıkartmak istediklerini, kendilerinin kiraya verilen yerlerin tam olarak kira bedellerini dahi bilmediklerini, son çare olarak ihtarnameyle tahmini bir kira bedeli üzerinden miras paylarına isabet eden miktarları kiracılardan talep etmelerine rağmen sonuç alamadıklarını, bu nedenle son beş yıllık kiraların bedelinin miras hisselerine göre ecrimisil olarak ödenmesini istediklerini beyan ederek eldeki davayı açmışlardır.

Davalılar ise, ortak miras bırakanın sağlığında herkesin kullanacağı yeri belirlediğini, dava dilekçesinde belirtilen işyerlerinden herhangi bir para almadıklarını, davacılarla müşterek kullandıkları binaların yapım masraflarının kendileri tarafından karşılandığını, ecrimisil koşullarının oluşmadığını belirterek, davanın reddini savunmuşlardır.

Dosya kapsamı itibariyle; dava konusu 442 ve 446 parsel sayılı taşınmazların taraflar ile dava dışı… Mıhcı adlarına elbirliği mülkiyeti (iştirak hâlinde mülkiyet) şeklinde ve intikal suretiyle kayıtlı olduğu, taraflar arasında ceza soruşturma ve davalarının bulunduğu, davacıların Düzce 5. Noterliği aracılığıyla 14.11.2012 tarihinde kiracı olduklarını belirttikleri üçüncü kişilere ihtarname keşide ederek, ihtarın tebliğinden itibaren… için 5/20 ve… ile… için 3/20’er miras payları oranında kira bedellerinin bildirdikleri banka hesabına yatırılmasını ihtar ettikleri anlaşılmaktadır.

Hemen belirtmek gerekir ki; 4721 sayılı Türk Medeni Kanununda elbirliği mülkiyeti 701 ilâ 703. maddelerinde düzenlenmiş olup; 702. maddesinde, elbirliği mülkiyetinde gerek yönetim gerekse tasarruf işlemleri için ortakların oybirliğiyle karar vermeleri gerektiği hüküm altına alınmıştır.

Somut olayda ise, dava dışı…’in kira ilişkisinin tarafı olduğu yada kira akdine muvafakat ettiğine dair herhangi bir iddia, savunma veya bilgi, belge bulunmadığı gibi, … ile davalılar arasında da ceza soruşturması olduğuna göre, Türk Medeni Kanununun 702. maddesi uyarınca ortada tüm elbirliği ortaklarının katılımı sağlanmış, oybirliği ile yapılmış bir yönetim veya tasarruf işlemi yani geçerli bir kira ilişkisinin varlığından sözedilemez. Kaldı ki, davalıların tereke adına değil kendi adlarına yapmış oldukları bir kira akdine diğer elbirliği ortaklarının icazet suretiyle katılımları da mümkün değildir. Böylesi bir durumun kabulü kiracı bakımından akdin değişmesi sonucunu doğuracaktır ve bu da kabul edilemez.

Diğer taraftan; 04.06.1958 tarih ve 15/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı “bir kimsenin başkasına ait olduğunu bildiği veya bilebilecek durumda bulunduğu bir gayrimenkulu kendi malı imiş gibi kiraya verip kiraları toplamış olması sebebiyle hak sahibinin o kimseden kiraların alınması için açacağı davanın gerek Borçlar Kanununun 414 üncü maddesine dayanan, gerekse Medeni Kanunun 908 inci maddesine dayanan bir dava olarak tavsifi mümkün olduğuna ve fakat tereddüt hâlinde, Borçlar Kanununun 414 üncü maddesi hükmüne dayanan menfaatların devri davası sayılacağına ve bundan dolayı on yıllık müruruzamana tabi olacağına” dairdir. Eldeki davada dayanılan hukuki sebep açık olduğu gibi, çekişmeli taşınmazları kiraya vererek tasarruf edenler de taşınmazların elbirliği ortaklarından olup, taşınmazla mülkiyet ilişkisi bulunmayan üçüncü kişi olmadıklarına ve zamanaşımı ile ilgili bir ihtilaf da bulunmadığına göre anılan İçtihadı Birleştirme Kararının somut olayda uygulama olanağı kanımızca bulunmamaktadır. Farklı bir ifadeyle, somut olaya Türk Borçlar Kanununun vekâletsiz iş görme veya vekâlet hükümlerinin uygulanamayacağı kanaatindeyiz. Davalılar dahi, davacılar adına da yapılmış bir kira ilişkisinden söz etmediklerine, hatta taşınmazlarda paylaşıma göre kullanım olduğunu belirttiklerine göre, uyuşmazlığın paylı mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmesi gerektiği düşüncesindeyiz.

Gerçekten de, paydaşlar arasında tüm paydaşları bağlayan harici taksim varsa veya öteden beri fiili bir kullanım biçimi oluşmuşsa ve davalılar buna göre kendi paylarına isabet eden yerleri kiraya vermek suretiyle tasarruf ediyorlarsa, davacıların kullandıkları yerler de bulunacağından haksız işgal söz konusu olmayacaktır. Bilindiği gibi, mülkiyet hakkı çeşitli biçimlerde (tarla, konut, işyeri vb) kullanılabileceği gibi bizzat tasarruf etmeği ya da başkasına gerek rızaen gerekse akdi ilişkiyle kullandırmayı kapsayacağından, taşınmazdaki payını mesken olarak kullanan bir paydaşın, payını işyeri olarak kiraya veren paydaştan ecrimisil veya tahsil etttiği kira bedellerinden pay istemesi paylı mülkiyet hükümleriyle bağdaşmayacaktır. O halde, eldeki davada da en önce çözümlenmesi gereken husus, tüm paydaşları bağlayan bir harici taksim veya fiili kullanım biçiminin mevcut olup olmadığı ya da davacıların kullanabilecekleri yerlerin bulunup bulunmadığının kuşkuya yer bırakmayacak şekilde belirlenmesidir. Ancak bu husus saptandıktan sonra davacıların, davalıların çekişmeli taşınmazlardaki birkısım yerleri kiraya vererek tasarruf etmeleri nedeniyle haksız işgal tazminatı (ecrimisil) talep etme haklarının bulunup bulunmadığı ortaya çıkacaktır.

Öte yandan; davalılardan…’in ekmek satışına ilişkin işyerini yargılama sırasında bizzat kullanmaya başladığı, … hakkında bizzat kullanımıyla ilgili açılmış bir dava bulunmadığından Özel Dairenin bozma kararından bununla ilgili kısımların çıkarılması gerekmektedir.

Hâl böyle olunca; mahkemece ortada TMK’nın 702. maddesi uyarınca tüm elbirliği ortaklarını bağlayan bir kira ilişkisi bulunmadığı gözetilerek, paylı mülkiyet hükümleri uyarınca araştırma ve inceleme yapılarak çekişmeli taşınmazlarda hangi paydaşın nereyi kullandığı, tüm paydaşları bağlayan harici taksim olup olmadığı veya fiili kullanım biçiminin oluşup oluşmadığı ya da kullanılabilecek alanlar bulunup bulunmadığnın saptanması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği ve Özel Dairenin bozma ilamından da, davadaki ecrimisil isteğinin dava tarihi öncesi çekişmeli taşınmazların kiralanarak kullandırılan dönemlere yönelik olması nedeniyle, hakkında dava açılmayan davalı …’in bizzat kullanımıyla ilgili bölümlerin çıkartılması; böylece mahkeme kararının yukarıda açıklandığı gibi genişletilmiş gerekçeyle bozulması kanaatinde olduğumuzdan sayın çoğunluğun değişik bozma görüşüne katılamıyoruz.

karararama.yargitay.gov.tr > 20.09.2025 00:52:57 (Av. Nihat BAŞ)

7. Hukuk Dairesi         2022/5094 E.  ,  2023/5605 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2022/1127 E., 2022/1313 K.

KARAR : İstinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne

İLK DERECE MAHKEMESİ : … Asliye Hukuk Mahkemesi

SAYISI : 2021/724 E., 2022/210 K.

Taraflar arasındaki el atmanın önlenmesi ve ecrimisil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili, müvekkilinin, murisi …’… intikal eden Konya ili, … ilçesi, … Köyü, M29C pafta, 311 ada, 3 parsel sayılı taşınmaza davalı ve dava dışı kişiler ile birlikte elbirliği hâlinde malik olduğunu, davalının taşınmazı diğer paydaşların rızası ve muvafakati olmaksızın kiraya verdiğini, dava konusu taşınmaza haksız müdahalenin önlenmesi ve dava tarihinden itibaren geriye dönük 5 yıllık, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak ve ileride arttırılmak kaydı ile ecrimisil bedeli 10.000,00 TL’nin işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; muris …’un 25.06.1987 tarihinde vefat ettiğini, vefatından sonra sağ olan varislerinin bir araya gelerek murise ait bulunan tapuda kayıtlı taşınmazları 30.10.2002 tarihinde taksim sözleşmesi ile paylaştıklarını, taksim sözleşmesinin bütün varislerin iştiraki ile yapılması nedeniyle her varisin kendisine isabet eden sözleşmede yer … taşınmazı iktisap ettiğini, payına isabet eden taşınmaza vaziyet ettiğini, tasarrufunu ve fiili kullanımını sürdürdüğünü, taşınmazın cebren tescili için … Asliye Hukuk Mahkemesinde 2014/14 Esas sayılı dava açıldığını, taksim sözleşmesinin tüm varislerce imzalandığı için hakkaniyet olgusunun gerçekleştiğini, iştirak hâlinde mülkiyette ecrimisil ve men’i müdahale davalarının tüm paydaşlar tarafından açılması gerektiğini, davacının men’i müdahale ve ecrimisil talebinin kötü niyetli olduğunu, bu nedenlerle davanın reddini talep etmiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla davanın kısmen kabulü ile;

1. Dava konusu Konya ili, … ilçesi, … Köyü, 311 ada 3 parsel sayılı taşınmaza davalının haksız müdahalesinin önlenmesine,

2. 56.827,65 TL ecrimisil bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri

Davalı vekili, taksim sözleşmesi geçersiz kabul edilse bile bu sözleşmeye dayanarak iyi niyetle taşınmazı müvekkilinin kullandığını, davacının da kendine düşen taşınmazı kullandığını, uzman bilirkişilerin ecrimisil bedelini hatalı hesapladığını belirterek, hükmün kaldırılarak davanın reddini istemiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç

1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı vekilinin … Asliye Hukuk Mahkemesinin 2021/724 Esas ve 2022/210 Karar sayılı 09.03.2022 tarihli kararına yönelik istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, HMK’nın 353/1-b.2 nci maddesi uyarınca anılan mahkeme kararının kaldırılarak yerine yeniden hüküm tesisine;

a. Dava konusu Konya ili, … ilçesi, … Köyü, 311 ada 3 parsel sayılı taşınmaza, davalının davacının payına vaki el atmasının önlenmesine,

b. 53.242,15 TL ecrimisil bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Davalı vekili, istinaf talep dilekçesinde belirttiği nedenlerle hükmü temyiz etmiştir.

C. Gerekçe

1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

Uyuşmazlık, paydaşlar arasında el atmanın önlenmesi ve ecrimisil istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk

1. Dava konusu taşınmazda taraflar paydaştır. Paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan her zaman payına vaki el atmanın önlenmesini ve ecrimisil isteyebilir. Elbirliği mülkiyetinde de paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan … başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine ecrimisil davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı ecrimisil davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.

2. Kural olarak, men edilmedikçe paydaşlar birbirlerinden ecrimisil isteyemezler. İntifadan men koşulunun gerçekleşmesi de, ecrimisil istenen süreden önce davacı paydaşın davaya konu taşınmazdan ya da gelirinden yararlanmak isteğinin davalı paydaşa bildirilmiş olmasına bağlıdır. Ancak, bu kuralın yerleşik yargısal uygulamalarla ortaya çıkmış bir takım istisnaları vardır. Bunlar; davaya konu taşınmazın kamu malı olması, ecrimisil istenen taşınmazın (bağ, … gibi) doğal ürün veren ya da (işyeri, konut gibi) kiraya verilerek hukuksal semere elde edilen yerlerden olması, paylı taşınmazı işgal eden paydaşın bu yerin tamamında hak iddiası ve diğerlerinin paydaşlığını inkar etmesi, paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belirli bulunması, davacı tarafından diğer paydaşlar aleyhine daha önce bu taşınmaza ilişkin, el atmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri davalar açılması veya icra takibi yapılmış olması hâlleridir. Bundan ayrı, taşınmazın getirdiği ürün itibarıyla da, kendiliğinden oluşan ürünler; biçilen ot, toplanan fındık, çay yahut muris tarafından kurulan işletmenin yahut, başlı başına gelir getiren işletmelerin işgali hâlinde intifadan men koşulunun oluşmasına gerek bulunmamaktadır.

3. Bu nedenle, davaya konu taşınmazlar yönünden sayılan istisnalar dışında intifadan men koşulunun gerçekleşmesi aranacak ve intifadan men koşulunun gerçekleştiği iddiası, her türlü delille kanıtlanabilecektir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.02.2002 tarihli ve 2002/3-131 Esas, 2002/114 Karar sayılı kararı).

3. Değerlendirme

1. Somut olayda, davacı elbirliği ile malik oldukları taşınmaza el atmanın önlenmesi ve ecrimisil isteminde bulunmuştur. Dava konusu 311 ada 3 parsel sayılı taşınmaz tarafların murisi … adına kayıtlı olup muris 1987 yılında vefat etmiştir. Mirasçılar 30.10.2002 tarihinde harici taksim sözleşmesi yapmıştır.

2. Mahkemece paya vaki el atmanın önlenmesine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.

3. Ecrimisil istemine gelince; murisin ölümü ile tarafların da katıldığı miras taksim sözleşmesi düzenlendiği, sözleşmeye göre dava konusu taşınmazın tasarrufunun davalıya bırakıldığı ve o tarihten beri davalı tarafından tasarruf edildiği

, ne var ki bu sözleşmenin resmî şekilde yapılarak tapu kaydına yansıtılmadığı, davacının ise davalıya yönelik çekişme konusu taşınmazı tasarrufuna yönelik muvafakatini kaldırdığına dair herhangi bir ihtar veya davasının bulunmadığı, anılan bu olgular itibarıyla dava tarihine kadar davacının çekişme konusu taşınmazı davalı tasarrufuna muvafakat ettiği ve eldeki davayı açmakla bu muvafakatini kaldırdığı, başka bir ifade ile davalı kullanımının iyi niyetli olup ecrimisil koşullarının oluşmadığı gözetilerek ecrimisil talebinin reddi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere karar verilmesi doğru görülmemiş hükmün bu nedenlerle bozulması gerekmiştir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,

Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

22.11.2023 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.

karararama.yargitay.gov.tr > 20.09.2025 00:54:31 (Av. Nihat BAŞ)

7. Hukuk Dairesi         2022/6381 E.  ,  2024/2575 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2021/1847 E., 2022/1361 K.

DAVA TARİHİ : 30.04.2018

KARAR : Esastan ret

İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 12. Asliye Hukuk Mahkemesi

SAYISI : 2018/199 E., 2021/167 K.

Taraflar arasındaki paydaşlar arası ve mülkiyet hakkına dayalı el atmanın önlenmesi ve ecrimisil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davacılar vekili ile davalı … vekili ve davalı … vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı … vekili ve davalı … vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 14.05.2024 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.

Belli edilen günde temyiz eden davalı … ve vekili Avukat … ile davalı … vekili Avukat … geldiler. Başka gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı. Gelenlerin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra açık duruşmanın bittiği bildirildi. İşin incelenerek karara bağlanması için Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; davacıların dava konusu İstanbul ili, … ilçesi, 12223 ada 3 parsel sayılı taşınmazın paydaşı olduklarını, taşınmaz üzerinde yer alan üç dairenin davalılar tarafından hukuka aykırı şekilde kullanıldığını, bir dairenin ise kira bedeli tahsil edilerek tasarruf edildiğini, İstanbul ili, … ilçesi, 790 ada 38 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan 2 numaralı bağımsız bölümün muris Süleyman’ın öldüğü 02.11.1993 tarihinden hisselerin devir edildiği 21.04.2017 tarihine kadar davalılardan … ve … tarafından kiraya verilerek gelir elde edildiğini, ihtarnameye rağmen işgalin sona erdirilmediğini belirterek el atmanın önlenmesine ve ecrimisile karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

1. Davalı … vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin …’da bulunan daireyi kaba inşaat halinde iken diğer mirasçıların ortak rızası ile sıfırdan yaptırarak oturacak hale getirdiğini, tadilat masraflarının davalı tarafından ödendiğini, diğer mirasçıların kullanıma muvafakat ettiğini, davalının binanın diğer kısımları ile …’deki dükkana yönelik herhangi bir tasarrufu bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

2. Davalı … vekili cevap dilekçesinde özetle; …’a ait binanın zemin katındaki dükkanın Kur’an kursuna vakfedildiğini ve hiç bir şekilde kira bedeli alınmadığını, giriş katta bulunan 1 numaralı dairenin davacılardan … tarafından dava dışı oğlu …’a kiraya verildiğini, 2 numaralı dairenin kaba inşaat halinde iken davalılardan … tarafından diğer mirasçıların muvafakati ile tamamlandığını, 3 numaralı dairenin 13.03.2016 tarihinde ölen anneleri … tarafından kullanıldığını, ölüm tarihinden itibaren bu dairenin kullanılmadığını, 4 numaralı dairede kiracı Hasan Diş’in oturduğunu, kiranın ölene kadar …’ye ödendiğini, annenin vefatından sonra ise müvekkili tarafından tahsil edildiğini, 5 numaralı dairede davalının bizzat oturduğunu, 6 numaralı dairede ise davalılardan …’ın oturduğunu, üst katın vekil edeni tarafından yaptırıldığını, haksız el atmanın mümkün olmadığını, muris …’ın 02.11.1993 tarihinde öldüğünü, davalı …’nın 07.06.1979 doğumlu olup ölüm tarihinde 14 yaşında olduğunu, kiralama yapmasının söz konusu olmadığını, …’deki dükkanın 02.11.1993 tarihinden 2014 tarihine kadar kira gelirleri ile davacılardan …’ın ilgilendiğini, kira gelirinin Anne …’a ödendiğini, davalının da 2014-2016 yılları arası almış olduğu kira ödemelerini …’ye verdiğini, annenin ölümünden sonra davacıların ihtar çekerek kiracıyı tahliye ettirdiğini, tahliye tarihinden hisse devir tarihine kadar dükkanın boş kaldığını ve herhangi bir kira geliri elde edilmediğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

2. Davalı … cevap dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmazın altı (6) numaralı dairesinde ikamet ettiğini ve dairenin mirasçıların yazılı ve sözlü muvafakati ile diğer davalı … tarafından inşa edildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kısmen kabulüne, davalı … hakkındaki men’i müdahale talebinin kısmen kabulü ile dava konusu 12223 ada 9 parsel sayılı taşınmaza ilişkin davacıların toplam payı olan 3/8 oranında davalının vaki müdahalesinin men’ine, fazlaya ilişkin talebin reddine, davalılardan … ve …’ın dava konusu 12223 ada 9 parsel sayılı taşınmaza vaki müdahalelerinin men’ine, davalı … hakkındaki ecrimisil talebinin kısmen kabulü ile 435,00 TL ecrimisil bedelinin davalıdan alınarak davacılara eşit olarak ödenmesine, fazlaya ilişkin ecrimisil talebinin reddine, davalı … hakkındaki ecrimisil talebinin kısmen kabulü ile toplam 7.775,61 TL ecrimisil bedelinin davalıdan alınarak davacılara eşit olarak ödenmesine, fazlaya ilişkin ecrimisil talebinin reddine, davalı … hakkındaki ecrimisil talebinin kısmen kabulü ile toplam 24.927,00 TL ecrimisil bedelinin davalıdan alınarak davacılara eşit olarak ödenmesine ve fazlaya ilişkin ecrimisil talebinin reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde  davacılar vekili, davalı … vekili ile davalı … ve … vekili  istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.

B. İstinaf Sebepleri

1. Davacılar vekili istinaf    dilekçesinde özetle; davalı … hakkında kurulan el atmanın önlenmesi kararının hukuka aykırı olup hükmün infaza elverişli olmadığını, davacıların hatalı şekilde yargılama gideri ve vekalet ücretine mahkum edildiğini, ecrimisile taleplerinin gerekçe gösterilmeden kısmen kabul edildiğini ileri sürerek istinaf başvurusunda bulunmuştur.

2. Davalı … vekili istinaf   dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, eksik inceleme ve hatalı değerlendirme ile sonuca gidildiğini, davalının oturduğu daireyi diğer mirasçıların onayı ile yaptığını, masrafın vekil edeni tarafından karşılandığını, tanıkların bu hususu doğruladığını, müvekkilinin niza konusu parselde 5/8 oranında pay sahip olmasına rağmen 3 numaralı daireyi tasarruf ettiğini, payından az yer kullandığını, el atmanın önlenmesi ve ecrimisil talebinin reddi gerektiğini, davalının kiralama işine karışmadığını, 2 numaralı dairenin davacılardan … tarafından kiraya verildiğinin dikkate alınmadığını, müvekkili aleyhine hatalı şekilde yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedildiğini ileri sürerek istinaf başvurusunda bulunmuştur.

3. Davalı … vekili istinaf   dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, eksik inceleme ve hatalı değerlendirme ile sonuca gidildiğini, cevap dilekçesi ve dosya kapsamındaki beyanlara benzer iddialar belirtilerek davalıdan ecrimisil talep edilmeyeceğini, … ilçesinde bulunan taşınmazın Eylül 2016’dan beri kira geliri elde edilmemesine rağmen aleyhlerine 11.250,00 TL ecrimisile hükmedildiğini, davacılara yapılan ödemelerin dikkate alınmaması halinde bile 3/8 paya denk gelen değerin 5.625,00 TL olduğunu, fazladan ecrimisile karar verildiğini, davalı Sebahatin mirasçı iken payını diğer davalı …’a devrettiğini, aleyhine 7.775,61 TL ecrimisile hükmedilmesinin isabetli olmadığını, vekil edeni aleyhine karar verilen 9.454,50 TL ecrimisilin yasaya aykırı olup İlk Derece Mahkemesince olaylar ve kişilerin birbirine karıştırıldığını, 4 numaralı daire için 4.222,50 TL’yi ikrar ve kabul ettiklerini, ancak diğer miktarlar yönünden ecrimisile itiraz ettiklerini, 10 Haziran 2004 tarihli sözleşmenin hatalı değerlendirildiğini, muris … sonra yapılan daireler için ecrimisil hesaplandığını, tanık beyanlarının davalı beyanlarını doğruladığını, davanın reddi gerektiğini, davacıların davalarını yöntemince kanıtlayamadığını, dublex olmayan daire haklarının devredildiğini, dublex daire haklarının devredilmediğini, imzayı kabul eden davacının davasının kabul edildiğini, …’ın ölüm tarihinden itibaren ecrimisil takdir edilme gerekçesinin hatalı olduğunu, davacı … yönünden harç hesaplamasının isabetli olmadığını, kısmen kabul edilen miktarlar yönünden davalı … lehine nispi ücreti vekalete hükmedilmesi gerektiğini ileri sürerek istinaf başvurusunda bulunmuştur.

4. Davalı … vekili istinaf  dilekçesinde özetle; cevap dilekçesi ve dosya kapsamındaki beyanlara benzer gerekçeler ifade edilerek İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, eksik inceleme ve hatalı değerlendirme ile sonuca gidildiğini, davalı …’nın kira aldığını inkar ettiğini, tanıkların bir kısmın beyanlarının soyut olduğunu, hükmün davacı …’in açıklamalarına dayandığını, müvekkili aleyhine hükmedilen ecrimisile itiraz ettiklerini, davacıların davalarını ispatlayamadığını, …’ın muhdesat sahibi görünmeyerek kendi mülkünden ecrimisile hükmedilmesinin doğru olmadığını, delillerin ve tanık beyanlarının doğru değerlendirilmediğini, davanın reddi gerektiğini ve kimi tanık beyanlarının birbiriyle çeliştiğini ileri sürerek istinaf başvurusunda bulunmuştur.

C. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile özetle;

1. Birinci normal kattaki 3 numaralı olarak gösterilen dairenin davalı … tarafından konut olarak kullanıldığı, 4 numaralı dairenin davalı … tarafından kiraya verildiği, 6 numaralı dairenin davalı … tarafından konut olarak tasarruf edildiği ve 7 numaralı konutun ise davalı … tarafından kullanıldığı,

2. Taşınmaz üzerinde bulunan zemin kattaki 1 numaralı dairenin muris tarafından kuran kursu olarak tahsis edildiği, zemindeki diğer dairenin boş olup birinci kattaki 5 numaralı dairenin muris …’nin sağlığında onun tarafından kullanıldığı, halen murisin eşyalarının bulunduğu ve dairelerin davalılar tarafından kullanılmadığı,

3. Davalı … yönünden durumun paylı mülkiyete göre diğer davalılar yönünden ise genel göre değerlendirme yapılması gerektiği,

4. Her ne kadar …’daki taşınmaz arsa niteliği ile paylı mülkiyete tabi ise de fiiliyatta üzerinde bina bulunduğu, mirasçılar arasında herhangi bir paylaşım iddiası olmadığı, tanık beyanlarına göre taşınmaz üzerindeki binanın bir kısmının muris tarafından yapıldığı ve bir kısmının ise daha sonra mirasçıların muvafakati ile davalı … tarafından inşa edildiği,

5. Bilirkişi raporuna göre bir daire boş olmasına rağmen üç davacının kullanabileceği boş alan bulunmadığı,

6. Davacıların (davalı … yönünden) payları oranında el atmanın önlenmesini talep etme haklarının olduğu, ihtarnamenin tebliğ edildiği tarihten itibaren ecrimisil talep edilebileceği, ihtarnamenin tebliği ile intifadan men şartının gerçekleştiği, bu tarihten dava tarihine kadar hesaplama yapıldığı ve davalının sorumlu tutulduğu ecrimisil miktarının doğru tespit edildiği,

7. İlk Derece Mahkemesinin davacıların payı oranında müdahalenin men’ine karar vermesinin yasaya uygun olup bu davalı yönünden davacıların istinaf başvurusunun reddi gerektiği,

8. Davalı …’ın paydaş olduğu, payı oranında davacıların el atmasının önlenmesini talep edebileceği, her ne kadar davalı davacı tarafın onayıyla daire yaptığını belirtmiş ise de; başlangıçta onay olsa dahi dava açılmakla onayın geri alındığı, payı oranında men’i müdahale kararının doğru olduğu, tebliğ tarihinden itibaren intifadan men şartının gerçekleştiği, ecrimisile hükmedilmesin de yasaya aykırılık bulunmadığı, davalı … yönünden davacılar ve davalı …’ın istinaf başvurusu sebeplerinin yerinde olmadığı, yargılama gideri ve vekalet ücretinin doğru hesaplandığı,

9. Davalı … ve …’ın son tapu kaydına göre paydaş olmadıkları, tespite göre 4 numaralı dairenin davalı … tarafından kiraya verildiği, 6 numaralı dairenin davalı … tarafından kullanıldığı, 7 numaralı yerin ise yine davalı … tarafından tasarruf edildiği, kullanımların haklı bir nedene dayanmadığı, dava tarihi itibarıyla malik olmamaları nedeniyle müdahalenin men’ine karar verilmesinin usul ve yasaya uygun olup davacı tarafın bunlar yönünden men’i müdahale konusunda istinafta bulunmadığı,

10. Davalı …’in kayıt maliki olmadığı, dava konusu 6 numaralı daireyi kullandığı, paydaş olmaması nedeni ile kendisinden ecrimisil talep edilebileceği, her ne kadar taşınmazın davacıların muvafakati ile diğer davalı … tarafından yapıldığı belirtilmiş ise de gerek 6 numaralı gerekse 7 numaralı daireleri davalı …’nın 10.06.2004 tarihinde muris …’a bıraktığı, bu nedenle İlk Derece Mahkemesinin aidiyeti dikkate almamasının hatalı olmadığı, davacıların payları dikkate alınarak davalılar … ve … yönünden yapılan hesaplamaların doğru olduğu, ecrimisile hükmedilmesin de yasaya aykırılık teşkil etmediği, davalı …’in istinaf başvurusunda bulunmadığı, davalı …’nın onun adına istinaf nedeni yapamayacağı, davacıların bu davalılara yönelik ecrimisile ilişkin istinaf sebeplerinin yerinde bulunmadığı, davalı …’ın buna ilişkin istinaf sebeplerinin de yerinde olmadığı, davacıların ve davalı …’nın istinaf başvurusunun reddi gerektiği gerekçesiyle istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir .

V. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen  karara karşı süresi içinde  davalı … vekili ile davalı … vekili  duruşma istemli  temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

1. Davalı … vekili istinaf   dilekçesinde özetle; cevap dilekçesi, dosya kapsamındaki beyanlar ve istinaf sebeplerine benzer gerekçeler ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.

2. Davalı … vekili istinaf    dilekçesinde özetle; cevap dilekçesi, dosya kapsamındaki beyanlar ve istinaf sebeplerine benzer gerekçeler ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.

C. Gerekçe

1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

Uyuşmazlık, paydaşlar arası ve mülkiyete dayalı el atmanın önlenmesi ve ecrimisil istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk

1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri,

2. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun, 683 üncü ve 995 inci maddeleri,

3. Paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan her zaman payına vaki el atmanın önlenilmesini ve/veya ecrimisil istiyebilir. Elbirliği mülkiyetinde de paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine ecrimisil davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı ecrimisil davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.

4. Bilindiği üzere 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 706 ncı., Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 237 nci, Tapu Kanunu’nun 26 ncı maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş ya da fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak (fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya ortaklığın satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, “ahde vefa” kuralının yanında TMK’nın 2 nci maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pek çok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.

5. O halde, paydaşlar arasındaki el atmanın önlenmesi ve ecrimisil davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planının olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, TMK’nın müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.

6. Kural olarak, men edilmedikçe paydaşlar birbirlerinden ecrimisil isteyemezler. İntifadan men koşulunun gerçekleşmesi de, ecrimisil istenen süreden önce davacı paydaşın davaya konu taşınmazdan ya da gelirinden yararlanmak isteğinin davalı paydaşa bildirilmiş olmasına bağlıdır. Ancak, bu kuralın yerleşik yargısal uygulamalarla ortaya çıkmış bir takım istisnaları vardır. Bunlar; davaya konu taşınmazın kamu malı olması, ecrimisil istenen taşınmazın (bağ, bahçe gibi) doğal ürün veren yada (işyeri, konut gibi) kiraya verilerek hukuksal semere elde edilen yerlerden olması, paylı taşınmazı işgal eden paydaşın bu yerin tamamında hak iddiası ve diğerlerinin paydaşlığını inkar etmesi, paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belirli bulunması, davacı tarafından diğer paydaşlar aleyhine daha önce bu taşınmaza ilişkin, el atmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri davalar açılması veya icra takibi yapılmış olması halleridir. Bundan ayrı, taşınmazın getirdiği ürün itibarıyla da, kendiliğinden oluşan ürünler; biçilen ot, toplanan fındık, çay yahut muris tarafından kurulan işletmenin yahut, başlı başına gelir getiren işletmelerin işgali halinde intifadan men koşulunun oluşmasına gerek bulunmamaktadır.

7. Yine paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belli bulunması durumunda, davacı paydaş tarafından davalı paydaş aleyhine bu taşınmaza ilişkin el atmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri dava açılması hallerinde yine intifadan men koşulu aranmaz.

8. Bu nedenle, davaya konu taşınmazlar yönünden sayılan istisnalar dışında intifadan men koşulunun gerçekleşmesi aranacak ve intifadan men koşulunun gerçekleştiği iddiası, her türlü delille kanıtlanabilecektir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.02.2002 gün ve 2002/3-131 E, 2002/114 K sayılı ilamı).

3. Değerlendirme

1. Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesi ile 369 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı … vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

3. Davalı … vekilinin sair temyiz itirazları ile davalı … vekilinin temyiz itirazlarına gelince;

a. Dosya içeriği ve toplanan delillerden, dava konusu 12223 ada 9 parsel sayılı taşınmaz üzerinde yer alan ve henüz kat mülkiyeti ya da kat irtifakına geçilmeyen binanın zemin kattaki 1 numaralı olarak gösterilen dairesinin muris tarafından Kur’an kursu olarak tahsis edildiği, zemindeki diğer dairenin boş olup birinci kattaki 5 numaralı dairede muris …’nin sağlığında onun tarafından ikamet edildiği, halen murisin eşyalarının bulunduğu, dairelerin davalılar tarafından tasarruf edilmediği, birinci normal kattaki 3 numaralı dairenin davalı … tarafından konut olarak kullanıldığı, 4 numaralı dairenin davalı … tarafından kiraya verildiği, 6 numaralı dairenin davalı … tarafından konut olarak tasarruf edildiği, 7 numaralı dairenin davalı … tarafından kullanıldığı ve davalı …’nın 06.10.2016 tarihine kadar niza konusu 12223 ada 9 parsel sayılı taşınmazda paydaş olduğu anlaşılmaktadır.

b. Dava konusu taşınmazda tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planı olmadığı gibi fiili kullanma biçiminin de oluşmadığı açıktır.

c. Ne var ki, davacıların dava konusu taşınmazda paylarına karşılık kullanabileceği başka daire ve/veya daireler olduğu gibi davalı …’ın payından fazla yer kullandığı da iddia ve ispat edilememiştir.

d. Ayrıca, davalı …’nın konut olarak tasarruf ettiği 7 numaralı daire yönünden paydaş olduğu dönem itibarıyla intifadan men edildiği de yöntemince ispatlanamamıştır.

e. Hâl böyle olunca; Mahkemece, davalı … yönünden davanın reddine karar verilmesi, diğer davalı … hakkında ise dava konusu 12223 ada 9 parsel sayılı taşınmaz üzerinde yer alan 7 numaralı daire yönünden 06.10.2016 tarihinden eldeki davanın dava tarihine kadar ecrimisile hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bu nedenle hükmün bozulması gerekmiştir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

1. Yukarıda V.C.3.2 nci paragrafında açıklanan nedenlerle davalı … vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE,

2. Yukarıda V.C.3.(3.a.) ve devamındaki bentlerde açıklanan nedenlerle davalı … vekilinin kısmen temyiz itirazları ve davalı … vekilinin tüm temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,

3. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

17.100,00 TL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalı …’a verilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

14.05.2024 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi

karararama.yargitay.gov.tr > 20.09.2025 00:55:03 (Av. Nihat BAŞ)

Hukuk Genel Kurulu         2023/61 E.  ,  2025/62 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2021/1502 E., 2021/1874 K.

ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 10.06.2021 tarihli ve

2020/549 Esas, 2021/4964 Karar sayılı BOZMA kararı

Taraflar arasındaki ecrimisil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesince bozma kararına uyularak davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin bozmaya uyarak verdiği karar taraf vekillerinin temyizi üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonucu tekrar bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

Direnme kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin murisi …’nın 12.05.2008 tarihinde öldüğünü, murisin Zeytinburnu ilçesi … Mahallesi 2945 ada 13 parsel sayılı taşınmazda bulunan işyeri niteliğindeki binanın 4/10, yine Kartal ilçesi … Mahallesi 1016 ada 293 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki binanın 4/10 payının maliki olduğunu, murisin ölümü ile taşınmazların müvekkillerine intikal ettiğini, davalıların müvekkillerinin paylarını kullanmalarına engel olup bir kısmını bizzat kullandıkları gibi bir kısmını da üçüncü kişilere kiraya verdiklerini ileri sürerek 01.01.2003 ilâ 31.12.2007 tarihleri arasında 10.000,00 TL, 01.01.2008 ilâ 01.09.2008 tarihleri arasında 192.000,00 TL, 02.09.2008 ilâ 31.12.2009 (bu kısımla ilgili talep atiye terk edilmiştir) tarihleri arası 10.000,00 TL ecrimisilin fazlaya dair hakları saklı kalmak üzere faiziyle birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalılar cevap dilekçesinde; muris …’nın 12.05.2008 tarihinde öldüğünü, davacıların bu tarihten önceki taleplerinde davacı sıfatlarının bulunmadığını, davada zamanaşımı süresinin dolduğunu, bu nedenle öncelikle davanın usul yönünden reddine karar verilmesi gerektiğini, ayrıca dava dilekçesindeki hususların gerçeği yansıtmadığını, murisin hissedar olduğu taşınmazlara ait kira bedellerinin 2008 yılı ekim ayından itibaren kiracılar tarafından davacıların hesaplarına yatırıldığını, murisin aile şirketi olan … Gıda A.Ş’nin yönetim kurulu başkanı olduğunu, bu nedenle kira gelirinden yararlanmadığı hususunun gerçeği yansıtmadığını belirterek davanın reddini savunmuşlardır.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin 21.09.2017 tarihli ve 2011/100 Esas, 2017/213 Karar sayılı kararı ile; dosya kapsamında yer alan 29.11.2016 tarihli bilirkişi raporu benimsenerek davanın kısmen kabulü ile davacı … için 52.918,19 TL, davacı … için 52.918,19 TL, … için 35.278,79 TL işgal tazminatının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz ile birlikte davalılar …, …, … ve …’dan müteselsilen tahsiline, davacıların 01.09.2008 ile 31.12.2009 tarihleri arasındaki alacak taleplerinin atiye bırakılmasına, mirası reddettiği anlaşılan …’nın mirasçıları … ve …’ya yönelik davanın bu nedenle reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.

B. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin 03.04.2018 tarihli ve 2018/333 Esas, 2018/557 Karar sayılı kararı ile; mahkemece istem ecrimisil olarak nitelendirilmişse de dava dilekçesindeki anlatımdan davanın sebepsiz zenginleşme hukuksal nedenine dayalı alacak istemine ilişkin olduğu, Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 82. maddesine göre sebepsiz zenginleşme davasında zamanaşımı süresinin hak sahibinin geri isteme hakkının olduğunu öğrendiği tarihten itibaren iki yıl ve her hâlde zenginleşmenin gerçekleştiği tarihten itibaren on yıl olduğu, davada davalı tarafın usulüne uygun zamanaşımı def’inde bulunduğu, alacağın dönem sonunun 01.09.2008 olduğu, alacağın bu tarih itibarıyla muaccel hâle geldiği, zamanaşımı süresinin başlangıcının da bu tarih olduğu, dava tarihi itibarıyla alacağın zamanaşımına uğradığı, mahkemece delillerin taktir ve tahlilinde ve buna bağlı davanın hukuki nitelendirmesinde hataya düşüldüğü, yasal ve yeterli gerekçe içermeyen hükmün dosya kapsamına göre isabetli olmadığı, davalılar vekilinin istinaf sebeplerinin yerinde olduğu buna karşılık davacılar vekilinin istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf talebinin esastan reddine; davalılar vekilinin istinaf talebinin kabulü ile İstanbul Anadolu 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 21/09/2017 tarihli ve 2011/100 Esas, 2017/213 Karar sayılı kararının HMK’nın 353/1-b.2. maddesi gereği kaldırılarak davanın reddine karar verilmiştir .

V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ

A. Birinci Bozma Kararı

1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 16.05.2019 tarihli ve 2018/11249 Esas, 2019/5200 Karar sayılı kararı ile; “…Dava ; ecrimisil istemine ilişkindir .

Yerel mahkemece, ecrimisil talepli davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup Bölge Adliye Mahkemesince istinaf baş vurusu üzerine mahkemece istem ecrimisil olarak nitelendirilmişse de, dava dilekçesindeki anlatımdan davanın sebepsiz zenginleşme hukuksal nedenine dayalı alacak istemine ilişkin olduğu, Türk Borçlar Kanunu’nun 82. maddesine göre sebepsiz zenginleşme davasında zamanaşımı süresi, hak sahibinin geri isteme hakkının olduğunu (sebepsiz zenginleşmeyi, zenginleşeni ve zenginleşmenin kapsamını) öğrendiği tarihten itibaren iki yıl ve her halde zenginleşmenin gerçekleştiği tarihten itibaren on yıl olduğu, davada davalı tarafın usulüne uygun zamanaşımı definde bulunduğu, alacağın dönem sonunun 01.09.2008 olduğu, alacağın bu tarih itibarıyla muaccel hale geldiği, zamanaşımı süresinin başlangıcının da bu tarih olduğu, dava tarihi itibarıyla alacağın zamanaşımına uğradığı, mahkemece delillerin taktir ve tahlilinde ve buna bağlı davanın hukuki nitelendirmesinde hataya düşüldüğü, yasal ve yeterli gerekçe içermeyen hükmün dosya kapsamına göre isabetli olmadığı, davalılar vekilinin istinaf sebeplerinin yerinde olduğu buna karşılık davacılar vekilinin istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir .

Her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesince davanın sebepsiz zenginleşme sebebine dayalı olarak açıldığı tespiti yapılmış olsa da dava dilekçesinin 2.sayfasının, 2. bendinde; “Davalılar, müşterek taşınmazların 4/10 hissesine malik olan müvekkillerimizin müşterek taşınmazdan payları oranında faydalanmasına ve kullanmasına engel olmak suretiyle, dava konusu taşınmazlarda bulunan bağımsız bölümlerin büyük bir kısmını üçüncü kişileri kiraya vermekte, geri kalan bölümleri de bizzat kendileri kullanmakta ya da 3.kişilere tahsis etmektedirler . Bu şekilde müşterek mülkiyet konusu taşınmazların tamamı, davacıların rıza ve muvafakatı olmaksızın, davalılarca işgal ve istifade edilmektedir,”; 3. bendinde; “Müvekkillerimizin murisi …, 12 Mayıs 2008 tarihinde vefat etmesine karşılık önceden olduğu gibi özellikle 2008 yılı başından itibaren de işlerini takip edememiş ve dava konusu binaların semeresinden hiçbir şekilde faydalandırılmamıştır.

Davalılar, …’nın vefatından sonra da mevcut dava konusu binalara müdahalelerini sürdürerek binaların tüm semerelerinden münhasıran kendileri faydalanmaya devam etmişler ve müvekkillerimizin hisseleri oranında faydalanmalarını engellemişlerdir .” ; 5. bendinde; “Davalı paydaşlar, uzun zamandan beri taşınmazın tümüne bu şekilde müdahalede bulunarak müvekkillerin ve murislerinin müşterek taşınmazlardan olması gerektiği gibi faydalanmalarına izin vermedikleri gibi dava konusu taşınmazları kullanıp kiraya vermek suretiyle elde ettikleri semere , menfaat ve gelirlerden hisseleri oranında müvekkillere pay vermekten kaçınmaktadırlar. Müvekkillerimizin keşide ettikleri ihtarnameler ile taleplerine rağmen davalılar, müşterek taşınmazdan faydalandırmadıkları gibi faydalanmalarına izin vermemekte ve semerelerinden tamamen kendileri yararlanmaktadırlar . Paylarından ve de ortak taşınmazlardan yararlanmalarına engel olarak müvekkillerimizi taşınmazdan men etme iradelerini açıkça ortaya koyan davalılar, ortak taşınmazlardan haksız yararlanma yoluna gitmektedirler .” şeklinde açıklandığı üzere davacı yanın talebi ecrimisile yöneliktir.

Bilindiği üzere, gerek öğretide ve gerekse yargısal uygulamalarda ifade edildiği üzere ecrimisil, diğer bir deyişle haksız işgal tazminatı, zilyet olmayan hak sahibinin, hak sahibi olmayan kötüniyetli zilyetten isteyebileceği bir tazminat olup, 08.03.1950 tarihli ve 22/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; fuzuli işgalin tarafların karşılıklı birbirine uygun iradeleri ile kurduğu kira sözleşmesine benzetilemeyeceği, niteliği itibarı ile haksız bir eylem sayılması gerektiği, haksız işgal nedeniyle oluşan zararın tazmin edilmesi gerekeceği vurgulanmıştır. Ecrimisil, haksız işgal nedeniyle tazminat olarak nitelendirilen özel bir zarar giderim biçimi olması nedeniyle, en azı kira geliri karşılığı zarardır. Bu nedenle, haksız işgalden doğan normal kullanma sonucu eskime şeklinde oluşan ve kullanmadan kaynaklanan olumlu zarar ile malik ya da zilyedin yoksun kaldığı fayda (olumsuz zarar) ecrimisilin kapsamını belirler. Haksız işgal, haksız eylem niteliğindedir. (YHGK’nin 25.02.2004 tarihli ve 2004/1-120-96 sayılı kararı)

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 33 maddesi uyarınca, Hakim Türk Hukuku’nu re’sen uygulama mükellefiyetindedir. Yukarıda yapılan açıklamalar kapsamında davanın ecrimisil talepli olduğu açıktır. Bu bağlamda Bölge Adliye Mahkemesince ecrimisil talepli davanın esası hakkında, yapılan istinaf başvuruları kapsamında değerlendirme yapılarak karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.

B. Bölge Adliye Mahkemesince Birinci Bozmaya Uyularak Verilen Karar

Bölge Adliye Mahkemesinin 28.11.2019 tarihli ve 2019/1501 Esas, 2019/1648 Karar sayılı kararı ile bozma ilâmına uyularak; davanın paydaşlar arasında ecrimisil istemine ilişkin olduğu, kural olarak, men edilmedikçe paydaşların birbirlerinden ecrimisil isteyemecekleri, intifadan men koşulunun ise ecrimisil istenen süreden önce davacı paydaşın davaya konu taşınmazdan ya da gelirinden yararlanmak isteğinin davalı paydaşa bildirilmiş olması ile gerçekleşeceği, ancak bu kuralın yerleşik yargısal uygulamalarla ortaya çıkmış bir takım istisnalarının bulunduğu, ayrıca intifadan men koşulu dava şartı niteliği taşıdığından mahkemece resen araştırılması gerektiği, oysa ki davacıların murisi …’nın 12.05.2008 tarihinde vefat ettiği, TMK’nın 575. ve 599. maddeleri dikkate alındığında, davacıların murisin ölüm tarihi itibarı ile mirasta hak sahibi olacağı, davacıların taşınmazlardaki mülkiyet ve tasarruf haklarını murisin ölüm tarihi itibariyla edindiği, bu tarihten öncesi için mülkiyet ve tasarruf hakları bulunmayan taşınmaz için ecrimisil talep haklarının da bulunmadığı, sonuç olarak davacıların 12.05.2008 ilâ 01.09.2008 tarihleri için ecrimisil talep edebilecekleri, murisin ölüm tarihinden öncesini kapsayacak şekilde ecrimisile hükmedilmesinin hukuka uygun kabul edilemeyeceği, bu nedenle davacılar vekilinin 2008 yılı öncesine ilişkin ecrimisil bedelinin hüküm altına alınması gerektiğine yönelik istinaf talebinin yerinde olmadığı, diğer yandan yargılamanın devamı sırasında davalı tarafından davacıların talep ettiği ecrimisil miktarının ödenmesi gibi bir durum olmadığından davanın konusuz kaldığından söz edilmesine yasal olanak bulunmadığı gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kısmen kabulüne, 12.05.2008 – 01.09.2008 tarihleri arası için toplam 59.269,42 TL ecrimisilin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalılardan müteselsilen tahsili ile mirasçılık payları oranında davacılara ödenmesine karar verilmiştir.

C. İkinci Bozma Kararı

1.Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;

“…Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda yer alan istinaf ve temyize dair hükümler gereğince; İlk Derece Mahkemesinin dava hakkındaki kararı istinaf incelemesi ile ortadan kaldırılıp Bölge Adliye Mahkemesince esas hakkında yeniden karar verildiği hallerde, söz konusu bu yeni kararın Yargıtay incelemesinden geçerek bozulduğu ve bozmaya Bölge Adliye Mahkemesince uyulmasına karar verildiği takdirde, ortada artık incelenecek bir İlk Derece mahkemesi kararı kalmadığından, bozmanın gerekleri doğrultusunda işlem yapılıp sonucunda davanın esası hakkında yeniden hüküm tesis edilmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Somut olayda, İlk Derece Mahkemesince verilen kararın, istinaf başvurusu sonunda Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kısmen kabulüne ve HMK’nin 353. maddesi hükmü doğrultusunda İlk Derece Mahkemesinin kararı kaldırılarak yeniden esasa ilişkin hüküm tesis edildiğine, ortada artık İlk Derece Mahkemesi kararı kalmadığına, temyiz üzerine incelenen karar Bölge Adliye Mahkemesi kararı olduğuna, yapılan inceleme neticesinde de Daire tarafından yukarıda açıklanan gerekçeyle Bölge Adliye Mahkemesi kararı HMK’nin 371. maddesi uyarınca bozulduğuna göre, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından HMK’nin 373/3. fıkrası doğrultusunda bozma ilâmına uyulduktan sonra bozmaya uygun şekilde inceleme ve araştırma neticesinde davanın esası hakkında yeniden hüküm tesis edilmesi gerekirken, yazılı şekilde İlk Derece Mahkemesi kararına atıfla davacılar vekilinin İstanbul Anadolu 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 21.09.2017 tarihli ve 2011/100 Esas, 2017/213 Karar sayılı ilamına yönelen istinaf başvurusunun HMK’nin 353/(1)-b.1 maddesi gereği esastan reddine, davalılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, İstanbul Anadolu 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 21.09.2017 tarihli ve 2011/100 Esas, 2017/213 Karar sayılı kararının HMK’nin 353/(1)-b.2 maddesi gereği kaldırılmasına, davanın kısmen kabulü ile, 12.05.2008 – 01.09.2008 tarihleri arası için toplam 59.269,42 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalılardan müteselsilen tahsili ile mirasçılık payları oranında davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine şeklinde hüküm kurulması doğru olmamış, hükmün öncelikle bu sebeple usulden bozulması gerekmiştir.

Kabule göre de, hükmün esası ile ilgili incelemeye gelince;

Dosya içeriği ve toplanan delillerden, dava konusu 293 parsel sayılı, arsa nitelikli, fiilen üzerinde bodrum kat, zemin kat artı 7 kat olan taşınmazda, 12.05.2008 tarihinde ölen davacılar murisi …’nın (4/10 oranında), davalılar… – … – … – … ile paydaş olduğu; yine dava konusu olan 13 parsel sayılı, kat mülkiyeti kurulu, iki bodrum kat, zemin kat, asma kat ve iki normal katlı, 7 bağımsız bölümlü taşınmazda, 12.05.2008 tarihinde ölen davacılar murisi …’nın (4/10 oranında), davalılar… – … – … ile paydaş olduğu, mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olduğu, bölge adliye mahkemesince talebin sebepsiz zenginleşmeye dayalı alacak olduğu ve alacağın zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine ve davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüyle yerel mahkeme kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verildiği, davacılar vekilinin temyizi üzerine dairemizce talebin ecrimisile yönelik olduğu ve işin esasının incelenmesi gerektiği gerekçesiyle bozulduğu, bölge adliye mahkemesince bozmaya uyulmakla eldeki kararın verildiği, bölge adliye mahkemesince davacıların murisin ölüm tarihi itibarı ile mirasta hak sahibi olacağı, taşınmazlardaki mülkiyet ve tasarruf haklarının murisin ölüm tarihinde edinildiği, bu tarihten öncesi için mülkiyet ve tasarruf hakları bulunmayan taşınmaz için ecrimisil talep hakları da bulunmadığı, davacıların 12.05.2008-01.09.2008 tarihleri için ecrimisil talep edebilecekleri, murisin ölüm tarihinden öncesini kapsayacak şekilde ecrimisile hükmedilemeyeceği yönünde karar verildiği; davacılarca murisin ölüm tarihinden sonra 11.08.2008 tarihinde davalılara ve bir kısım kiracılara noter vasıtasıyla ihtarname gönderildiği ve muhatapların kiracısı olduğu mecurların mirasçı olan davacılara kaldığının, kira bedellerinin murisin ölüm tarihinden sonra davacıların ilgili hesap numaralarına yatırılmasının kiracılara bildirilmesinin, kira sözleşmelerinin ve kiracıların telefon numaralarının, ödenen kira bedellerinin bildirilmesinin istendiği sabittir.

Hemen belirtilmelidir ki, dava konu taşınmazda taraflar paydaştırlar. Paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan her zaman payına vaki elatmanın önlenilmesini ve/veya ecrimisil istiyebilir. Elbirliği mülkiyetinde de paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine ecrimisil davası açabilir.

Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı ecrimisil davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.

Kural olarak, men edilmedikçe paydaşlar birbirlerinden ecrimisil isteyemezler. İntifadan men koşulunun gerçekleşmesi de, ecrimisil istenen süreden önce davacı paydaşın davaya konu taşınmazdan ya da gelirinden yararlanmak isteğinin davalı paydaşa bildirilmiş olmasına bağlıdır. Ancak, bu kuralın yerleşik yargısal uygulamalarla ortaya çıkmış bir takım istisnaları vardır. Bunlar; davaya konu taşınmazın kamu malı olması, ecrimisil istenen taşınmazın (bağ, bahçe gibi) doğal ürün veren yada (işyeri, konut gibi) kiraya verilerek hukuksal semere elde edilen yerlerden olması, paylı taşınmazı işgal eden paydaşın bu yerin tamamında hak iddiası ve diğerlerinin paydaşlığını inkar etmesi, paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belirli bulunması, davacı tarafından diğer paydaşlar aleyhine daha önce bu taşınmaza ilişkin, elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri davalar açılması veya icra takibi yapılmış olması halleridir. Bundan ayrı, taşınmazın getirdiği ürün itibariyle de, kendiliğinden oluşan ürünler; biçilen ot, toplanan fındık, çay yahut muris tarafından kurulan işletmenin yahut, başlı başına gelir getiren işletmelerin işgali halinde intifadan men koşulunun oluşmasına gerek bulunmamaktadır.

Yine paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belli bulunması durumunda, davacı paydaş tarafından davalı paydaş aleyhine bu taşınmaza ilişkin elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri dava açılması hallerinde yine intifadan men koşulu aranmaz.

Bu nedenle, davaya konu taşınmazlar yönünden sayılan istisnalar dışında intifadan men koşulunun gerçekleşmesi aranacak ve intifadan men koşulunun gerçekleştiği iddiası, her türlü delille kanıtlanabilecektir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.02.2002 tarihli ve 2002/3-131 E, 2002/114 K sayılı ilamı)

Somut olayda, davacılarla davalılar arasında mirasçılık ilişkisi bulunmadığı, davalıların davacılar murisi …’nın mirasçıları olmadığı, külli halefiyet ilkesi gereğince davacıların, murislerinin hayatta olduğu döneme ilişkin koşullarının bulunması halinde ecrimisil talep edebilecekleri sabittir. Yine davacılarca gerek davalılar gerekse bir kısım kiracılara yönelik olarak keşide edilen ihtarnamelere ve tanık beyanlarına göre kira ilişkilerinden haberdar olduklarının kabulü gerekmektedir .

Hal böyle olunca, mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin yeterli olduğunu söyleyebilme olanağı bulunmamaktadır. Dava konusu taşınmazların tek tek tespitlerinin yapılıp, hangi taşınmazı kimin kullandığının, kullanıyorsa hangi sıfatla ve ne şekilde kullandığının tespit edilip, kira ilişkisi söz konusuysa davacıların bu kira ilişkisini bilip bilmediğinin gerek tanık beyanları gerekse ihtarnameler vasıtasıyla, kira ilişkisiyle ilgili bilgileri ve muvafakatları olup olmadığının ortaya koyulması ve oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesis edilmiş olması doğru değildir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.

D. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; 20.07.2016 tarihi itibarıyla bölge adliye mahkemelerinin faaliyete başlamasıyla, yargıda üç dereceli sisteme geçildiği, ilk derece mahkemelerinden verilen kararların ilk inceleme yerinin bölge adliye mahkemeleri olduğu, istinaf olarak adlandırılan bu yasa yolunda bölge adliye mahkemeleri tarafından hem maddi açıdan hem hukuki açıdan inceleme yapıldığı, buna karşılık temyiz yasa yolunda Yargıtayın sadece hukuka uygunluk denetimi yaptığı, ancak Yargıtay istinaf yargı yolu faaliyete geçmeden önce ilk derece mahkemelerince verilen kararların maddi olaya uygun olup olmadığını da denetlediği, bu uygulamanın Yargıtayın iş yükünü artırdığı ve gerçek amacını sağlamasına engel olduğu, dosyamızdaki bozma ilâmında bu yeni sistemde bölge adliye mahkemesince verilen kararın bozulması hâlinde artık ortada incelenecek bir ilk derece mahkemesi kararı kalmadığından, ilk derece mahkemesine atıf yapılmadan bir kararın verilmesi gerektiğinin ileri sürüldüğü, oysa bölge adliye mahkemesince ilk derece mahkemesi kararının esas alınması gerektiği, aksi hâlde istinaf harcı konusunda bir karara varılamayacağı ve usuli kazanılmış hakların zedeleneceği, bu nedenlerle bu yöndeki bozmaya karşı direnme kararı verildiği, esasa ilişkin bozma nedeni yönünden ise ilk bozma kararının davanın hukuki nitelendirmesine ilişkin olduğu, yeniden yapılan yargılamada bozma ilâmına uyulmasına karar verilerek murisin ölüm tarihinden sonraki dönem için ecrimisile hükmedildiği, Özel Dairenin ise külli halefiyet ilkesi gereğince davacılar murisinin hayatta olduğu döneme ilişkin koşulların bulunması hâlinde ecrimisil talep edebileceği gerekçesine dayandığı ancak vefat tarihi öncesinde taşınmaz maliki muris olduğundan ecrimisil davası açma hakkının murise ait olduğu, muris tarafından bu döneme ilişkin olarak ecrimisil davası açılmadığı, zira mirasçıların TMK’nın 575 ve 599. maddeleri dikkate alındığında murisin ölüm tarihi itibarı ile mirasta hak sahibi olacağı gerekçesiyle önceki hükümde direnilmiştir.

VI. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Direnme kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince temyiz isteminde bulunulmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

1.Davacılar vekili, Bölge Adliye Mahkemesince murisin vefatından önceki döneme ilişkin ecrimisil taleplerinin reddine karar verilmesinin haksız ve hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.

2. Davalılar vekili, mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin yeterli olmadığını, davacıların murisin ölüm tarihi itibarı ile mirasta hak sahibi olacağını ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.

C. Uyuşmazlık

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; İlk Derece Mahkemesince verilen kararın istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden esasa ilişkin hüküm tesis edildiği, Bölge Adliye Mahkemesi kararının temyizi üzerine yapılan inceleme neticesinde de kararın Özel Daire tarafından bozulduğu ve Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bozma ilâmına uyulduğu anlaşılan somut olayda, Bölge Adliye Mahkemesince bozma ilâmı doğrultusunda yapılacak inceleme ve araştırma sonucunda davanın esası hakkında yeniden hüküm tesis edilerek mi, yoksa İlk Derece Mahkemesi kararı esas alınıp tarafların istinaf başvurusu değerlendirilmek suretiyle mi bir karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

D. Gerekçe

1. İlgili Hukuk

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 341, 353 ilâ 373 üncü maddeleri.

2. Değerlendirme

1. Bir davanın taraflarının hatalı olan mahkeme kararının düzeltilmesi veya verilen kararın daha üst bir mahkemece denetlenmesi yönündeki istek ve ihtiyaçları kanun yolu kavram ve kurumunun doğmasına neden olmuştur. Kanun yolları ile hukuk sisteminde denetim ve uygulama birliği sağlanması amaçlanmaktadır. Ayrıca yargı denetimi arttıkça kararların hatalı olma ihtimali azalacak ve yargı kararlarına duyulan güven de artacaktır.

2. İlk derece mahkemesince yapılan yargılamanın ve bu kapsamda somut olaya uygulanması gereken hukuk kuralının doğru tespit edilip edilmediğinin ve tespit edilen hukuk kuralının somut olaya doğru uygulanıp uygulanmadığının denetimi kanun yolunun kapsamını oluşturmakta olup tüm kanun yollarında hukuki denetim yapılmasına rağmen vakıa denetimi tamamında yapılmamaktadır.

3. Kanun yollarına başvurunun iki etkisinden söz etmek mümkündür. Kanun yollarına başvurunun ilk etkisi aleyhine kanun yoluna başvurulan kararın şekli anlamda kesinleşmesinin önlenmesidir. Kanun yoluna başvurulan kararın şekli anlamda kesinleşmemesi, kanun yolunun Erteleyici etkisi olarak ortaya çıkmaktadır. Bu noktada, kanun yoluna başvurunun erteleyici etkisi ile kararın infazı için kesinleşmesinin gerekip gerekmediği meselesinin birbirinden tamamen ayrı konular olduğunu belirtmek gerekir.

4. Kanun yolunun ikinci etkisi, aleyhine kanun yoluna başvurulan kararın yeniden ve kural olarak üst makamca denetlenmesi anlamına gelen Aktarıcı etki olarak karşımıza çıkmaktadır. Kanun yolunun aktarıcı etkisi kapsamında aleyhine kanun yoluna başvurulan kararın yeniden ve kural olarak kararı veren makamdan başka bir makam tarafından incelenmesi; böylelikle karar veren hâkimden başka bir hâkim veya birden fazla hâkimin uyuşmazlığı inceleyerek karar vermesi ve varsa karardaki hataların giderilmesi sağlanır. İstisnaî olarak kararı veren makamca yapılan denetim, kanun yoluna başvurunun aktarıcı etkisini ortadan kaldırmaz. Zira kararı veren makamca yapılan denetimde de karar yeniden incelenmekte ve denetlenmektedir.

5. Kanun yolları hukukumuzda olağan ve olağanüstü kanun yolları olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Kesinleşmiş kararlara karşı olağanüstü kanun yoluna başvurulması mümkün iken kesinleşmemiş kararlar için öngörülen kanun yolları olağan kanun yollarıdır. Olağan kanun yoluna başvuru kural olarak hükmün icrasını değil sadece şekli anlamda kesinleşmesini engellemektedir.

6. 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkındaki Kanun (5235 sayılı Kanun) ile kabul edilen istinaf, 20 Temmuz 2016 tarihinde faaliyete başlayan Bölge Adliye Mahkemeleri ile birlikte hukuk sistemimize dâhil olmuştur. Bu kapsamda istinaf ve temyiz olağan; yargılamanın yenilenmesi ve kanun yararına temyiz olağanüstü kanun yolları olarak kabul edilmiş, karar düzeltme kanun yolu ise hukuk sistemimizden çıkarılmıştır.

7. Olağan kanun yollarından biri olan istinaf hukuk yargılamasının öncelikli amacı, kesinleşmemiş ilk derece mahkemesi kararlarını hem maddi hem de hukukî yönden yeniden denetleyerek gözden geçirmektir. Bu kanun yolu ile yargı kararlarına güven duyulması ve hata yapılma ihtimalinin azaltılması amaçlanmaktadır. Bu özellikleri karşısında hem erteleyici hem de aktarıcı bir etkiye sahip olduğu söylenebilir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 25.03.2021 tarihli ve 2020/9-6 Esas, 2021/342 Karar sayılı kararı).

8. İstinaf, bir kanun yolu olmakla birlikte temyiz yolundan farklı olarak ilk derece mahkemesi kararının denetlenmesi yanında aynı zamanda gerektiğinde yeni bir yargılama yapılması ve hüküm mahkemesi gibi karar verilmesi söz konusudur.

9. İlk derecedeki tahkikatın amacı, uyuşmazlıkla ilgili tarafların delillerini toplayıp değerlendirdikten sonra uyuşmazlığı çözüp karara bağlamak iken temyiz incelemesinin amacı denetimdir. İstinafta ise hem ilk derece mahkemesinin gerçekleştirdiği tahkikat denetlenir, hem de gerekirse yeniden inceleme yapılarak karar verilir. Zira istinaf yolunda sadece hukuki denetim değil aynı zamanda maddi vakıa denetimi de yapılmaktadır. Bu açıdan istinaf incelemesi ne ilk derece yargılamasının ne de temyizin özelliklerini tam olarak taşımamaktadır.

10. Yeri gelmişken belirtilmelidir ki, istinaf ile ilgili dar ve geniş istinaf sistemi olmak üzere iki sistem öngörülmüş olup geniş anlamda istinaf sisteminde ilk derece yargılamasındaki gibi yeniden inceleme yapılmakta, maddi mesele, ortaya çıkan değişiklikler herhangi bir sınırlamaya tabî olmaksızın ileri sürülen yeni delil ve olaylar yeniden ele alınarak incelenmektedir. Dar anlamda istinaf sisteminde ise ilk yargılamadaki her şey yenilenmemekte ilk yargılama baştan sona aynen tekrarlanmayarak maddi olay incelemesi yapılmakta ve kural olarak özellikle ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen hususlar incelenmemektedir. Yani dar anlamda istinaf sisteminde verilen kararın ileri sürülen hususlar çerçevesinde maddi ve hukuki denetimi yapılmaktadır.

11. Hukukumuzda dar anlamda istinaf sistemi kabul edilmiş olup istinaf incelemesinin kapsamını HMK’nın 355. maddesi belirlemiştir. Bu madde hükmü dikkate alındığında kamu düzenine aykırılık hâlleri dışında istinaf dilekçesinde belirtilen istinaf sebepleri ile sınırlı olarak inceleme yapılır; istinaf sebebi ile bağlı kalınmak kaydı ile bu konudaki delillerin toplanması ve incelenmesi söz konusu olur. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama tümüyle tekrarlanmayıp sadece yanlışlık ya da eksiklik tespit edilen noktalarda yargılama yapılarak deliller toplanıp değerlendirildikten sonra kararın düzeltilmesi sağlanmaktadır. Nitekim HMK’nın 357. maddesindeki hükmüne göre bölge adliye mahkemesince resen göz önünde tutulacak hususlar ile ilk derece mahkemesinde usulüne uygun olarak gösterildiği hâlde incelenmeden reddedilen veya mücbir bir sebeple gösterilmesine olanak bulunmayan deliller dışında ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunmalar dinlenemez, yeni delillere dayanılamaz.

12. Bölge adliye mahkemesince yapılacak istinaf incelemesi sonucunda ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu kanaatine varılması hâlinde istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilecektir (HMK md. 353/b-1).

13. Duruşma yapılmasına gerek olmayan, HMK’nın 353. maddesinin (a) fıkrasının 1 ila 6. bentleri arasında düzenlenen usuli hataların bulunduğu durumlarda bölge adliye mahkemesi ilk derece mahkemesinin kararını kaldırıp dosyanın ilgili mahkemeye gönderilmesine karar verir.

14. Bölge adliye mahkemesi istinaf başvurusunda ileri sürülen sebeplerin doğru olduğuna kanaat getirirse bu durumda ilk derece mahkemesi kararını kaldırarak yeniden esas hakkında hüküm kurmak suretiyle ilk derece mahkemesince dava reddedilmiş ise red kararını kaldırarak davanın kısmen ya da tamamen kabulüne; dava kabul edildiği hâlde reddi gerekmekte ise kabul ya da kısmen kabul kararını kaldırarak red kararı verir. Ayrıca yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında karar verecektir.

15. İstinaf incelemesi sonunda kararın nasıl verileceği Kanun’da ayrıntılı bir şekilde belirtilmemiş sadece 359. maddede kararın neleri içereceği düzenlenmiştir. Bu durumda 360. maddenin atfı sebebiyle ilk derece mahkemesindeki karar aşaması istinafta da geçerli olacaktır. Buna göre 294. madde çerçevesinde bölge adliye mahkemesi iddia ve savunmaları dinledikten sonra yargılamanın bittiğini bildirerek kararını tefhim eder ve karar tefhimi, en az hüküm sonucunun tutanağa geçirilerek okunması suretiyle olur. Sadece hüküm sonucunun tefhimi hâlinde gerekçeli karar bir ay içinde yazılmalıdır (md.294/4) (Muhammet Özekes, Pekcanıtez Usûl, C.III, İstanbul, Onbeşinci Bası, 2017, s. 2264).

16. Bölge adliye mahkemesi kararının hangi hususları içermesi gerektiği ise HMK’nın 359. maddesinde düzenlenmiş olup buna göre kararda; kararı veren bölge adliye mahkemesi hukuk dairesi ile başkan, üyeler ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları, sicil numaraları; tarafların ve davaya ilk derece mahkemesinde müdahil olarak katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası varsa kanuni temsilci ve vekillerinin adı, soyadı ve adresleri; tarafların iddia ve savunmalarının özeti; ilk derece mahkemesi kararının özeti; ileri sürülen istinaf sebepleri; taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan veya olmayan hususlarla bunlara ilişkin delillerin tartışması, ret ve üstün tutma sebepleri, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebep; hüküm sonucu ile varsa kanun yolu ve süresi; kararın verildiği tarih, başkan ve üyeler ile zabıt kâtibinin imzaları ile gerekçeli kararın yazıldığı tarihin yer alması gerekmektedir. 359. maddenin devam eden fıkralarında ise hükmün sonuç kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerektiği; başvurunun esastan reddi kararında, ileri sürülen istinaf sebeplerinin özetlenmesi ve ret sebeplerinin açıklanması kaydıyla kararın hukuk kurallarına uygunluk gerekçesinin gösterilmesi ile yetinilebileceği hükme bağlanmıştır. İstinaf bölümünde aksine hüküm bulunmayan hâllerde ise ilk derece mahkemesinde uygulanan yargılama usulü, bölge adliye mahkemesinde de uygulanacaktır.

17. Gelinen bu noktada temyiz kanun yolu üzerinde durulmalıdır. Temyiz yolu HMK’nın 361 ve devam eden maddelerinde düzenlenmiş ve bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerinden verilen temyizi kabil nihai kararlar ile hakem kararlarının iptali talebi üzerine verilen kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceği belirtilmiştir.

18. Temyiz sebepleri ise HMK’nın 371. maddesinde sayılmıştır. Bunlar; hukukun veya taraflar arasındaki sözleşmenin yanlış uygulanmış olması, dava şartlarına aykırılık bulunması, taraflardan birinin davasını ispat için dayandığı delillerin kanuni bir sebep olmaksızın kabul edilmemesi ve karara etki eden yargılama hatası veya eksiklikler bulunması olarak belirtilmiş olmakla birlikte 369. maddenin 1. fıkrasındaki hüküm gereğince Yargıtay tarafların ileri sürdükleri temyiz sebepleriyle bağlı olmayıp kanunun açık hükmüne aykırı gördüğü diğer hususları da inceleyebilir.

19. Yargıtay taraflarca ileri sürülen veya kendisinin tespit ettiği temyiz sebeplerini yerinde görürse bozma kararı verecektir. Ancak bozma kararı bölge adliye mahkemesinin ilk derece mahkemesi tarafından verilen kararı kaldırıp düzelterek veya davanın esası hakkında yeniden verdiği bir karara ilişkin ise dosya kararı vermiş olan bölge adliye mahkemesine veya uygun görülen başka bir bölge adliye mahkemesine gönderilecektir (HMK md.373/2).

20. Yargıtayın bozma kararı bölge adliye mahkemesi tarafından verilen istinaf başvurusunun esastan reddi kararına ilişkin ise bölge adliye mahkemesi kararı kaldırılarak dosya, kararı veren ilk derece mahkemesine veya uygun görülecek diğer bir ilk derece mahkemesine, kararın bir örneği de bölge adliye mahkemesine gönderilir (HMK md.373/1).

21. Burada iki durum arasındaki fark şu noktadadır: Birincisinde (md.373/2), bölge adliye mahkemesi ilk derece mahkemesi kararını yanlış bulup yeni bir karar vermiştir; ikincisinde ise (md.373/1), bölge adliye mahkemesi ilk derece mahkemesi kararını doğru bularak istinaf başvurusunu reddetmiştir. Birincisinde, dosyanın kararı veren bölge adliye mahkemesine gönderilmesi normaldir. Çünkü artık ilk derecenin bir kararı mevcut değildir, bozulan karar bölge adliye mahkemesinin kararıdır, dosya kararı bozulan mahkemeye (dereceye) gönderilmektedir. İkincisinde ise her ne kadar bozma kararı bölge adliye mahkemesi kararına ilişkin olsa da özünde ilk derecenin kararı bozulmuştur. Çünkü bu durumda istinaf aşamasında bir karar verilmemiş, sadece ilk derecenin kararı doğru bulunmuş ve istinaf başvurusu reddedilmiş demektir. İstinafın kararı bozulmakla aslında ilk derecenin kararı yanlış bulunduğundan dosya ilk dereceye gönderilmektedir (Özekes, s. 2302).

22. Dosyanın bölge adliye mahkemesine gönderildiği durumlarda bölge adliye mahkemesi, HMK’nın 360. maddesinin atfıyla 344. madde uyarınca peşin alınmış olan gideri kullanmak suretiyle kendiliğinden tarafları duruşmaya davet edip dinledikten sonra Yargıtayın bozma kararına uyulup uyulmayacağına karar verir. Bölge adliye mahkemesi yaptığı değerlendirme sonucu bozma kararının doğru olduğu kanaatine varırsa bozmaya uyulmasına karar verecektir. Bozmaya uyma kararı ile birlikte kendisi için o kararda belirtilen hukukî esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. Ayrıca uyma kararı, mahkemenin vermiş olduğu önceki kararının hatalı olduğu ve Yargıtayın bozma kararı doğrultusunda yeniden inceleme yaparak karar vereceği anlamına gelmektedir (Aynı yönde Özekes, s.2308).

23. Bu noktada vurgulanmalıdır ki; bölge adliye mahkemesinin ilk derece mahkemesi kararını kaldırıp düzelterek veya yeniden esas hakkında karar vermesi ve bu kararın da Yargıtay tarafından bozulması ile ilk derece mahkemesi kararı hayatiyetini kaybetmiş olur. Hüküm mahkemesi sıfatıyla esas hakkında verdiği karara ilişkin bozma ilâmına uyan bölge adliye mahkemesinin hüküm mahkemesi sıfatı devam ettiğinden bozma kararına uygun olarak esas hakkında uyuşmazlığı sona erdirecek, infaza elverişli bir karar vermesi gerekir. Aksine hukuk dünyasında geçerli ve sonuç doğurabilir bir ilk derece mahkemesi kararı varmış gibi bu karara yönelik istinaf incelemesi yapılarak istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesine olanak bulunmamaktadır. Kaldı ki ilk derece mahkemesi kararını kaldırarak yeniden esas hakkında hüküm kuran bölge adliye mahkemesince bu sefer bozmaya uyularak istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi hâlinde birden çok bölge adliye mahkemesi kararı bulunduğu ve belki de yıllar önce verilen ve hukukî geçerliliğini yitirmiş bir ilk derece mahkemesi kararına yeniden hayatiyet kazandırmanın sakıncaları dikkate alındığında bu durumun, infazda tereddütlere ve karışıklıklara neden olacağı ve hükmün infazını engelleyeceği yönünde bir etki yapacağını belirtmek gerekir.

24. Somut olayda İlk Derece Mahkemesinin davanın kısmen kabulüne ilişkin kararı, taraf vekillerinin istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile kararın kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiş ve bu karar davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Özel Dairece bozularak dosya kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmiştir. Bu aşamadan sonra bozma ilâmına uyan Bölge Adliye Mahkemesi davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddi, davalı vekilinin istinaf başvurusunun ise kabulü yönünde hüküm kurmuş, Özel Dairece uyulan bozma kararı doğrultusunda dosyanın esası hakkında yeniden karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olduğu gerekçesiyle kararın bozulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesi önceki kararında direnmiştir.

25. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında uyuşmazlık değerlendirildiğinde; Bölge Adliye Mahkemesince ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak hüküm mahkemesi sıfatıyla yeniden esas hakkında hüküm kurulmakla ilk derece mahkemesi kararı hukuki varlığını kaybettiği gibi Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına uyularak yapılan yargılama artık ilk derece mahkemesi kararının istinaf incelemesi mahiyetinde olmayıp hüküm mahkemesi sıfatıyla yapılan bir yargılamadır. Bu itibarla bozma ilâmına uyan Bölge Adliye Mahkemesince bozma kararı doğrultusunda yargılama yapılarak uyuşmazlığı sona erdirecek, infaza elverişli hüküm kurulması gerekirken hayatiyetini kaybetmiş ilk derece mahkemesi kararı ile ilgili istinaf incelemesi yapılarak istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygun değildir.

26. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır.

27. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

28. Belirtilmelidir ki; bir yerel mahkeme kararını veya Bölge Adliye Mahkemesi kararını bozan Yargıtay Dairesinin, davanın gereksiz yere uzamasının önüne geçmek amacıyla; bozma nedenine ilave olarak, temyize konu karardaki diğer yanlışlıklara da işaret etmesi mümkündür ve Yargıtay Dairelerinin bu nitelikte kararları mevcuttur. Ne var ki, bu tür kararlarda, hükmün hangi nedenle bozulduğu açıkça belirtildikten sonra, kararın taşıdığı diğer hatalar, genellikle “kabule göre de” veya “kaldı ki” gibi söz dizinleriyle başlayan; dolayısıyla, gerçek bozma ile çelişmeyen, bozmanın içerik ve kapsamı konusunda yanılgılara neden olmayacak nitelikteki ifadelerle ortaya konulmaktadır.

29. Bozma sebebine göre inceleme sırası gelmemekle birlikte sadece mahkemenin kararındaki hatanın varlığına işaret eden, kararı o yönden eleştiren, mahkemenin aynı hataya düşmemesi için ona bir tavsiye ve yol gösterme amacına yönelik bulunan ifade ve açıklamalar ile bozma kararlarında “kabule göre de” veya “kaldı ki” gibi söz dizinleriyle başlayan ifadeler usul hukuku anlamında “bozma” niteliği taşımamaktadır.

30. Bozmada işaret edilen bu tür ifade ve açıklamalar ile eleştirilere karşı direnilmesi veya usulü anlamda bozma niteliği taşımayan bu hususlara uyulmasının mümkün olmadığı Yargıtayın kararlılık kazanmış uygulamasında kabul edilmektedir.

31. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 21.03.2012 tarihli ve 2012/10-20 Esas, 2012/235 Karar; 25.12.2013 tarihli ve 2013/10-485 Esas, 2013/1749 Karar ve 17.06.2015 tarihli ve 2015/21-1096 Esas, 2015/1654 Karar sayılı kararları da aynı yöndedir.

32. Yapılan açıklamalar ışığında somut olayın incelenmesine gelince; eldeki davada, Özel Dairece hükmün usulden bozulmasına karar verildikten sonra “Kabule göre de, hükmün esası ile ilgili incelemeye gelince…” denilmek suretiyle işin esasına yönelik bir açıklama yapılmış ise de, bozma kararında yer verilen bu paragrafın yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde sadece ve ancak “kabule göre bozma” olarak nitelendirilebileceği kabul edilmelidir.

33. Böyle bir durumda ise, Bölge Adliye Mahkemesince bozma kararının “kabule göre” bölümü bakımından direnme kararı vermesi mümkün olmadığından Bölge Adliye Mahkemesinin esas yönünden yaptığı direnme kararını temyizen inceleme görevi Hukuk Genel Kuruluna ait değildir.

VII. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Taraf vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun’un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,

İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatıranlara geri verilmesine,

Dosyanın 6100 sayılı Kanun’un 373. maddesinin 2. fıkrası uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesine gönderilmesine,

19.02.2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

karararama.yargitay.gov.tr > 20.09.2025 00:55:52 (Av. Nihat BAŞ)

Hukuk Genel Kurulu         2017/1256 E.  ,  2020/706 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

1. Taraflar arasındaki “ecrimisil” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Bursa 7. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

2. Direnme kararı davalı tarafından temyiz edilmiştir.

3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ

Davacılar İstemi:

4. Davacılar vekili; dava konusu 282 parsel sayılı taşınmazın büyüklüğünün 19.750 m2 olup, boş bulunan 5000 m2’lik bölümünün paydaşlar arasındaki taksime göre dava dışı paydaş …mirasçılarına ait olup, taşınmazın geri kalanında ise şeftali ağaçları dikili olduğunu, bu bölümün 13.166 m2’sinin davacılar ile davalı paydaşa ait olduğunu, davacılar murisinin uzun yıllar önce kendisine ait payı bedelsiz bir şekilde davalının kullanımına bıraktığını, ancak ölümünden sonra davacıların ortaklığın giderilmesi davası açtıklarını ve bu şekilde intifadan men koşulunun gerçekleştiğini, buna rağmen davalının müvekkillerinin taşınmazdaki payını herhangi bir bedel ödemeden kullanmaya devam ettiğini, hatta eşi tarafından hile hukuksal nedenine dayalı olarak tapu iptali ve tescil davası açıldığını, ancak yerinde görülmeyen davanın reddedildiğini, ortaklığın giderilmesi davası öncesinde 16-17 yıl boyunca taşınmazı bedelsiz bir şekilde kullanan davalının sonrasında da şeftali ürününden davacıların payını vermediğini ileri sürerek, ecrimisil isteminde bulunmuştur.

Davalı Cevabı:

5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; davaya konu yerin davalının eşi tarafından davacıların murisinden satın alındığını, ancak tapu işlemleri sırasındaki hata ve hile sonucunda başka bir taşınmazın tapusunun verildiğini, bu nedenle taşınmazın uzun yıllardır davalının eşi … tarafından malik sıfatıyla kullanıldığını ve şeftali bahçesi hâline getirildiğini, davacıların iyi niyetli olmadıkları gibi talep edilen ecrimisil miktarının da fahiş olduğunu, iddia kabul edilse dahi şeftali ağaçları müvekkili tarafından dikildiğinden ecrimisilin boş tarla üzerinden hesaplanması gerektiğini savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesi Kararı:

6. Bursa 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin 28.11.2013 tarihli ve 2012/61E., 2013/651 K. sayılı kararı ile; kural olarak intifadan men edilmedikçe paydaşlar birbirlerinden ecrimisil talep edemezler ise de dava konusu taşınmazın 2004 yılından beri davacılar tarafından açılan ortaklığın giderilmesi davasına konu olması nedeniyle intifadan men koşulunun oluştuğu gerekçesi ile taşınmazın net geliri üzerinden hesaplanan 10.300,00TL tazminattan 7.500,00TL’nin dava tarihinden, 2.800,00TL’nin ise ıslah tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

Özel Daire Bozma Kararı:

7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

8. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 20.10.2014 tarihli ve 2014/11751 E., 2014/16058 K. sayılı kararı ile;

“… Dava, paydaşlar arasında ecrimisil talebine ilişkindir.

Davacılar dava konusu taşınmazın paydaşlar arasında yapılan harici taksime göre dava dışı paydaşın payına isabet eden 5.000 m2 sinin boş tarla niteliğinde olup kullanılmadığını, davacı ve davalı paylarına isabet eden ve üzerinde şeftali ağaçları bulunan 14.750 m2’lik bölümünün davalı tarafından kullanıldığını ileri sürerek 5 yıllık ecrimisilin davalıdan tahsilini istemişlerdir.

Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden; dava konusu 282 Parselin 19750 m2 yüzölçümünde olduğu, 1/3’er payla dava dışı Saadet Avcı, davacıların mirasbırakanı… ve davalı … adına kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır.

Hemen belirtilmelidir ki, dava konusu taşınmazda taraflar paydaştırlar. Paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan her zaman payına vaki elatmanın önlenilmesini ve/veya ecrimisil istiyebilir. Elbirliği mülkiyetinde de paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine ecrimisil davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı ecrimisil davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.

Somut olaya gelince; yapılan araştırma ve incelemenin hüküm kurmaya elverişli olduğunu söyleyebilme olanağı yoktur.

Şöyle ki; çekişme konusu taşınmazda pay sahibi olan tüm paydaşlar arasında harici bir taksimin olup olmadığının ve harici taksim var ise çekişmeli bölümün kime özgülendiği saptanmamış, taksim bulunmuyor ise yine tüm paydaşlarca uzunca bir zaman için her bir paydaşın kullandığı yer bulunacak şekilde bir fiili durumun yaratılıp yaratılmadığı böyle bir fiili durum yaratılmış ise çekişmeli yerin zilyedinin kim olduğu tespit edilmediği gibi taşınmazda davacıların kullandıkları veya kullanabilecekleri yer olup olmadığı hususu da açıklığa kavuşturulmamıştır.

Hal böyle olunca, yukarıdaki ilke ve olgular doğrultusunda gerekli araştırma ve incelemenin yapılması hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yetinilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir…” gerekçesi ile hüküm bozulmuştur.

Direnme Kararı:

9. Bursa 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin 16.06.2015 tarihli ve 2015/185 E., 2015/303 K. sayılı kararı ile davalının cevap dilekçesinde savunmasının temelini, davacıların payını temlik ettiği ve buna bağlı olarak şeftali ağaçlarını diktiği, ecrimisile karar verilecekse boş tarlayı kendisi şeftali bahçesi haline getirdiğinden ecrimisilin tarla üzerinden hesaplanması gerektiği hususuna dayandırdığı, esasen taşınmazın kullanım biçiminde ihtilaf yokken davalı vekilinin taşınmazda davacıların kullanabileceği boş alan itirazını keşif ve bilirkişi aşamasından sonra ileri sürdüğü, ancak tarafların iddia ve savunmaları ile bağlı olduğu, davalı taraf davacıların miras payını muristen satın alarak kullandığını savunduğu için taşınmazın taksim edilip edilmediği, davacı kullanımına terk edilen alan bulunup bulunulmadığı hususunun iddia ve savunma ile bağlılık ilkesi kapsamında araştırma konusu yapılmadığı, bu hususun temlik hakkına dayalı kullanma savunması ile çeliştiği gibi temliken tescil davasında da davacıların payı ile birlikte davalının payına şeftali ağaçları dikildiğinin ileri sürüldüğü, davacılar ile davalının tapudaki pay toplamının davalının zeminde kullandığı miktar ile de örtüştüğü, bu durumda davalı savunmasının ileri sürülüş tarzına göre taşınmazda bulunan 1/3 oranındaki boş alanın tapuda 1/3 oranında paydaş olan dava dışı Saadet Avcı’ya ait pay karşılığı olduğu gerekçesi ile önceki kararda direnilmiştir.

Direnme Kararının Temyizi:

10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK

11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda, tarafların iddia ve savunmaları ile dosya kapsamı uyarınca mahkemece yapılan araştırmanın hüküm kurmaya yeterli olup olmadığı,varılacak sonuca göre çekişme konusu taşınmazda pay sahibi olan tüm paydaşlar arasında harici veya fiili bir taksimin olup olmadığı hususunun araştırılarak, davacıların taşınmazda kullandıkları veya kullanabilecekleri bir yer olup olmadığının belirlenmesi sonucunda oluşacak duruma göre bir karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE

12. Dava paydaşlar arasında ecrimisil istemine ilişkin olup, konu ile ilgili yasal düzenleme ve kavramların kısaca açıklanmasında yarar vardır.

13. Mecelle’den aktarılmak suretiyle günümüz hukukunda da kullanılan ecrimisil kavramı, güncelliğini yitirmeyen bir kavramdır. Eski hukukta “emsal mal kıymeti karşılığı” olarak kullanılan ecrimisil, haksız işgal nedeniyle tazminat olarak nitelendirilen özel bir zarar giderim biçimidir. Gerek öğreti ve gerekse yargısal uygulamalarda ifade edildiği üzere, hak sahibinin kötü niyetli zilyetten isteyebileceği bir tür tazminattır.

14. Yargıtay Büyük Genel Kurulunun 08.03.1950 tarih ve 22/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; fuzuli işgalin tarafların karşılıklı ve birbirine uygun iradeleri ile kurduğu kira sözleşmesine benzetilemeyeceği, niteliği itibarı ile bir haksız eylem sayılması gerektiği, başkasının taşınmazını haksız olarak işgal edip kullanmış olan kötü niyetli kimsenin taşınmazı haksız olarak elinde tutmuş olmasından doğan zararları ve elde ettiği veya elde etmeyi ihmal ettiği semereleri tazmin ile mükellef olduğu vurgulanmıştır.

15. Nitekim Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 995. maddesinin birinci fıkrasında, iyi niyetli olmayan zilyedin geri vermekle yükümlü olduğu şeyi haksız alıkoymuş olması yüzünden hak sahibine verdiği zararlar ve elde ettiği veya elde etmeyi ihmal eylediği ürünler karşılığında tazminat ödemek zorunda olduğu hüküm altına alınmıştır.

16. Bu zararın en azı kira geliri karşılığı olan zarardır. Ancak, haksız işgalden doğan zarar her zaman kira geliri karşılığı olan zarar kadar olmayıp çok daha kapsamlı olabilir. Bu nedenle, haksız işgalden doğan normal veya hor kullanma sonucu eskime şeklinde oluşan olumlu zarar ile malik ya da zilyedin yoksun kaldığı fayda şeklinde tanımlanan olumsuz zarar ecrimisilin kapsamını belirler.

17. Eldeki davada ise paylı mülkiyete konu taşınmaz nedeniyle paydaşlar arasında ecrimisil isteminde bulunulmuştur.

18. Paydaşlar arasında çıkan uyuşmazlıklar çoğu kez paylı taşınmazdan yararlanma ve taşınmazı kullanma biçimine ilişkindir. Bu nedenle 4721 sayılı TMK’nın paylı mülkiyete ilişkin 688 ile 700. maddeleri arasında bu tür mülkiyette yönetim, tasarruf, yararlanma, koruma, giderlere katılma ve bu konuda paydaşlarca verilen kararların etkisi düzenleme altına alınmış ve paydaşların mülkiyet haklarını bir çekişmeye meydan vermeden, uyum ve düzen içerisinde kullanmaları temin edilmek istenmiştir.

19. Paylı mülkiyette birden çok kimse, maddi olarak bölünmüş olmayan bir şeyin tamamına belli paylarla maliktir. Başka türlü belirlenmedikçe, paylar eşit sayılır. Paydaşlardan her biri kendi payı bakımından malik hak ve yükümlülüklerine sahip olup, bu pay üzerinde tek başına dilediği gibi tasarrufta bulunabilir. Her paydaş kendi payını başkasına devredilebileceği gibi payı üzerinde rehin hakkı da kurabilir. Yine paydaşlardan birinin payı, kendi alacaklıları tarafından haczettirilebilir. Bir paydaşın vefatı üzerine de payı miras yoluyla kendi mirasçılarına intikal eder.

20. Kanunun “Yararlanma, Kullanma ve Koruma” başlıklı 693. maddesi; “Paydaşlardan her biri, diğerlerinin hakları ile bağdaştığı ölçüde paylı maldan yararlanabilir ve onu kullanabilir.

Uyuşmazlık hâlinde yararlanma ve kullanma şeklini hakim belirler. Bu belirleme, paylı malın kullanılmasının zaman veya yer itibarıyla paydaşlar arasında bölünmesi biçiminde de olabilir.

Paydaşlardan her biri, bölünemeyen ortak menfaatlerin korunmasını diğer paydaşları temsilen sağlayabilir” hükmünü taşımaktadır.

21. Bu hüküm uyarınca, her paydaş diğerlerinin haklarına zarar vermemek kaydıyla taşınmazı kullanabilir. Paylı maldan yararlanma veya kullanma hakkı bütün malı kapsar. Ancak bu kullanma ve yararlanma yetkisi, diğer paydaşların hakları ile bağdaştığı ölçüde olanaklıdır.

22. Bu nedenle paydaşlardan birinin, diğer paydaşın kullanma hakkını engellemesi ya da ihlal etmesi durumunda paylı taşınmazdan yararlanamayan paydaşın giderim hakkı doğar. Engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan her zaman payına yönelik el atmanın önlenmesini isteyebileceği gibi ecrimisil de isteyebilir. Ancak, o paydaşın payına karşılık olarak taşınmazda çekişmesiz olarak kullandığı veya kullanabileceği bir kısım yer varsa açacağı ecrimisil davasının dinlenme olanağı yoktur. Çünkü, ecrimisil isteyebilmesi için yararlanma ve kullanma hakkının engellenmiş olması gerekir.

23. Ayrıca, paydaşlardan birinin diğerinden ecrimisil (işgal tazminatı) isteyebilmesi, kural olarak yararlanmadan men isteğine karşı konulması hâlinde mümkündür. İntifadan men koşulunun gerçekleşmesi ise ecrimisil istenen süreden önce davacı paydaşın davaya konu taşınmazdan ya da gelirinden yararlanmak isteğini davalı paydaşa bildirilmiş olmasına bağlıdır. Ancak, bu kuralın yerleşik yargısal uygulamalarla ortaya çıkmış bir takım istisnaları vardır. Bunlar; davaya konu taşınmazın kamu malı olması, ecrimisil istenen taşınmazın (bağ, bahçe gibi) doğal ürün veren yada (işyeri, konut gibi) kiraya verilerek hukuksal semere elde edilen yerlerden olması, paylı taşınmazı işgal eden paydaşın bu yerin tamamında hak iddiası ve diğerlerinin paydaşlığını inkar etmesi, paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belirli bulunması, davacı tarafından diğer paydaşlar aleyhine daha önce bu taşınmaza ilişkin elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri davalar açılması veya icra takibi yapılmış olması hâlleridir.

24. Paydaşlar, TMK’nın 689/1. maddesine göre kendi aralarında oybirliğiyle anlaşarak yararlanma, kullanma ve yönetime ilişkin konularda kanun hükümlerinden farklı bir düzenleme yapabilirler.

25. Bu bağlamda, paylı malın maddi varlığı bölünmeye elverişli ise her paydaşa belli bölümlerin özgülenmesi suretiyle kullanılması konusunda anlaşabilirler. Böyle bir kullanım şekli sözleşmeyle kararlaştırılabileceği gibi eylemli olarak da oluşabilir. Taşınmazda eylemli (fiili) bir kullanma biçimi oluşmuş ve paydaşlar uzun süre bu durumu benimsemişlerse, bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya ortaklığın satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması “ahde vefa” kuralının yanında Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir.

26. Taşınmazın kullanım biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir sözleşmeyle belirlenmiş ya da fiili bir kullanma biçimi oluşmuş ise bu sözleşme yahut fiili taksime göre taşınmazı kullanan paydaştan ecrimisil istenemez. Bu itibarla paydaşlar arasındaki ecrimisil davalarında, tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ya da fiili taksimin bulunup bulunmadığı hususu oldukça önemlidir. Keza, böyle bir sözleşme ya da fiili taksimin bulunması hâlinde uyuşmazlık bu taksime göre, bulunmaması hâlinde ise TMK’nın paylı mülkiyete ilişkin hükümlerine göre çözümlenecektir.

27. Tüm bu açıklamalar kapsamında somut olaya gelindiğinde; dava konusu 282 parsel sayılı taşınmaz 19.750,00 m2 büyüklüğünde olup, 1/3 oranındaki paylarla davacıların murisi…, davalı … ve dava dışı …adlarına kayıtlıdır. Davacılar, tarla niteliğindeki taşınmazda fiili taksim bulunduğunu, kendi paylarına isabet eden bölümün miras bırakanları tarafından uzun yıllar önce bedelsiz olarak davalı paydaşın kullanımına bırakıldığını, taşınmazda boş bir alan varsa da bu bölümün dava dışı …payına düşen yer olduğunu ileri sürerek eldeki davayı açmışlardır. Davalı taraf ise fiili taksim iddiasına karşı, davacılara ait payın muris…’tan satın alındığını ve bu nedenle şeftali bahçesi hâline getirilerek kullanıldığını savunulmuştur.

28. Gerçekten de dosya kapsamı ve cevap dilekçesi içeriğinden; taşınmazın 2/3’üne şeftali ağacı dikilerek davalı paydaş Sükriye Savaş’a teb’an eşi … tarafından kullanıldığı anlaşılmaktadır. Bu bölümdeki şeftali ağaçlarının 16-17 yaşlarında olduğu gözetildiğinde, bu kullanım şeklinin uzun yıllardır devam ettiği açıktır. Kaldı ki, … tarafından daha önce açılan iki ayrı davada, davacılara ait pay üzerinde hak iddiasında bulunularak şeftali bahçesi haline getirildiği için temliken tescil talep edilmiştir. Belirtmek gerekir ki, davalı tarafın davacılara ait payı fiilen kullandığını kabul etmesi dışında dava konusu taşınmazın büyüklüğü, maliklerin eşit paylara sahip olması ve taşınmazda bahçe yapılan bölüm ile tarla olarak bırakılan bölümün birbirlerine oranı da açık bir şekilde paydaşlar arasında paylarıyla orantılı olacak şekilde fiili bir kullanma biçiminin oluştuğunu ve şeftali ağacı dikilen bölümün eylemli olarak davacılar ile davalıya ait paylara özgülenen bölüm olduğunu göstermektedir.

29. Hâl böyle olunca, yerel mahkemece yukarıdaki gerekçeler kapsamında paydaşlar arasında fiili kullanma biçiminin oluştuğu kabul edilerek verilen direnme kararı usul ve yasaya uygun olup, yerindedir.

30. Ne var ki, hükmedilen ecrimisilin miktarına ilişkin temyiz itirazları Özel Dairece incelenmediğinden bu konuda inceleme yapılmak üzere dosya Özel Daireye gönderilmelidir.

IV. SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

Direnme uygun olup davalı vekilinin ecrimisilin miktarına ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 1. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440/III-1 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 30.09.2020 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.

karararama.yargitay.gov.tr > 20.09.2025 00:56:32 (Av. Nihat BAŞ)