Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, değişik kararlarında “adalet sadece gerçekleştirilmemeli, aynı zamanda da gerçekleştirildiği görülmelidir[1] fikrini ileri sürmüştür. Adaletin gerçekleştirildiğinin görülmesinin en açık yollarından biri de gerekçelerdir. Gerekçeler, yargılama sonucu verilen kararın sadece taraflara değil tüm dünyaya açık seçik ilan edilmesi ve bir anlamda da mahkemenin kendini topluma karşı savunması gibidir. İnsanların hayatlarında olumlu veya olumsuz derin değişiklikler yapan mahkemeler, verdikleri kararlarına mantıklı bir şekilde ulaşmak ve ulaştıkları kararları da yine mantıklı bir şekilde açıklamak zorundadır.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa’sı 141. madde üçüncü fıkrası hükmü gereğince ülkemizde mahkemelerin tüm kararlarının gerekçeli olması zorunluluğu vardır. Ayrıca bir çok kanun da gerekçe konusunda emredici normlara sahip olmasına rağmen, halen özellikle hüküm sonucu yazılan gerekçelerde hatalar mevcuttur. Gerekçelerin hukuki zorunluluk olmasının ötesinde, mantık ve metodolojik açıdan incelenebilmesi, gerekçeler ile muhatap olan tüm taraflar açısından elzemdir.

Makalemde, gerekçe noksanlarını mantık ilmi açısından inceleyip sınıflandırmanın yanında, Yargıtay kararları açısından da incelemeye çalıştım. Çünkü gerekçeler salt hukuksal metinler olmalarının yanında, tüm taraflara verilen kararı açıklayan, anlamlandıran metinlerdir.

Bu sebeplerle taraflar, kararların haklılığını ve doğruluğunu, tek başlarına anlayabilmeli, anlamlandırabilmelidirler. Bunun tersi durumlarda taraflar, devlet gücünü kullanan yargılama kurumlarının adil ve doğru kararlar verdiğine olan inançlarını kaybedecekleri gibi, daha tehlikeli olan durum ise; bu kurumlardan ve çözümlerinden ümidi kesmeleridir.

Gerekçe Nedir

 “Sanki yasalar ve yargıçlar, yararın gerçeği aramakta değil, suçu kanıtlamakta olduğuna inanmaktadırlar. Suçsuzluk olasılığı suçun işlendiğine ilişkin olasılığı ne denli aşarsa, bir suçsuza hüküm giydirme tehlikesi de o denli büyük olur. Oysa onlar böyle olmayacakmış gibi bir tutum içindedirler.” [2]

1. Giriş:

Bilgiye ulaşma yolunda çeşitli felsefi akımlar farklı çözümlemeler yapmıştır. Rasyonalizm (Akılcılık) doğru ve kesin bilgiye ancak akılla ulaşılabileceğini söylerken, Empirizm (Deneycilik) doğuştan gelen bilgileri reddetmiş ve bilgiye dış dünyadan gelen deney verileri ile ulaşılabileceğini kuramlamıştır. Son olarak Pozitivizm, (Olguculuk) ancak duyu verileriyle ve deneye dayanan olgusal dünyanın bilinebileceğini ve bu bilgiye de bilim aracılığıyla ulaşılabileceğini iddia eder. Bilgi felsefesi bilgiye ulaşmanın çok farklı alanlarıyla ilgilidir ve bakış açısı, dünya görüşü veya yöntemlerin çeşitliliği oranında bilgiye ulaşmada tarih boyunca yeni çözümler geliştirmiştir.

Ancak doğru bilginin incelenmesi bakımından tüm bakış açılarının ortak yönleri şunlardır

Doğruluk (Hakikat): Bilginin konusu ile tam ve uygun olmasıdır. Doğruluk bilginin en temel özelliğidir. Doğruluk düşünce ile gerçekliğin uyuşmasıdır. Dışımızdaki dünyada bulunan gerçekliklerin tam olarak zihnimizde yansımasıdır.

Gerçeklik: Zihnimizden bağımsız olarak var olandır. Dışımızdaki her şeyin bizden bağımsız var oluşudur. Bizim düşüncemizle değiştiremeyeceğimiz ve bizim düşüncelerimize bağlı olmayandır.

Temellendirme: Bir yargının doğruluk değerinin dayanağıdır. Dış dünya ile ilgili bir yargımızın gerçekliğini temellendirdiğimizde, bu yargının doğruluk ve gerçekliğini somutlaştırmak isteriz. Dışımızdaki dünyayı deneyimlerken zihnimiz aslında hep “doğru ve yanlış” temel ayrımlarına başvurur.

Gerekçe, hukuk bilimi ile ulaşılan kararın yine hukuk biliminin metodlarını kullanarak temellendirilmesidir. Kararın oluşum evresini, ve olanaklı tüm bilgiler ışığında ulaşılması gereken sonucun bilimsel yöntemlerle açıklanması gereği hem yargılamanın hakkaniyete uygun olduğunu ve hem de verilen kararın hukuk bilimi açısından doğruluğunu kanıtlamaktadır.

1.1. Hukukta Gerekçe ve Mahkeme Kararları Açısından Önemi:

Bilindiği gibi Anayasa 141/3 maddesi; tüm yargı kararlarının gerekçeli olmasını emreder. Sadece hüküm değil, ara kararlar da dahil mahkemelerin verdiği tüm kararlar gerekçeli olmak zorundadır. Gerekçeyi hukuki açıdan şu şekilde tanımlayabiliriz.

“Yargılama esnasında veya sonunda; yargılamanın detayları, hükmün hangi olgu ve olaylara dayandığının, yargılamada kullanılan karşılıklı argümanlar, ifadeler, deliller ve rapor gibi unsurların hangilerinin hükme dayanak olduğunun, dayanak olmayan unsurların da neden dayanak olmadığının tüm taraflara ve kontrol mercilerine açıklanması, irdelenmesi, temellendirilmesidir.”

Kısaca hükmün veya verilen kararın dayandığı hukuki kaynakları gösteren ve bu kaynakların metodolojik temellerini açıklayan değerlendirmedir. Bir değerlendirme olan gerekçe; hükmü veren makam tarafından bizzat yapılmalıdır. Tanımından da anlaşılacağı gibi bu değerlendirmenin bazı şartları vardır.

– Gerekçe hükmü veren tarafından yazılır.

– Bu  makam verdiği karar veya hükmün yargılama aşamasını veya o ana kadarki oluşumunu kısaca anlatarak özetler.

– Verdiği Hükmün veya kararın hukuki altyapısı ve dayanaklarını açıklar. Bu açıklamada olumlu veya olumsuz olarak karara etki eden olguları tek tek anlatarak detaylandırır.

– Tüm yargılama sürecinin kontrolü, anlaşılması ve sonuçta verilen kararın hukuki sebepleri açıklanır izah edilir.

Hukuki anlamda gerekçe, başta açıkladığımız insanların gerekçelerine benzeyebilir ancak insanların gerekçelerine psikolojik unsurlar ve duygular karışmakla birlikte, hukuki anlamda gerekçe tam tersine bilimsel ölçütlere sahip olması gereken bir yazımdır. Mahkeme kararlarında gerekçe hem hukuki anlamda teknik bir yazım olmalı ve hem de tüm tarafların ve kişilerin kolayca anlayabileceği metinler olmalıdır. Çünkü gerekçeler hem teknik olarak kontrol mercilerini tatmin edebilmeli ve hem de yargılamanın taraflarına hükmü izah edip anlamalarını, kabul etmelerini sağlamalıdır.

Hükmü veren makam; uyuşmazlığı tüm taraflar için akıl, mantık ve vicdani ölçülerde çözmek, tüm tarafları tatmin edecek sonuçlara ulaşmak zorundadır. Bir anlamda hâkim yargılama boyunca hikayeyi özetler ve gözönüne aldığı değerler ve olguları açıklar, tüm bunların sonucu olarak verdiği karar sebebiyle dayanaklarını sıralar. Verdiği kararı hukuk bilimi çerçevesinde temellendirerek savunur.

Tüm bu sebeplerden gerekçe belli şartlara uyarak hazırlanmalı ve belli özelliklere sahip olmalıdır.

2.  “Gerekçenin Gerekliliği Ve Faydaları” [3]

Yargılama sonucu tüm tarafların çeşitli istekleri vardır ama ortak çaba adaletin sağlanmasıdır.

– Failin cezalandırılmasını isteyen taraf sonuç ister.

– Fail ise neden cezalandırıldığını bilmek, anlamak ister.

– Ayrıca üst mahkeme veya temyiz merci ise gerekli olduğunda hüküm ve gerekçeyi incelemek, kontrol etmek ister.

Toplum adına yargılamak, ceza vermek göreviyle “hâkim” verdiği kararı açıklamak ve detaylandırarak kararının doğruluğunu tüm taraflara kanıtlamak zorundadır.[4] Kararın haklılığı, adaleti yerine getirdiğini görmek tüm tarafların ve toplumun ihtiyacıdır.

Tüm bu sebeplerden, gerekçe vasıtası ile her şekilde eleştirilere muhatap olacak olan hâkim ise yine gerekçe vasıtasıyla söz söyler ve  bir anlamda kendini, verdiği kararı savunur.

Sonuçta “hâkimin savunması” olarak tanımlayabileceğimiz gerekçe; yukardaki koşullar sağlandığı ölçüde hem hâkim, hem de toplum açısından yargılama ve karar aşamaları kadar önemlidir ve hiç bir surette gözardı edilmemesi gereken unsurdur.

2.1. Gerekçenin faydalarını şu şekilde sıralayabiliriz: [5]

2.1.1. Hukuki bütünlüğü ve güvenirliliği sağlar.

Toplumsal huzurun sağlanması açısından, tüm tarafların ve sonuçta toplumun yerleşik hukuk sistemine güveni gerekir. Hukuk açısından da adaletin yerine getirilmesini ve tüm yargı kararlarının kontrölünü sağladığı için hukuksal bütünlüğü gerçekleştirir.

2.1.2. Süpriz kararları ve çelişkileri azaltır.

Yargı kararları belirli bir yöntem takip edilerek verilir ve geçerli kanunlar ölçüsünde yargılama aşamasında ve sonunda verilecek tüm kararların gerekçeli olması hukuksal çelişkileri azaltır. Gerekçe zorunluluğu meydana gelebilecek çelişkileri daha doğmadan önleme gücüne sahiptir.

2.1.3. Hukukun ve hâkimlerin gelişmesini sağlar.

Hâkim gerekçe sayesinde tüm yargılamanın aşamalarını tekrar kontrol eder ve verdiği kararı temellendirirken, hukuki bilgisine dayanmak zorundadır. Bu sebeple gerekçe hâkimin ve tüm yargılama sistemi açısından hukuk’un gelişmesini sağlar.

2.1.4. Adalet duygusunun tüm taraflarca benimsenmesini sağlar.

Yargılama sonunda verilen kararın tüm taraflara açıklanması ve gerekçelendirilmesi hem tarafların, hem de temyiz mercilerinin adaletin gerçekleştiğine dair memnuniyetini amaçlar. Böylece taraflar; hangi kararın neden ve ne şekilde verildiğini kontrol edebilmiş olurlar.

2.1.5. Kararların kontrolünü sağlar.

Yargılama sonunda verilen karar istinaf ve temyiz süreçlerine tabidir. Bu süreçlerden geçen kararın esas yönünden incelenmesi gerekçe vasıtasıyla olmaktadır. Gerekçe ve karar arasındaki bağıntı ve gerekçenin yeterliliği ile yanlış veya hatalı olması yönleri bu sebeple çok önemlidir. Doğru yargılama sonunda verilen karar ve gerekçesi tek başına tüm yargılamayı anlamlandıran bir metin durumundadır. Temyiz ve istinaf aşamalarında yargılamanın kontrolü gerekçenin hukuksal açıdan doğru, mantıklı, akla ve vicdana uygun olmasıyla bağlantılı olarak incelenir. Böylece gerekçe tüm yargılamanın kontrolünü sağlamaya en büyük yardımcıdır. Aşağıda örneklerini vereceğimiz temyiz ve istinaf kararları; yargılamanın kontrolünün öncelikle gerekçe metninden başladığını açıkça göstermektedir. Bunun nedeni gerekçenin tüm yargılamanın bir özeti ve verilen hükmün hukuksal açıdan “savunması” durumunda olmasıdır. Gerçekten de herhangi bir mahkeme kararını incelememiz durumunda, incelenmesi gereken en önemli konular yargılamanın özeti, delillerin değerlendirilmesi, karşılıklı iddia ve savunmalar ile kararın oluştuğu ve dayanaklarının gösterildiği gerekçe bölümünde bulunmaktadır.

2.2. Gerekçenin Yerindeliği Koşulları

2.2.6. Tutarlılık – Mantıklılık;

Mantık, formel karakterli bir bilim dalıdır ve bu sebeple diğer tüm bilim dallarına uygulanabilecek bir işlevi bulunur. [6]  “Mantıklı düşünme faaliyeti” hukuk biliminin olmazsa olmaz şartıdır. Hukuksal uyuşmazlıkları çözerken kullanılan hukuksal metodoloji’nin amacı, mantıklı düşünme faaliyeti ve olayların gelişiminden, yine mantık örgüsü içinde sonuçlar çıkarabilmektir. Bu sebeple gerekçe; yargılama ve karar aşamalarında devam eden mantık silsilesinin bir özeti ve sonucu gibidir. Gerekçe; hem yargılama sürecinde bu mantıksal silsile içerisine dahil edilmiş veya edilmemiş unsurları, hem de bu unsurların sonucunda verilen kararın, tüm yargılama süreci ile ilişkisinin mantıklı ve tutarlı olarak düzenlenmesini gerektirir.

Kısaca gerekçenin başta gelen unsuru “tutarlılık” olmalıdır, çünkü adaletin sağlanması ve uyuşmazlığın taraflarının sonuçtan ikna olmaları, ancak bu sayede mümkün olabilir. Yargılama aşamasında ifadeler ve deliller ile sair unsurların; yani tüm öncüllerin mantıksal sonucu olan karar mantıklı olmalıdır. Hâkim maddi gerçeği kurgularken mantık ölçüsünde dikkate aldığı veya almadığı tüm öncüller ile bu öncüllerin mantıksal sonucunu gerekçede izah etmiştir ve bu yapılan izahın tutarlı olması gerekir. “Tutarlı olmak”tan “doğru olmak” anlaşılmamalıdır. Mantıklı, tutarlı olmaktan maksat; varılan hükmün hatalı olması veya olmaması değil, öncüller ile sonucun uyumudur.

Genellikle yargılama sürecinde hâkimin önüne onlarca, bazan yüzlerce öncül gelebilir. İfadeler, ifadelerde bulunan çelişkiler, karşıt ifadelerin birbirini çürütmesi, bilirkişi raporları, kriminoloji raporları, kolluk tutanakları gibi birçok öncül arasından süreç içinde yaptığı elemeler ile bir sonuca varılmalıdır. İşte bu süreç içinde hâkimin gözönüne aldığı ve önem sırasına göre düşünerek karara varmasına yardım eden öncüllerin doğal sonucu olan karar ile bağlarının mantıklı olması gerekir. Hâkim doğru öncüller ile ve mantıklı yoldan tutarlı bir sonuca ulaşır. Ancak yanlış öncüllerden hareket ederek, ama mantıklı bir yöntem ile yanlış sonuca varan hâkimin verdiği karar ve gerekçe mantıklı ve tutarlı olabilir.

Bu sebeplerle kararın hatalı olması, gerekçenin tutarsız olduğunu göstermediği gibi, doğru olan bir kararın gerekçesi aynı zamanda tutarlı ve mantıklıdır diyemeyiz.

Gerekçenin tutarlı-mantıklı olması uyuşmazlığın tarafları açısından da çok önemli sonuçları doğurur. İnsanlar hâkim karşısına aralarındaki uyuşmazlığın çözülmesi için çıkarlar ve sonuçta çıkan karar tarafları ikna etmek durumundadır. Tarafları ikna edemeyen tutarsız gerekçeler, adalet duygusunu tatmin etmez. Adaletin yerine geldiğine tarafların inancı olmalıdır. Tarafları bu konuda ikna edecek olan ise hem karar, hem de kararın gerekçesindeki açıklamalardır. Gerekçenin tutarlı olması tarafların adalete ulaşma amacını yerine getirir.

2.2.7. Açıklık – Anlaşılırlık;

Yargılama sürecinde deliller ve olgular, karışık ve anlamsız bir şekilde sunulmuş olabilir. Uyuşmazlığın tarafları da bilerek veya bilmeyerek doğru-yanlış bir çok ifade ve delili hâkime sunmuş olabilir. Ancak her durumda gerekçe; yargılama sürecindeki karmaşıklıktan kurtulmuş, sade ve anlaşılır hale getirilmiş olarak yazılmalıdır. Hâkim, gerekçe yazarken farklı anlaşılabilecek veya muğlak ifadelerden kaçınmak zorundadır. Cümleler; belli bir mantık kurgusunun sonucu olarak doğru, tutarlı, açık ve sade bir dille yazılmalıdır. Gerekçeyi her okuyan kişinin aynı sonuca varması beklenir. Gerekçe farklı kişilerin farklı sonuçlara varabileceği veya anlaşılmaz bazı beyan ve düşünceler taşımamalıdır.

Gerekçe; yargılamanın her aşamasının, sonuçta verilen hükmün mantık kuralları dahilinde izahıdır. Bu izahın sonucunda, verilen hükmün haklılığının savunmasıdır. Bir anlamda hâkimin verdiği karar için olabilecek tüm itirazlara karşı baştan yazılmış bir “savunma”, kararın haklılığının ve “eldeki öncüllerin mantıklı sonucu” olması gerektiğinin açıklamasıdır.

Bu sebeple gerekçe açık ve anlaşılır olmalıdır. Hâkimin tüm karar verme aşamalarını; verdiği kararı neden ve nasıl verdiğini tüm taraflara açık/anlaşılır bir şekilde izah edebilmelidir.

2.2.8. Uygunluk – Uyumluluk;

Yargılama süreci ve sonucunda verilen karar ile gerekçenin uyumlu olması gerekir. Gerekçe; verilen kararı açıklayan ve detaylandıran, kararın mantıksal altyapısını belirten bir metindir. Bu sebeple hem karar ile uyumlu olmalı ve hem de yargılama sürecine uygun bir fikir ileri sürmelidir. Yargılama süreci; deliller veya kararla uyumlu olmayan gerekçe yazısı ne kadar mantıklı, doğru olsa da gerekçe olarak kabul edilemez. Bu tür gerekçeler, olsa olsa sözde gerekçe olabilir.

Son olarak “cümleler ne kadar düzgün, açık, anlaşılır ve mantıklı olursa olsun tartışmaları ve çekişmeli hususları içermiyor ve delilleri kapsamıyorsa uyumluluktan söz edilemez.”[7]

2.2.9. Bilimsellik;

Elimizde tüm ifadeleri alınmış; yargılaması yapılmış, tüm delilleri toplanıp dosyaya girilmiş ve karar aşamasına gelinmiş bir dava dosyası olduğunu varsayalım. Bir hâkimden bu dosyayı inceleyip bir karar vermesini ve gerekçesini yazmasını istesek ve daha sonra bir kaç hâkimden de aynı şeyleri istesek ne olurdu? Büyük bir ihtimalle sorduğumuz tüm hâkimlerin; aynı dosya hakkında farklı kararlar vereceğini ve farklı gerekçeler yazdığını gözlemlerdik.

Böyle bir durumda verilen kararlar birbirine benzerlikler gösterse de, gerekçelerin çok daha farklı yazıldığını görürüz. Bu durum bize aslında şunları ifade etmektedir.

– Her hâkim benzer bilimsel yöntemlere başvurur.

– Her hâkim dosyaya yaklaşırken kendine ait bir bakış açısına sahiptir.

– Bakış açısı farkından dolayı her hâkim birbirinden farklı çözüm yöntemlerine başvurabilir.

– Ve sonuç olarak her hâkim; başvurduğu çözüm yöntemlerine bağlı olarak farklı kararlar verebilir ve daha önemlisi çok farklı gerekçeler üretebilir.

Tüm hâkimlerin ortak yanı; belirledikleri çözüm yöntemlerine “uygun” gerekçeler üretmeleridir.Bu sebeple hukuksal çözümlerin kanıtı değil gerekçeleri olur. Bir hâkim birebir “yasaya” uyarak çözüm üretirken, bir diğeri “adalete” veya “maslahata” göre farklı kararlar verebilir. Her durumda alternatif çözüm; metodoloji kurallarına ve bilimsellik ölçütlerine uygun olsa da sonuçlar farklı olabilir.

Hukukun konusu bilim ölçütlerine uymaz ancak “hukuksal çalışma yöntemleri” bilimselliğin ölçütlerine uymak zorundadır. Kısaca “hukuk”; bilimsel olmayan bir konu üzerinde bilimsel yöntemleri kullanarak bir sonuç çıkarmaya çalışır ve bu sonuç ancak kullanılan yöntemin bilimselliği ölçüsünde doğru olabilir.

Tüm yargılamanın bir özeti ve hâkimin kararının dayanaklarını gösteren gerekçe, ancak bilimselliği ölçüsünde değerlendirilebilir.

2.3. Hukukçunun sezgilerini kullanması bilimselliğe engel midir?

Hukukçu; çoğu zaman sezgilerini kullanarak ilerler. Ancak sezgilerini mantık kurallarına doğrulatmak, açıkça sezgilerinin kontrolünü mantıksal açıdan sağlamak zorundadır. Yorum yaparken de sadece bilimsel yorum yöntemlerini kullanabilir ve buna göre karar verebilir.

Ancak konu ve olaylarla ilgili sezgileri bulunan hukukçunun önündeki en büyük tehlike şudur; sezgilerine gereğinden çok değer atfedebilir ve yargılamanın erken safhasında bir önyargıya kapılabilir. Bu safhadan sonra “bilinçsizce” sezgileriyle oluşan önyargısını kanıtlamaya çalışabilir. Taşıdığı önyargıyı kanıtlamaya çalışırken; delil, olgu ve olayları yalnızca bu bakış açısıyla değerlendirmeye başlayabilir. Belli noktalara odaklanarak maddi gerçeği kendi sezgileri doğrultusunda oluşturmaya başlayabilir. Önyargısını kıracak veya karşı tarafta gözönüne alması gereken delil, olgu ve beyanları görmezden gelebilir. Ya da bunları asılsız olarak değerlendirmeye meyleder.

Sezgilerinin peşinde koşan hâkim; tarafsızlığını kaybeder ve erken bir “etiketleme” davranışı içine girer. Bu durumdaki hâkim doğal olarak gerekçeyi de eğip bükmeye veya muğlak ifadeler yerleştirmeye mecbur kalır. Gerekçenin yöntemlerine uymaya çalışsa da durumu çok da gizleyemez. İşte gerekçelerin bilimsel yöntemlerle yazılması ve bilimsellik ölçüsüne göre incelenmesi zorunluluğu karşısında; bu gibi gerekçelerde bulunan hatalar hemen ortaya çıkar. Gerekçenin bilimsel yöntemlerle yazılması zorunluluğunun en büyük faydası; kontrolünün kolaylıkla sağlanabilmesidir. Bilimsellik zorunluluğu sayesinde hâkim; karar verme ve gerekçe aşamalarında –kendi içinde sahip olsa da-  asla keyfi ve subjektif yaklaşımlara yönelemez. Bilimsellik ölçüsüne uygun davranma mecburiyeti; hâkimi bilimsellik sınırları içinde kalmaya zorlar. Bu sayede hem tarafların, hem de istinaf ve temyiz mercilerinin kontrolü kolaylaşır.

Sezgiler her ne kadar yılların getirdiği tecrübeler, yaşanmışlıklar sebebiyle aslında bir birikimin sonuçları gibi görülse de; bilimsel yöntemlerin önüne geçmemeli, gereğinden fazla değer verilmemelidir. Unutulmamalıdır ki her olay ve insan kendine özgüdür; benzerlikleri olsa da her olayın kendine has şartları vardır. Bir doktorun bir hastasına, tahmine dayalı teşhis koyması veya rapor yazması ne denli hatalı ise; bir hâkimin sadece sezgilerine güvenerek karar vermesi de o kadar hatalıdır. Ayrıca sezgileri doğru olsa bile, sonuçta oluşacak karar ve gerekçe, hukuki anlamda doğru olmayabilir.

Bu yönüyle gerekçelerin bilimsel olması koşulu; mantıklı, uyumlu ve tutarlı olması koşullarının da temelini oluşturmaktadır. Aslında bilimsellik koşulu diğer üç koşulu da beraberinde sağlamaktadır.

Gerekçelerin bilimselliğinin faydaları şunlardır.

– “Adil yargılama hakkı” ve “tarafsız hâkim” ilkelerinin gerçekleşmesini sağlar.

– Tarafların karara saygı duymasını sağlar ve bu sayede adalet duygularının tatmini oluşur.

– Kontrol ve yeniden incelemeyi kolaylaştırır, istinaf ve temyiz aşamalarının daha hızlı gerçekleşmesini sağlar.

3. Gerekçe Noksanlarının Ayrımı [8]

3.1. Dış Gerekçe Noksanı: (Tam Gerekçesizlik)

Hâkimin; yargılama sonunda verdiği hükmün dayanağı olan maddi ve hukuki unsurları hiç göstermemesi durumunda, dış gerekçe noksanı vardır. Bu durumda gerekçesizlik en üst düzeyde olduğu için “Tam Gerekçesizlik” söz konusudur. Ayrıca gerekçe gösterilmiş olmasına rağmen; gerekçe ile karar arasında mantıksal bağlantı kurulamıyorsa da tam gerekçesizlikten söz edilebilir.

Dış gerekçe noksanını; “gerekçe yokluğu” ve “sözde gerekçe” olmak üzere ikiye ayırarak inceleyebiliriz.

3.1.1.   Gerekçe Yokluğu:

Kararda hiç bir gerekçe yazılmaması durumudur. Bu şekliyle uygulamada pek karşılaşılan bir durum değildir. Anayasa m.141/3 : “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır” emredici hükmü uyarınca sadece hükümler değil, mahkemelerin her kararı gerekçeli olmak zorundadır. Bu sebeple ara kararlar dahil, hüküm içeren kararlarının kesinlikle gerekçeli olma zorunluluğu vardır.

Anayasa ve diger kanunların gerekçe ile ilgili hükümleri sebebiyle; hukukumuzda gerekçesiz kararlara pek rastlanılmaz, ancak aşağıda inceleyeceğimiz sözde gerekçe konusu da dış gerekçe noksanıdır ve uygulamada temyiz merci tarafından “gerekçe yokluğu” olarak kabul edilmektedir.

Ayrıca gerekçesiz kararlar; emredici kurallara  aykırı olduğu için hâkim açısından cezai, hukuki ve disiplin sorumluluğunu gerektirmektedir.[9]

3.1.2. Sözde Gerekçe

Yazılan gerekçe ile karar arasında hiçbir mantıksal bağ olmamasıdır. Gerekçe; karar ile hiçbir mantıksal bağa sahip olmamasına rağmen sırf kanuni mecburiyet yüzünden, adeta “kopyala-yapıştır” yöntemiyle yazılmıştır. Bu sebepten bazı kararlarda yargılama esnasında olmayan olgular gerekçede bulunmakta veya dikkate alınması gereken noktalardan gerekçede hiç bahsedilmemektedir. Sözde gerekçe de temyiz merci tarafından gerekçe yokluğu olarak tanımlanmakta ve “en üst düzeyde tam gerekçesiz karar” muamelesi görmektedir.

Mantık açısından baktığımızda da “sözde gerekçenin” yargılama ve  karar ile hiçbir bağlantısı olmaması sebebiyle en üst düzeyde dış gerekçe noksanı sayılması doğrudur. Sözde gerekçe yazımını; hem tarafları, hem de kontrol mercileri olan istinaf ve temyiz kurumlarını “kandırmaya” yönelik bir hareket olarak değerlendirmek gerekir. Bu aslında yargılama makamını işgal eden hâkimin; kontrol edilmediği takdirde açıkça adil yargılanma hakkına aykırı olan bir mahkeme kararını yürürlüğe geçirmesi durumudur.

Gerekçe yokluğunda dahi mahkeme kararları temyiz ve istinaf kurumları tarafından iptal edilmediği sürece yürürlükte sayılmaktadır. Bu sebeple yargılanan kişilere  “sözde gerekçeler” ağır bir hukuki zarar verebilmektedir. Hukuka ve hâkime güvenen vatandaşların mahkemeden çıkan karara güvendiğini ve kararı gerekçe yönünden inceleme imkanı olmadığını, hatta avukatı bile olmadığını düşündüğümüz durumlarda; “sözde gerekçeye” sahip olan karar yürürlüğe girecek ve itiraz edilmediği takdirde  kesinleşmiş olacaktır.

Bu gibi durumlarda Türk Hukuk Sistemi’ne güveni olan kişiler açısından durumun çok ağır sonuçları olabilmektedir. Bu sebeple sözde gerekçeli kararları yazan hâkimlerin; cezai sorumluluğunun da ağır olması gerekir. Hatta özel hukukta bazı durumlarda geçerli olan “mutlak butlan şartlarının” zamanaşımı açısından “sözde gerekçeli kararlarda da” geçerli olması gerekir. Temyiz veya istinaf incelemesinden geçmemiş kararların “gerekçe yokluğu, sözde gerekçe” açısından ve zamanaşımına tabi olmadan tekrar incelenebilmesi yönünde bir yasal düzenleme; bu konularla ilgili mağduriyetleri giderecek ve hâkimlerin daha dikkatli davranmalarını sağlayacaktır.

Sözde gerekçe” veya “gerekçe yokluğu” özelliklerine sahip kararlar “mutlak butlan” ile aynı değerlendirilmesi gereken hukuki durumlardır. Bu gibi durumlarda mahkeme kararı kesin hükümsüzdür. Ancak inceleme yapılmadığı hallerde, mahkeme kararı olmaları sebebiyle hüküm doğurmaktadırlar. Bu halde karşımıza kesin hükümsüz bir kararın, yani ağır bir adaletsizliğin, yasalar çerçevesinde hüküm haline gelmesi gibi bir sonuç meydana gelmektedir. Bu hukuki durum ise hukuka güveni zedeleyen bir sonucu doğurmaktadır.

3.2. İç Gerekçe Noksanı:

İncelenmiş olsa idi başka bir sonuca varabileceğini kabul ettirecek biçimde önemli olan unsurların, tartışmaya alınmaması halinde iç gerekçe noksanından bahsedilir. İç gerekçe noksanını “maddi hata” ve “mantık hatasına” bağlı olmak üzere iki başlıkta inceleyebiliriz.

3.2.3. Maddi Hata: Hatalı gerekçe

Gerekçe; sehven yapılan bilgi yanlışları içeriyorsa veya kanun maddeleri hatalı yazılmışsa, cezanın bireyselliştirilmesi konusunda hata yapılmışsa maddi hata vardır. Bu tür gerekçelerde bir mantık hatası, metod hatası olmamasına rağmen yazımdan veya başka sebeplerden maddi hatalar vardır. Örneğin gerekçede kanun maddesinin anılması ama kanun numarasının yazılmaması, veya dayanması gereken madde numarasının yanlış yazılması gibi hatalar kararı etkilemese de düzeltilmesi gereken maddi hatalı gerekçelerdir.

3.2.4. Mantık Hatası: Çelişkili gerekçe ve yetersiz gerekçe

Çelişkili gerekçe; adından da anlaşılacağı gibi sonuçta verilen karar ile, arasında çelişkiler içeren mantık hataları bulunan gerekçedir. Aşağıdaki konuda geniş olarak incelenmiştir.

Yetersiz gerekçe ise; gerekçenin karar için yeterli olmaması durumudur. Karar için gerekli ve yeterli gerekçe kurulamamış veya kararda bulunan bazı önemli unsurların gerekçesi yoktur. Bu sebeple gerekçe ile karar arasında bir yetersizlik vardır. Okunduğu ve incelendiği takdirde, gerekçenin hem mantık olarak ve hem de yazım olarak verilen karara yetmediği anlaşılır. Kararda anılan bir durumun hangi delillere veya olgulara dayandığı veya hangi kanun maddelerinden kaynaklandığı hiç gösterilmemiştir. Bu tür gerekçeler sonraki bölümde geniş olarak incelenmiştir.

4. Gerekçeye Göre Kararların Ayrımı

Kararları gerekçelerinin durumuna göre sınıflandırmak gerekirse, genel olarak karşımıza dört adet karar şekli çıkar. Bunlar; “gerekçeli kararlar”, “yetersiz gerekçeli kararlar”, “yanlış gerekçeli kararlar” ve “gerekçesiz kararlardır”.

4.1. Gerekçeli Karar (Doğru gerekçeli, bilimsel yeterliliği olan karar)

Yargılama sürecindeki tüm olgu ve olaylar doğru bakış açısıyla analiz edilmiş, kanuna uygun şartlarda ve mantık kurallarına uygun olarak yorumlanmış, tüm tarafların açıklama ve delilleri tartışılmış, buna göre yorumlanmış; gerekçesi doğru, mantıklı, akla, vicdana uygun olan kararlardır. Bu tür kararlarda, olaylar ve deliller mantıklı bir sıralamaya tabi tutularak incelenmiştir.

Doğru gerekçeli kararların en önemli özelliği; kontrol edilmesi durumunda normal akla ve vicdana sahip ortalama her insanın anlayabileceği ve uygun bulabileceği şekilde yazılmış olmalarıdır. Dikkate alınan olgu ve olaylar ile sonuç arasında mantıklı ilişkiler bulunur. Olay ve olguların her biri önemine göre incelenmiş ve sonuca etki etmiştir. Olayın veya işlenen suçun ağırlığı ile karar arasında bir orantı vardır. Vicdani kanaat kullanılmışsa, onun da mantıklı bir açıklaması vardır. Kısaca doğru gerekçeli karar; “kanuna uygun ve bilimsel yöntemlerle yazılmış olayın ve şartların önemi ile orantılı, vicdani ölçülere uygun olan kararlardır”.

4.2. Yetersiz Gerekçeli Karar

Yetersiz gerekçeli karar; hatalı veya sözde gerekçeden farklıdır. Teknik olarak gerekçe vardır ancak kararın doğruluğuna, haklılığına yetmemektedir. Kararın doğruluğu durumunda bile gerekçenin yetersiz olması bozma nedenidir. Çünkü gerekçe; sonucunda verilen kararı doğrulamaya, haklılığını savunmaya yeterli değildir. Tek tek izah edilmeden genel olarak “neden ve koşullar” veya “takdiren” gibi terimler kullanmak, yetersiz gerekçe üretmektedir. Gerekçede yazılan her kelimenin bir sebebi ve açıklaması olmalıdır.

Örneğin; bir hâkim takdiren cezada indirim yapmış ise, neden böyle bir takdir hakkı kullandığını açıklamak zorundadır. Tam tersi durumda cezayı arttırmışsa bunun da sebeplerini açıklamak durumundadır. Yetersiz gerekçe sonucu; karar ile gerekçe arasında gözle görülür bir sapma vardır. Bir ila üç yıl arasında bir ceza verilmesi gereken bir davada, hâkimin üç yıl cezaya hükmetmesinin sebeplerini gerekçede izah edebilmesi gerekir. İncelendiğinde karar için gerekçede yazılan unsurlar yetersiz görülüyorsa veya bu unsurlar muğlak, genel ifadelerle açıklanmışsa yetersiz gerekçeden sözedilir.

4.2.1. Yetersiz Gerekçe Örnekleri

—————————————————–

 “1-Katılanın 09/12/2015 tarihli hazırlık beyanında şikayetten vazgeçmesi, hakaret suçunun takibinin şikayete bağlı olması ve vazgeçmeden de dönülemeyeceğinin anlaşılması karşısında bu suçtan açılan davanın düşürülmesi gerekirken, yasal olmayan ve yetersiz gerekçe ile yargılamaya devamla mahkumiyet kararı verilmesi,

2- Sanığın adli sicil kaydına göre , Adana 5 Ağır Ceza Mahkemesinin 2007/229 esas 2007/300 karar sayılı ilamı nedeniyle mükerrir olmasına karşın tekerrüre esas alınması gerektiği gözetilmeden yetersiz gerekçe ile karar verilmesi,

Bozmayı gerektirmiş olup istinaf başvurusunda bulunan O yer Cumhuriyet Savcısının istinaf talebi bu nedenle uygun görülmekle başkaca yönleri incelenmeksizin HÜKÜMLERİN BOZULMASINA…” [10]

—————————————————–

 “1- Sabıkası bulunmayan sanığın, 5271 sayılı CMK.nun 231/6-b madde, fıkra ve bendi uyarınca, kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları gözönünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda oluşan kanaate göre hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilip verilmeyeceğinin değerlendirilmesi gerekirken, “sanığın ileride bir daha suç işlemekten çekinmesinden sebep olacağı hakkında Mahkememizde vicdani kanaat hasıl olmadığından” denilmek suretiyle yasal olmayan ve yetersiz gerekçeyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi,

2- Sanığın mağdura karşı işlemiş olduğu kasten yaralama suçundan kurulan hükümde; 5237 sayılı TCK.nun 51. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde; sanığın daha önce üç aydan fazla hapis cezası ile cezalandırılmamış olması koşulu ve (b) bendinde; suçu işledikten sonra yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık dolayısıyla tekrar suç işleyemeyeceği konusunda mahkemede bir kanaatin oluşması hükmünün getirildiği cihetle, sabıkası bulunmayan sanık hakkında, “suç işleme hususundaki eğilimleri gözönüne alınarak sanığa verilen hapis cezasının ertelenmesi halinde ileride bir daha suç işlemekten çekinmelerine sebep olacağı hakkında mahkememizde vicdani kanaat hasıl olmadığından” denilmek suretiyle yasal olmayan yetersiz gerekçe ile 5237 sayılı 51. maddelerinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi,

3- Sanığın mağdura karşı işlemiş olduğu kasten yaralama suçundan kurulan hükümde; Adli tıp kriterleri açısından kemik kırıklarının hayat fonksiyonlarına etkisinin harf (1) – ağır (6) derece şeklinde sınırandırılması ve 5237 sayılı TCK.nun 87/3. maddesinde kemik kırığının hayat fonksiyonlarına etkisine göre cezanın en fazla 1/2’ye kadar artırımının öngörülmüş olması karşısında, katılanın adli raporunda vücudundaki kemik kırığının hayati fonksiyonlarına etkisinin orta (2) derece olduğunun belirtilmesine rağmen, 5237 sayılı TCK.nun 3. maddesindeki orantılılık ilkesine aykırı olarak, yetersiz gerekçe ile sanığın cezasında üst sınırdan artırım yapılması,

Yasaya aykırı, sanık müdafinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA…” [11]

—————————————————–

 “Hakaret eyleminin karakolun hangi bölümünde gerçekleştiği ve aleniyet öğesinin ne şekilde oluştuğu açıklanıp tartışılmadan, yetersiz gerekçeyle cezada artırım yapılması,

Kanuna aykırı ve sanık …’in temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden HÜKMÜN BOZULMASINA…” [12]

—————————————————–

4.3. Yanlış Gerekçeli Kararlar: (Hatalı Gerekçe, Sözde Gerekçe, Çelişkili Gerekçe)

Gerekçe ile karar arasında hiçbir uygunluk bulunmaz. Bu tür kararları; hatalı gerekçe, sözde gerekçe ve çelişkili gerekçe olarak üçe ayırmak mümkündür.

Hatalı gerekçeli karar: Yargılama sonucunda gerekli unsurlara hiç değinilmemiş veya gerektiği kadar değinilmemiş gerekçeler vardır. Değinilmemesi gereken olgu ve olaylar ön plana çıkarılmış ise veya aslında etkili olmayan önemsiz olgular ön plana çıkarılıp tam tersi önemli unsurlara değinilmemişse hatalı gerekçeli kararlar ortaya çıkar.

“Hatalı gerekçede hâkimin değerlendirme, inceleme, muhakeme, yorum ve mantıksal çıkarımları isabetsizdir.” [13]

4.3.2. Hatalı Gerekçe Örnekleri

—————————————————–

 “usulüne uygun mühürleme ve fek tutanaklarının dosyada bulunması karşısında tüm unsurları itibariyle oluşan mühür bozma suçundan delillerin takdirinde hataya düşülerek sanığın mahkumiyeti yerine, hatalı gerekçeyle yazılı şekilde beraatine karar verilmesi…” [14]

—————————————————–

Yargıtay kararında “delillerin takdirinde” hataya düşülmesi sonucu yanlış karara varılmasını “hatalı gerekçeli karar” olarak tanımlamaktadır. Gerekçe oluştururken gözönüne alınması gereken bir delilin, herhangi bir nedenle belirtilmemesi veya gözden kaçması, hatalı gerekçeli kararı oluşturmakta ve “bozma sebebi” sayılmaktadır.

—————————————————–

 “Tüm dosya kapsamına göre sanığın, eşi mağdurdan askerlik fotoğraflarını bulmasını istediği, bulamaması sebebiyle sinirlenerek eşini darp ettiği olayda, mahkeme tarafından aynı yöndeki kabulüne ve sanık tarafından farklı bir savunmada bulunulmamasına karşın, “olayın çıkış sebebinin tam olarak belirlenememesi” şeklindeki hatalı gerekçe ile uygulama yeri bulunmayan haksız tahrik hükümlerinin uygulanması, Bozmayı gerektirmiş…” [15]

—————————————————–

Sanık ifadesinde açıkça belirttiği bir durumun, gerekçede dikkate alınmaması hatalı gerekçe olarak belirlenmiştir. Sanık ifadelerinin kararı etkileyecek olan bölümlerinin; hüküm kurulmasında ve gerekçede mutlaka tek tek belirtilmesi ve gözönüne alınması gerekmektedir. Aksi durumu temyiz merci “hatalı gerekçe” olarak görmektedir.

—————————————————–

 “Sanığın, olay günü şikayetçinin işyerine müşteri gibi girerek 1,5 TL değerindeki 1 adet ojeyi çalması şeklinde sübut bulan eyleminde; 5237 sayılı TCK.nun 145. maddesinin uygulama koşulları bulunup bulunmadığının tartışılması gerekirken hatalı gerekçe ile beraatına karar verilmesi, Bozmayı gerektirmiş…” [16]

—————————————————–

Gerekçede tartışılması ve kararda etkili olması gereken bir kanun maddesinin tartışılmaması (Hâkim tarafından görülmemesi) “hatalı gerekçe” olarak tanımlanmıştır.

—————————————————–

 “Katılanın belgeye dayalı bir zararı bulunmadığı gibi, manevi zararların hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilip verilmeyeceğinin değerlendirilmesi sırasında nazara alınamayacağı gözetildiğinde; önceden sabıkası olmayan ve cezası tekrar suç işlemeyeceği kanaati ile ertelenen sanık hakkında “zarar giderilmedi” denilmekle yetinilerek hatalı gerekçe ile 5271 sayılı CMK.nun 231/5 maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi, Bozmayı gerektirmiş…” [17]

—————————————————–

Hâkim kararında; HAGB açısından dikkate almaması gereken manevi zararları dikkate almış ve HAGB maddesini işletmemiş. (CMK. 231/5) “Zarar giderilmedi” şeklinde yazımın; maddi zarar mı yoksa manevi zarar mı olduğu belirtilmeyerek ve buna dayanarak hatalı gerekçe üretilmiş.

—————————————————–

 “Sanığın, katılanın evinin önüne attığı iddia edilen katılan ve sanığın resimlerini içerir kağıtların 3-4 yıl önce katılan ile birlikte düzenlediklerini beyan etmesi ve atılı suçlamayı kabul etmemesi karşısında sanığın üzerine atılı suçu işlediğine dair kesin, net ve her türlü kuşkudan uzak delil olmadığı halde beraatıne karar verilmesi gerekirken hatalı gerekçe ile mahkumiyetine karar verilemesi, bozmayı gerektirmiş…” [18]

—————————————————–

Sanığın anılan fotoğrafları düzenlediğini söylemesi; hâkim tarafından katılanın evinin önüne atıldığına dair bir delil gibi görülmüş. (etiketleme ve meli/malı bağımlılığı mantık hataları) Sanığın bu resimleri hazırlamış olması suçu işlediğine bir delil gibi görülmüş. Halbuki resimlerin katılanın evinin önüne kimin attığını gösteren başkaca bir delil yoktur. Bu durumda bu resimleri 3-4 yıl önce sanık ile birlikte hazırlayan kişi olan, “katılan” da kendi evinin önüne atmış ve sanığı suçlamış olabilir. Hâkimin, açık bir hatayla gerekçe üretmesi ve bu gerekçeye dayanması doğal olarak temyiz merci tarafından “hatalı gerekçe” sebebiyle bozma nedeni sayılmıştır.

—————————————————–

 “Sanığın suç tarihinde katılana hakaret içeren sözleri söylediği katılanın ve tanık A. Ç. ın aşamalarda değişmeyen ısrarlı ve tutarlı beyanları ile sabit olduğu halde, sırf tanığın katılanın oğlu olması nedeniyle beyanlarının samimi bulunmadığı şeklindeki hatalı gerekçe ile tanığın beyanları dikkate alınmayarak yazılı gerekçe ile sanığın beraatına karar verilmesi, Bozmayı gerektirmiş…” [19]

—————————————————–

Katılan ve tanığın “baba/oğul” olması sebebiyle; tanığın değişmeyen ve ısrarlı beyanları hâkim tarafından dikkate alınmamış. Halbuki kişilerin akraba olması mahkemede yalan beyan vereceklerine dair bir delil teşkil etmez. Hâkim; ön yargılı davranarak, dikkate alınması gereken bir olguyu gözardı etmiş ve karar “hatalı gerekçe” sebebiyle bozulmuştur.

Sözde gerekçeli karar: Kararlarda hâkim bilinçli olarak sözde gerekçe üretmiş olabilir. Sözde gerekçeli kararlarda, aslında olması gereken gerekçe yazılmamış veya dikkate alınmamış, onun yerine yönlendirilmiş veya zorlanmış gerekçeler üretilmiştir. Çeşitli sebeplerle hâkim; mantıksal düşünme yolunu izlememiş veya mantık kuralları dahilinda yazılması gereken gerekçeler yazılmayıp, farklı gerekçeler üretilmiştir. Bu karlarda zorlama, muğlak ifadeler, akıl yürütmeler ve bariz mantık hataları vardır.

4.3.3. Sözde Gerekçe Örnekleri

“T.C. Anayasasının 141.maddesinde bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli yazılacağı kuralı benimsenmiş, HUMK’nun 388/3. Maddesinde gerekçede nelerin bulunması gerektiği açıklanmıştır. Kararın gerekçeli bölümünde tarafların iddia ve savunmaları ile kanıtlar tartışılıp varılan sonuç Yargıtay denetimine olanak verecek şekilde açıklanmalıdır. Bu nitelikleri taşımayan gerekçe yasanın aradığı gerekçe değil sözde gerekçe sayılır. Yargıtay’ın yerleşmiş uygulaması da bu yöndedir. Somut olayda dava konusu aracın borçlu şirket tarafından borcun doğumundan sonra davalı 3. şahsa satıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de; anılan karar gerekçeden yoksun bulunmakla usul ve yasaya aykırıdır. Mahkemece dava konusu tasarrufun İİK 278, 279, 280. Maddeler gereğince iptale tabi olup olmadığı araştırılmalı, varılan sonuç gerekçelendirilerek hüküm oluşturulmalıdır.

SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı K1, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalılar F1 Tekstil San. Dış Tic. Ltd. Şti ve K2 vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile usul ve yasaya uygun bulunmayan hükmün BOZULMASINA…” [20]

—————————————————–

Yukardaki kararda HUMK 388/3maddesi şartlarına uymayan gerekçe, temyiz merci tarafından sözde gerekçe olarak kabul edilmiş ve bozma sebebi olduğu belirtilmiştir.

—————————————————–

 “HMK’nun 297/…-c. maddesine göre; hüküm tarafların iddia ve savunmalarının özetlerini, uyuşmazlık konularını, çekişmeli hususlarda toplanan delilleri ve tartışılmasını, sabit görülen vakıalar ve bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri, bunların red ve üstün tutulma sebeplerini içerir. TC. Anayasası’nın 141. Maddesince de tüm mahkeme kararlarının gerekçeli olması öngörülmüştür. Gerekçeden güdülen amaç hükmün dayanağının ortaya konmasıdır. Somut olayda yargılama dosyasının kronolojik sıralanması ve çelişkili kabuller yasanın aradığı anlamda gerekçe sayılamayacağından ve görünürde gerekçenin varlığı halinde de karar gerekçesiz sayılacağından kararın bu sebeple bozulması gerekir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalının sair temyiz itirazlarının reddine, kararın temyiz eden davalı yararına BOZULMASI…” [21]

—————————————————–

 “Mahkeme kararı belli bir şekle uygun olarak yazılmalıdır. Kararın nasıl yazılacağı konusundaki şekil 6100 sayılı HMK’nın 297. maddesinde gösterilmiş olup, bunlar arasında en önemlilerinden biri de kararların gerekçeli olmasıdır. Kararın açık ve gerekçeli olması hukuki dinlenilme hakkının sağlanması açısından önemlidir. Tarafların ileri sürdüğü iddia ve savunmalar ve bunların dayandıkları deliller, kararda tartışılıp gerekçeleri açıklandığı ölçüde karar, hukuki dinlenilme hakkına uygun bir karar olacaktır. İddia ve savunmaların kararda tartışılması, gösterilen delillerin incelenmesi, neden bir kısmının diğerine üstün tutulduğunun belirtilmesi ancak gerekçeyle mümkün olacaktır. Mahkeme kararının gerekçeli olması hususu 6100 sayılı HMK’nın 297. maddesinde belirtildiği gibi aynı zamanda Anayasa’nın 141. maddesinin de amir hükmü gereğidir. Bu nedenlerle; mahkeme kararları tarafların iddia ve savunmalarının özetini, tarafların anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri mutlaka kapsamalıdır. Gerekçe sayesinde kararların doğru olup olmadığı denetlenebilir. Gerekçesiz bir kararın Yargıtay tarafından denetlenmesi de mümkün değildir. Gerekçe, doyurucu olmalı, kararın neden, nasıl, hangi hukuki gerekçeyle ve hangi deliller değerlendirilmek suretiyle verildiği hususlarını içermelidir. Bu hususları içermeyen kararların deliller değerlendirilmek suretiyle verildiği hususlarını içermelidir. Bu hususları içermeyen kararların gerekçeli olduğundan bahsedilemez. Ayrıca kararda maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiği, kurula hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığı ortaya konulmalı, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantı açıklanmalıdır. Tarafların o dava yönünden hukuk düzenince hangi nedenle haklı ya da haksız olduğunu anlayıp değerlendirilebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimi yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçenin bulunması bu yasal ve Anayasal düzenleme karşısında zorunludur. Aksi halde, kararın gerekçeli olduğundan bahsetmek mümkün değildir. Yeri gelmişken maddi olgular ile hüküm arasındaki bağlantıyı açıklamayan sadece yapılan yargılamayı özetleyen gerekçenin de yeterli olmadığı ve doktrinde zahiri gerekçe (görünürde gerekçe) olarak adlandırıldığı unutulmamalıdır. Tüm bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere tarafların mahkemece hükmün hangi maddi ve hukuki sebebe dayandırıldığını anlayabilmeleri ve Yargıtay’ın kararın usul ve yasaya uygun olup olmadığının denetlenmesi ancak kararın gerekçeli olmasıyla mümkündür. Gerekçesi olmayan ya da görünürde gerekçeli olan kararların Yargıtay’ca denetimi yapılamaz. Bu anlatımlar ışığında somut olaya gelince; kararın gerekçe bölümünde işin esasıyla ilgili kabul gerekçesi bulunmamakta olup bu gerekçenin az yukarıda bahsedilen niteliklerde olduğundan söz edilemez. Gerekçesi olmayan bu kararın temyiz incelemesi de yapılamaz. Gerekçesiz karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı bulunmuş kararın temyiz eden davalı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalı yararına BOZULMASINA…” [22]

—————————————————–

 “Öncelikle belirtilmelidir ki, TC, Anayasasının 141/III ve aynı doğrultudaki HUMK.nun 388. maddeleri gereğince mahkeme kararlarının gerekçeli olması gerekir. Gerekçenin nasıl yazılacağı ise az önce sözü edilen yasanın 388. maddesinde gösterilmiştir. Şayet bir karar yasanın 388. maddesindeki unsurları taşımaksızın yazılmışsa o kararda gerçekte değil “sözde gerekçenin” varlığından söz edilir. Temyiz konusu olayda, mahkemece hukuki hiçbir katkıda bulunulmaksızın doğrudan bilirkişi raporuna gönderme yapılarak kurulan karar sözde gerekçeli ve bu hali ile hem Anayasanın 141/III hem de HUMK.nun 388. maddelerine aykırıdır. Bunun dışında, yasanın 389. maddesi uyarınca, her türlü kararlarda iki tarafa tahmil ve bahşedilen vazife ve hakların hiçbir tereddüt meydana getirmeyecek biçimde yazılması, kararların infaza elverişli olması, açıkçası, taraflar arasında yeni bazı uyuşmazlıklara yer vermemesi zorunludur. İnceleme konusu hüküm, bu özellikleri de taşımamaktadır.” [23]

—————————————————–

Çelişkili gerekçeli karar: Öncelikle çelişki; “söz veya anlamların, sebep ve sonuçların, kavram ve terimlerin birbirine uymaması veya zıt olması durumudur”. Birbiriyle çelişen şeyler diğerinin varlığına tahammül etmez, birisi varsa diğeri yoktur veya birisi doğruysa diğeri mutlaka yanlıştır. Bu sebeple çelişkili gerekçelerde zıt unsurlar kullanılmıştır ve birbirlerini imha ederler. Çelişkili gerekçeli kararlarda hata değil, birbirini yokeden unsurlar; yani çelişki vardır.

Çelişkili karar dediğimizde; sadece hüküm ile gerekçe arasında bir çelişki olduğu düşünülmemelidir. Gerekçe; kendi içerisinde de çelişkiler barındırıyorsa “çelişkili gerekçeye sahip olan hatalı bir karar” sözkonusudur. İki ayrım arasında ince de olsa bir fark bulunur.

Birisinde gerekçede çelişki yoktur, gerekçe ile karar arasında çelişki vardır. Diğerinde ise hatalı veya doğru kararın dayanağı olan gerekçe; kendi içinde çelişkililer barındırır. İkinci durumda karar doğru bile olsa, gerekçenin çelişki içermesi sebebiyle ortada bir sorun vardır ve bu tür çelişkili gerekçeler, temyizde bozma sebebidir.

4.3.4. Çelişkili Gerekçe Örnekleri

 “ Sabıkası bulunmayan, olayda tali kusurlu oluşu gözönüne alınarak suçu işleyiş şekli olumlu değerlendirilip hapis cezası alt sınırdan belirlenen ve cezasında takdiri indirim yapılan, suç işleme eğilimine ilişkin olumsuz bir yönü dosya kapsamına yansımayan sanık hakkında, “suçu işleyiş şekli ve cezasının ertelenmesi halinde bir daha suç işlemeyeceği yönünde kanaat oluşmadığı” şeklindeki dosya kapsamıyla uyuşmayan, yetersiz ve çelişkili gerekçe ile TCK’nın 50. ve 51. maddelerinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi…”[24]

—————————————————–

 “Yargıtay Ceza Genel Kurulu ile Dairemizin yerleşmiş kararlarında açıklandığı üzere yasa metninin tekrarı gerekçe olmadığı gibi yasalarda yer alan hükümler uygulanırken gösterilen gerekçelerde çelişkiye, zafiyete düşülmemesi gerekir. Sanığın adli sicil özetinde sabıkasının bulunmadığının belirlendiği, yargılama sürecindeki iyi hali gözetilerek hakkında takdiri indirim uygulanıp ilerde suç işlemekten çekineceği kanaatine varılarak hükmolunan cezanın paraya çevrilerek ertelendiği birlikte gözetildiğinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi halinde mahkûm olunan hapis cezasının ertelenemeyeceği ve paraya çevrilemeyeceğine ilişkin 5271 sayılı CMK.nun 231/7. maddesi, sanığın kişilik özellikleri, olayın oluş biçimi, hükümlünün dava ve hükmolunan cezaya karşı tavırları, cezanın sanık üzerindeki etkisi ve caydırıcılık ilkesi denilmek suretiyle yasal ve yerinde olmayan çelişkili gerekçe ile hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi, Yasaya aykırı, sanık müdafinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden hükmün bu sebepten dolayı 5320 Sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK.nun 321.maddesi uyarınca BOZULMASINA…” [25]

—————————————————–

 “Sanığın soruşturma safhasında kurumun tüm zararını karşılayarak etkin pişmanlık göstermesi nedeniyle TCK’nın 168/1. maddesi gereğince cezasından indirim yapıldığı halde, “işlediği suçtan dolayı pişman olmaması” da gerekçe gösterilerek TCK’ nun 62 maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilerek çelişkili gerekçe ile hüküm kurulması, Kanuna aykırı, sanığın istinaf itirazları bu yönleri ile yerinde görülmekle, başkaca yönleri incelenmeyen hükmün CMK’nın 289//1-g-h ve 280/1-b maddeleri uyarınca BOZULMASINA…” [26]

—————————————————–

 “Sabıkasız olan hakkında hırsızlık suçu nedeniyle mahkumiyet hükmü kurulurken “samimi ikrarı, duruşmadaki iyi hali” olumlu değerlendirilip 5237 sayılı TCK’nın 62. maddesi gereğince belirlenen cezadan indirim yapıldığı, çalınan arabanın müşteki tarafından suça sürüklenen çocuklardan hasarsız bir şekilde teslim alındığı halde, ertelemeye ve hükmün açıklanmasına yer olmadığına karar verilirken, Yargıtay denetimine elverişli olacak şekilde takdir gerekçeleri kararda gösterilmeden, “mahkememizde pek çok dosyasının bulunuşu gözetilerek kişiliği hakkında olumlu kanaat elde edilememekle” biçimindeki yasal ve yeterli olmayan çelişkili gerekçe ile hakkında verilen hapis cezasının aynı Kanun’un 51. maddesi uyarınca ertelenmesine ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi, Bozmayı gerektirmiş…” [27]

—————————————————–

4.4. Gerekçesiz Karar

Adından da anlaşılacağı gibi bu kararlarda hatalı da olsa hiç bir gerekçe yoktur. Bu tür kararlar ağır bir usül hatasına sahip olduklarından yok hükmünde olması gerekirken, Türk Hukuku’nda gerekçesiz kararlar bozulmadığı sürece hüküm doğurmaktadır. Ancak bu tür kararlar taraflarca temyiz nedeni sayılmasa da istinaf ve temyiz aşamalarında resen bu açıdan incelenmektedir.

Yargıtay sadece bu sebebi kendi başına bozma sebebi saymaktadır. Bu sebeple gerekçesiz karar doğru veya yanlış olmasına bakılmaksızın bozulmaktadır.

“Gerekçesiz karar, hatalı, yanlış veya yetersiz karardan sonucu itibariyla da ayrılmaktadır. Yargıtay’ın istikrar kazanmış uygulamasına göre kararın sonucu doğru ama gerekçesi yetersiz veya yanlış ise yerel mahkeme kararı düzeltilerek onanmaktadır. Bununla birlikte temyiz edilmiş bir kararda başkaca bozma nedenleri varsa bu durumda Yargıtay kararı bozmakta ve yetersiz, yanlış ya da hatalı gerekçeyi bozma nedenleri arasında göstermektedir. Gerekçesiz kararın başka nedenlerle tekyiz edilmesi halinde sonucu doğru olsa bile düzeltilerek onanması mümkün değildir.” [28]

5. Gerekçenin İncelenmesi

Mahkemelerin her türlü kararları gerekçe açısından incelenirken, hem yukarda anlatılan konular açısından hem de Yargıtay ve Danıştay’ın temyiz incelemelerinde detaylandırdıkları koşullara dikkat edilmelidir. Şimdi bu koşulları tek tek açıklayalım.

5.1. Yargıtay kararlarına göre gerekçe: [29]

Mahkeme kararları, tarafların iddia ve savunmalarının özetini içermelidir:

Gerekçede mahkemede bulunan tüm tarafların iddia ve savunmalarının bir özeti bulunmalıdır. Gerekçenin giriş bölümünde bulunan bu anlatımlar sayesinde, mahkemede görülmüş davanın geneli ile ilgili bilgi sahibi olunur. Ayrıca bu açıklama; hâkimlerin dava konusu ve olayların gelişimini anlatarak kendi içlerinde bir “sağlama” yapmaları için gereklidir.

Tarafların anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları içermelidir:

Olgu ve olaylar hakkında taraflar farklı yaklaşımlar içerisindedir. Bu sebeple tüm taraflar olgu ve olayları kendi açılarından anlatırlar ve düşünürler. Gerekçede farklı tarafların kendilerine has farklı anlatımları ve aralarında anlaştıkları ve anlaşamadıkları konular tek tek açıklanmalıdır.

Çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri içermelidir:

Taraflar arasında konu olan çekişme hakkında ve tüm dava boyunca toplanan deliller, gerekçede ayrı ayrı belirtilmelidir. Bunun en önemli sebebi ise şudur; Toplanan deliller, doğal olarak mahkeme ve karar açısından önceliklidir. Her delil  mahkemenin vereceği karara etki edecektir. Bu arada ceza yargılaması açısından delilerin bir sıralaması ve önem derecesi de olacaktır. Tüm bu sebeplerden yargılama boyunca elde edilen deliller; gerekçe de ayrı ayrı açıklanmalı, ek olarak kabul edilmeyen deliller varsa, onlar da belirtilmeli ve neden kabul edilmedikleri anlatılmalıdır.

Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini içermelidir:

Delillerin değerlendirilmesi ve kategorilere sokulması şarttır. Bu sebeple olgu ve olaylar hakkında elde edilen deliller gerekçe içerisinde konularına göre değerlendirilmeli, gerekirse sıralanmalı ve ayrı ayrı tartışılmalıdır.

Sabit görülen vakıalar, çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri içermelidir:

Mahkeme tarafından sabit olarak belirlenen olaylar sonucu bir çıkarım yapıldığında; yapılan bu çıkarımın hukuki olarak doğru olması gerekir. Bu sebeple kanıtlanan sabit olaylardan, doğru sonuçların çıkarıldığının da gerekçede ayrıca izahı gerekir. Önemli bir ayrıntı; yargılamada sabit olan olayların bağlandıkları sonucun, hâkimin önyargısı sebebiyle sapabileceği gerçeğidir.

Örneğin gece yarısı alkollü içki tüketilebilen bir lokantada bulunan bir şahsın karıştığı bir suç olduğunu düşünelim. Şahıs lokantada yemek yediğini ama içki içmediğini ve kesinlikle sarhoş olmadığını söylemektedir. Dışardan bakan herkes bu şahsın sarhoş olacağını veya en azından içkili olabileceğini düşünürken, bu konuda bir karar vermesi gereken hâkim de yanılgıya düşerek bu şahsın sarhoş olduğunu düşünebilir. Eğer başkaca bir delil yok ise, içkili lokantada yemek yemiş şahsın sarhoş olduğunu düşünmemiz için herhangi bir sebep olmamasına rağmen, sırf orda bulunmuş veya yemek yemiş olmasının, yemeğin yanında içki de  içmiş olabileceğine dair bir kanıt oluşturmayacağını bilmemiz ve buna göre değerlendirme yapmamız gerekir. Bu sebeple sabit olgu ve olayların bilincimizdeki kesin sonuçlarını değerlendirirken çoğunluğa veya önyargılarımıza bağlı kalmamızı engellemek için bu olgu ve olayların sonuçlarını gerekçede açıklamak ve anlamlandırmak gerekmektedir. Örneğimizdeki olayın gerekçesinde sabit olan içkili lokantada yemek yeme faaliyetini, kişinin sarhoş veya en azından içkili olduğu sonucuna bağlayarak açıkladığımızda farklı bir sonuç çıkarken, tam tersi durumda daha farklı bir sonuç çıkmakta ise yapacağımız değerlendirme önem kazanmaktadır. Bu durumu gerekçede belirtirken örneğin sabit olaydan yola çıkarak ulaştığımız “sarhoş olma” veya “bilinci yerinde olma” alternatiflerinin ikisinin de tam olarak doğru kabul edilemeyeceğinin belirtilmesi gerekmektedir.

5.2. Ayrıca gerekçede bulunması gereken özellikler:

Doyurucu olmalıdır.

Kararın neden, nasıl, hangi hukuki gerekçeyle ve hangi deliller değerlendirilmek suretiyle verildiği hususlarını içermelidir.

Gerekçe anlatım olarak; bu gerekçeyi okuyan ortalama bir insanı tatmin edecek ve yazılanları anlamasını sağlayacak kadar doyurucu olmalıdır. Gerekçede, okuyan kişinin durumuna ve eğitim seviyesine göre farklı sonuçlar çıkaracağı şekilde muğlak veya anlamsız ifadeler olmamalıdır. Unutulmamalıdır ki gerekçe; hukuk sistemine karşı bir açıklama ve temellendirme olduğu kadar, davanın tarafları ve topluma yönelmiş bir metindir. Bu sebeple gerekçe; onu okuyan tüm kişilere hitabeden ve olayı hukuki olduğu kadar insani olarak da değerlendiren bir metin olmalıdır. İnsani açıdan taraflar ve diğer kişiler kararın haklılığını ve adalete hizmetini değerlendirebilmeli; kararda açıklanan tüm detayları anlayabilmeli ve kontrol edebilmelidirler. Sadece hukuk ile ilgili kişilerin anlayabileceği ifadeler olan ve sadece teknik bazı terimler kullanılarak yazılmış olan gerekçe; belki hukuk sistemi içerisinde bir yer edinir ancak ortalama insanlara bir şey anlatamadığında hukukun “adalete ulaşmak amacını” gerçekleştiremez. Taraflar ile diğer kişilerin “adaletin yerine geldiği” inancına hizmet etmez. Böylece gerekçe ve karar; doğru olsa da insanların adalete olan inanç ve güvenini zedeleyebilir.

Ayrıca delillerin değerlendirilmesi aşamasında; karar için hangi delillerin, neden dikkate alındığından çok, hangi delillerin neden dikkate alınmadığı daha da önemli olabilmektedir. Bu sebeple gerekçede; özellikle dikkate alınmayan delillerin sayılması, tek tek açıklanması ve neden dikkate alınmadıkları belirtilmelidir. Bu sayede gerekçeyi okuyan kişiler açısından tüm olayın tam bir değerlendirmesi yapılabilir. Aksi durumda, tüm yargılama sürecini tekrar etmek, okumak ve kontrol etmek gerekecektir ki, bu ciddi bir zaman kaybı olacaktır.

Örneğin bir yargılama esnasında, taraflarca mahkemeye toplamda dokuz adet delil sunulduğunu düşünelim.  Hâkim; karar verirken bu dokuz delilden beş tanesini dikkate alıp, diğerlerini dikkate almamışsa ne yapacağız? Doğal olarak hangi delillerin neden dikkate alınıp alınmadığını, hüküm veren sıfatıyla hâkimin açıklamasına muhtacız. Delillerin değerlendirilmesi konusunda; hâkimin verdiği karara hangi delillerin neden katılıp, hangilerinin neden katılmadığnı gerekçede açık ve mantıklı bir şekilde izah edilmesi gerekir.

Kararda maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiği belirlitmelidir.

Açıktır ki kişisel olarak tüm insanlar her olaya karşı farklı bir değerlendirme yapabilirler. Gerekçe, mahkeme konusu olayın ve olguların mahkemece nasıl değerlendirildiğini de anlatabilmelidir. Bunun en önemli sonucu; farklı değerlendirme içinde olan taraflar veya diğer kişilerin kendi değerlendirmeleri ile hâkimin değerlendirmesinin karşılaştırmalarını sağlamasıdır. Biz şahsi değerlendirmelerimizin doğru olduğunu düşünebiliriz ama aynı konuda hâkimin yaptığı değerlendirmelerinin hukuki olarak doğru olduğunu kabul edebilmemiz ancak gerekçe metninde ortaya çıkabilmektedir.

Kurulan hükmün, hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığı ortaya konulmalıdır.

Yargılama dış dünyada bir değişiklik yapar ve bu değişiklik genellikle insanların hayatlarında derin izler veya sorunlar oluşturabilir. Tarafların hayatlarında derin sonuçları olan yargılama ve kararların; hangi norma bağlı olduğunun gerekçede açıklanması gerekir. Bu hukuksal normlar veya dayanaklar, taraflarda ve toplumda oluşması gereken “adalete ulaşmak” amacına hizmet etmelidir.

Maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantı açıklanmalıdır.

Olay ve olgular ile ilgili değerlendirmeler yapılırken, gerekçede bunların hukuksal sonuçları olmaktadır. Genelde tüm normların ortak mesajı;  “X olursa; Y sonucu meydana gelir” şeklindedir. Roma Hukuku’nda hâkime “formula” veren “preatorun” söylediği aslında temel olarak budur. Formula; açıkça “iddia edilen olgu ve olay olmuş ise sonucu şu şekilde olmalıdır, yok olmamışsa da sonucu başka şekilde olmalıdır” gibi bir yargılama formülünden oluşmaktadır.

Gerekçede; “tespit edilen X olayının sonucu Y sonucu oluşmuştur” cümlesinin, mantıksal ve hukuksal olarak doğru olması gerekir.

Kesin olarak tespit edilen “X” olayının sonucu gerçekten de “Y” sonucu mu olmalıdır? Önceki bölümlerde “X” olayının kesin olarak tespit edildiği veya olduğu açıklanmışken, ayrıca ve mecburen bu “X” olayı ile sonucu olan “Y” hükmü arasındaki mantıksal bağlantı nedir? İzah edilmesi gereken; hâkim veya normlara göre her davada değişebilen sonuçlar düşünüldüğünde her “X” olayının tek bir “Y” sonucu olmayabileceği açıktır. Ancak gerekçede anlatılması gereken; belli ve sınırlı bir sapma aralığında “X” ile “Y” arasındaki mantıksal bağın doğruluk değeridir.

İfadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta olmalıdır.

Gerekçede muğlak veya her anlama gelebilen kelimeler; okuyan herkesin farklı anlamlar çıkarmasına sebep olabilecektir. Gerekçe açık anlaşılır sade bir dille yazılmış olmalı ve okuyan herkesin aynı şeyi anlamasını sağlamalıdır. Temyiz ve istinaf incelemelerinde; bu tür ifadelerin olduğu gerekçeler “gerekçe noksanı” olarak kabul edilmektedir.

Son olarak Anayasa Mahkemesi’nin bir kararında gerekçenin işlevleri ile ilgili aşağıdaki paragraf, kısa ve özlü bir şekilde durumu izah etmektedir.

—————————————————–

“… davaya konu olay ve olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak, olay ve olgular ile hüküm arasındaki bağlantıyı gösterecek nitelikte olmalıdır. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.” [30]

—————————————————–

6. Sonuç

Gerekçe kısaca; bir temellendirme, değerlendirmedir. Ancak en önemlisi “adaleti amaçlayan” yargılamanın, “değerler dünyasından” çıkan ama “gerçekler dünyasında” gerçek sonuçlar doğuran “yargılama sürecinin” temellendirmesidir. Gerçek dünyada sonuçlar doğuran bu sürecin başlangıcı gerçek olaylardır. Devamında ise bu gerçek olaylar; değerler dünyasından, yani hukuk normlarından aldığı güçle yargılanır. Yargılamayı; “gerçek dünyanın ve olayların değerler açısından sorgulanması, yorumlanması veya tanımlanması” olarak irdelersek öncelikle “değerler ve gerçeklerin” ayrılıklarını açıklamamız gerekecektir.

Değerler; düşünseldir, ideal olandır, soyuttur ve duyumla algılanamazlar. Normatif bir karaktere sahiptirler, “olması gerekeni” gösterirler. Gerçeklikler ise tam tersine “ampiriktir”;  olanı gösterirler, “duyumla algılanabilirler” ve “normatif “ değildirler. [31]

Ayrıca “değerler” nitelikleri sebebiyle, “gönül düzeyinde”, “direkt” ve “sezgisel” olarak kavranırlar. Son olarak değerleri duygu ve akıl birlikte kavrar.[32]

Yargılama; bir anlamda kişinin yaptığı “değer yargısında bulunarak, sonucunda ortaya bir ide çıkarma işlemi” gibidir. Tek farkla ki kişiler değer yargılarını ortaya çıkarırken ve sonrasında sadece kendileri ile sorumludurlar. Bu değer yargılarının doğru, yanlış olması, başkalarına gerçek dünyada sonuç yüklemesi düşünülemez. Yargılama; normlar açısından toplum düzenini ilgilendirir. Ayrıca kişiler açısından gerçek dünyada önemli sonuçları vardır. Bu bakımlardan kişilerin tek tek yaptıkları değerlendirme faaliyetinden ayrılır.

Bu sebeple “yargılama”; tüm toplum ve hatta insanlık adına doğru, bilinçli, adaletli ve mantıklı olmalıdır. Gerekçe ise yargılama işlemindeki “gerçek öncüllerin” akıl ve duyguya sunulması, “gerçeklerin” duygular ve normatif hukuk açısından “değerler” dünyasında bir karşılığının bulunması ve geri dönerek yine “gerçekler dünyasında” gerçek sonuçlara ulaşmasının anlatıldığı bir süreç ve bu süreci savunan hukuksal metindir.

Yargılama; sadece gerçeklere yaklaşıldığı oranda değil, yaklaşılan gerçeklerin “değerler dünyasına” alınması ve irdelenmesinin hakkaniyete uygun sonuçlar çıkarabilmesi oranında adalete yaklaşabilir.

Tüm gidiş ve geri dönüşün; mantık ve hukuk açısından incelenmesi ancak gerekçeler ile mümkün olabilir. Çünkü “yargılayan” adalete hizmet adına hem doğru yargı ve geri dönüşe (değere) sahip olmalı ve hem de bu hükmünü “herkese” karşı ilan edebilmelidir. Tersi durumda yani gerekçe noksanı durumunda; “yargılayan” ya bu süreci bilmiyor/idare edemiyor veya bilerek “adalet amacına rağmen, keyfi” davranıyordur. Her iki halde toplum açısından sonuç; “adaletsizlik” olacaktır.

 “Aydınlanma” ile başlayan insan hakları ve genel hukuk prensipleri, insan ve adalete hizmet açısından hukuk sistemlerinde zamanla kendini gösteren devrim niteliğinde sonuçlar doğurmuştur. Bu sonuçlardan birisi de hükmün gerekçeli olmasıdır. Aldatıcı ve zorba hukuk düzenlerine karşı; bireyin korunması gittikçe zor hale gelmekte iken, “aydınlanma” sayesinde insanlığın bu sistemlere karşı korunması amacıyla çeşitli yollar bulunmuştur. “Zor kullanma” hakkını elinde bulunduran tarafın sınırlandırılması ve hukuk sistemi açısından bireylerin korunabilmesi; “her iki tarafın” belli kurallar çerçevesinde hareket etmesine bağlıdır.

Gerekçe kurumu; her iki tarafı denetleyen ve koruyan bu kurallardan birisi olması sebebiyle; devleti adalete ve hakkaniyete uymaya yönlendirirken, bireyleri de “zor kullanabilen” tarafa karşı korumakta ve yargılamanın adalete uygun yapılmasını sağlamaktadır.

Av. Nihat BAŞ, Eylül 2019

7. Kaynaklar

ARAL Vecdi,  Hukuk Felsefesinin Temel Sorunları, Oniki Levha Yayıncılık, İstanbul, 3. Baskı, 2012 ISBN  978-605-4396-24-5 
ARAL Vecdi,  İnsan ve Norm, İÜHFM C. LXXII, S. 1. Sayfa 17-42, 2014 
AŞÇIOĞLU Çetin,  Yargıda Gerekçe Sorunu, TBB Dergisi, Sayı 48, 2003 
BECCARIA Cesare,  Suçlar ve Cezalar Hakkında, Çev. Sami Selçuk, İmge Kitabevi, Ankara, 6. Baskı, 2016 ISBN  978-975-553-412-7 
BEKRİ M. Nedim, Gerekçeli Karar Hakkı, Ankara Baro Dergisi, 2014/3, Sayfa 203-228, Hakemli Makale 
DOĞAN Murat, Hak Arama Hürriyeti ve İdari Yargi Kararlarinda Gerekçe, Gazi Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi,  2014 
ERKAL Atilla, Türk ve Alman Hukukunda Gerekçe Yükümlülüğü, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi Özeti, 2002 
IŞIKTAÇ Yasemin – METİN Sevtap, Hukuk Metodolojisi, Filiz Kitabevi, 5, Baskı, 2016 ISBN  978-975-368-253-4 
IŞIKTAÇ Yasemin, Dil, Yorumlama ve Hukuk İlişkisi, Ankara Baro Dergisi, 2001/1, Sayfa 24-35, 
IŞIKTAÇ Yasemin, Hukuk Metodoljisi Okumaları Notları,  http://isiktac.com/?p=620 
TÜRKBEN Tahsin, Anayasal Bir Zorunluluk Olarak Gerekçeli Karar, Selçuk Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi,  2009 
TAŞKIN Ahmet, Mahkeme Kararlarında Gerekçenin Önemi, International Journal Of Legal Progress, Volume 1, Sayı 2, 2015 Hakemli Makale, Doinumber:http://dx.doi.org/10.20978/ijlp.11799 
    Yargıtay Karar Arama Sitesi, https://emsal.yargitay.gov.tr/BilgiBankasiIstemciWeb/yeniTasarim/index.jsp

[1]  AİHM, Campelland Fell/Birleşik Krallık Davası & (7819/77, 28.06.1984)

[2] BECCARIA, Cesare,  Suçlar ve Cezalar Hakkında, Çeviren Sami SELÇUK, İmge Kitabevi, Ankara, 2016 ISBN 978-975-553-412-7 – Bölüm XXXI – Sahife: 159

[3] {Gerekçe, sadece usulü bir ihtiyaç olarak görülemez. Aynı zamanda doğru karar vermenin nedenidir; çünkü akıl yürütmeyi gösterir, kararı objektifleştirir. Hukuka uygunluk “gösterilecek” bir şey olduğu için de gerekçe bir zorunluluktur.} Prof. Dr. Yasemin Işıktaç  http://isiktac.com

[4] IŞIKTAÇ, Yasemin, “Hukuk Metodoljisi Okumaları Notları” “Prof. Dr. Yasemin Işıktaç Kişisel Web Sitesi:  10 Ekim 2017,   http://isiktac.com/?cat=16

[5]  TAŞKIN, Ahmet, “Mahkeme Kararlarında Gerekçenin Önemi” “International Journal of Legal Progress” Volume:1 Year:2015 Number:2 Sahife:213

[6]  ARAL, Vecdi, Hukuk ve Hukuk Bilimi Üzerine, 7. Baskı, XII Levha Yayınları, İstanbul 2012, s. 165. 

[7] TAŞKIN, Ahmet, “Mahkeme Kararlarında Gerekçenin Önemi” “International Journal of Legal Progress” Volume:1 Year:2015 Number:2 Sahife:225

[8] IŞIKTAÇ, Yasemin, METİN, Sevtap. “Hukuk Metodolojisi – 2016” “Sahife:172-173”

[9] TAŞKIN, Ahmet, “Mahkeme Kararlarında Gerekçenin Önemi” “International Journal of Legal Progress” Volume:1 Year:2015 Number:2 Sahife:216

[10] Gaziantep BAM – 9. Ceza Dairesi Esas No.: 2017/2 Karar No.: 2017/103 Karar tarihi: 17.01.2017

[11] T.C. Yargıtay B. – 8. Ceza Dairesi Esas No.: 2015/14545 Karar No.: 2016/11263 Karar tarihi: 12.12.2016

[12] T.C. Yargıtay B. – 4. Ceza Dairesi Esas No.: 2013/37639 Karar No.: 2014/21447 Karar tarihi: 12.06.2014

[13] TAŞKIN, Ahmet, “Mahkeme Kararlarında Gerekçenin Önemi” “International Journal of Legal Progress” Volume:1 Year:2015 Number:2 Sahife:221

[14] T.C. Yargıtay B. – 21. Ceza Dairesi, Esas No.: 2016/10303, Karar No.: 2017/891, Karar tarihi: 22.02.2017

[15] T.C. Yargıtay B. – 3. Ceza Dairesi Esas No.: 2013/19938 Karar No.: 2014/4953 Karar tarihi: 12.02.2014

[16] T.C. Yargıtay B. – 2. Ceza Dairesi Esas No.: 2013/24302 Karar No.: 2014/11172 Karar tarihi: 29.04.2014

[17] T.C. Yargıtay B. – 2. Ceza Dairesi Esas No.: 2012/4360 Karar No.: 2013/27276 Karar tarihi: 21.11.2013

[18] T.C. Yargıtay B. – 2. Ceza Dairesi Esas No.: 2011/29639 Karar No.: 2013/17272 Karar tarihi: 25.06.2013

[19] T.C. Yargıtay B. – 2. Ceza Dairesi Esas No.: 2009/12673 Karar No.: 2010/14671 Karar tarihi: 04.05.2010

[20] T.C. Yargıtay B. – 17. Hukuk Dairesi Esas No.: 2010/1674 Karar No.: 2010/2882 Karar tarihi: 30.03.2010

[21] T.C. Yargıtay B. – 15. Hukuk Dairesi Esas No.: 2017/876 Karar No.: 2017/1863 Karar tarihi: 02.05.2017

[22] T.C. Yargıtay B. 15. Hukuk Dairesi Esas No.: 2016/2062 Karar No.: 2017/3738 Karar tarihi: 01.11.2017

[23] T.C. Yargıtay B. – 14. Hukuk Dairesi Esas No.: 2008/1037 Karar No.: 2008/1731 Karar tarihi: 15.02.2008

[24] T.C. Yargıtay B. – 12. Ceza Dairesi Esas No.: 2013/7468 Karar No.: 2014/2373 Karar tarihi: 03.02.2014

[25] T.C. Yargıtay B. – 11. Ceza Dairesi Esas No.: 2010/16869 Karar No.: 2011/868 Karar tarihi: 14.02.2011

[26] İstanbul BAM – 22. Ceza Dairesi Esas No.: 2017/215 Karar No.: 2017/243 Karar tarihi: 06.02.2017

[27] T.C. Yargıtay B. – 2. Ceza Dairesi Esas No.: 2014/28281 Karar No.: 2016/8506 Karar tarihi: 04.05.2016

[28] TAŞKIN, Ahmet, “Mahkeme Kararlarında Gerekçenin Önemi” “International Journal of Legal Progress” Volume:1 Year:2015 Number:2 Sahife:216

[29]  T.C. Yargıtay B. 15. Hukuk Dairesi Esas No.: 2016/2062 Karar No.: 2017/3738 Karar tarihi: 01.11.2017

[30]  13 Haziran AYM Kararı, 2013, 2013/1235. Karar için bkz. http://anayasa.gov.tr

[31] ARAL, Vecdi, Hukuk Felsefesinin Temel Sorunları, 3. Baskı, XII Levha Yayıncılık, İstanbul 2012, s. 53.

[32] ARAL, Vecdi, Hukuk Felsefesinin Temel Sorunları, 3. Baskı, XII Levha Yayıncılık, İstanbul 2012, s. 57-58.