Ceza Genel Kurulu 2021/355 E. , 2022/621 K.
“…
Görüldüğü üzere, maddi olayın oluşuna dair iki farklı kabul söz konusudur. Olay ve olguların tespitinde şüpheden sanık yararlanır ilkesi evrensel bir kuraldır. Maddi olayın tespitinde hukuka uygun delillerle boşluklar doldurulamıyor ise, savunmanın aksi ispat edilemiyorsa şüpheden sanık yararlandırılarak oluşa ilişkin vicdani kanaate sezgilerle değil akıl ile erişilmelidir. Zira vicdani kanaat Anayasa, yasalara ve hukuka uygun olarak tecelli eder (Anayasa 138/1md).
Yargıtay temyiz denetiminde ancak belli koşullarda maddi olayı denetleyebilmekle birlikte, asıl denetim kararın hukuki yönüne ilişkin olacaktır. Hukuki denetimin isabetli şekilde yapılabilmesi maddi olayın doğru tespit edilmesine bağlıdır. Zira hem maddi hem de hukuki denetim kararın gerekçesi üzerinden yapılacaktır. Mahkeme birbirleriyle çelişen iki ayrı kabule varması halinde hukuki denetim yapmanın olanağını ortadan kaldıracaktır. Maddi olayın kabulündeki çelişki CMK 289/1-g maddesi gereğince mutlak bozma nedenleri arasında sayılmıştır. Mahkeme maddi vakanın oluşunu sanıkların eylemdeki konumlarını suçun icrasına ne şekilde katkı sağladıklarını belirledikten sonra uygulanacak yasal hükümleri tespit edip cezayı da şahsileştirmek suretiyle uygulama yapmaları gereklidir. Ancak bu aşamadan sonra karar üzerinde temyiz denetimi yapılabileceğinden sayın çoğunluğun gerekçenin yeterli olduğuna ilişkin görüşüne iştirak edilmemiştir.
Genel Kurulun çoğunluk görüşü ile maddi olayın tespitine dair gerekçenin yeterli olduğu sonucuna varıldığı için azınlıkta kalmış olmamıza rağmen Kurulca çözümlenmesi gereken diğer uyuşmazlıklarda da görüş bildirmek gerekmiştir.
Altı Ceza Genel Kurulu Üyesi ise; “Sanıkların kamu görevi nedeniyle kasten öldürme suçlarına iştirak ettiklerine ilişkin gösterdiği gerekçelerin Anayasa’nın 141 ve CMK’nın 34, 230 ve 232. maddelerinde öngörülen şekilde yasal ve yeterli olmadığı”,
Düşünceleriyle karşı oy kullanmışlardır.
2- Sanık …’ün mahkûmiyetine ilişkin yeterli delil bulunup bulunmadığı;
Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada; “suçsuzluk” ya da “masumiyet karinesi” olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; “in dubio pro reo” olarak ifade edilen “şüpheden sanık yararlanır” ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından gözönünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı gözardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı ve hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkân vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir.
… ”